1400 Derecede Sanat Demirciliğin Bilinmeyen Yüzü

Malatya’da yarım asrı aşkın süredir ata mesleğini sürdüren “Yaşayan İnsan Hazinesi” unvanlı sıcak demir ustası Yusuf Bayyiğit, demirciliğin sadece bir meslek değil, hissiyat ve ustalık gerektiren bir sanat olduğunu vurguladı. Bayyiğit, demirin ateşle buluştuğu o zorlu süreçte gücün değil, bilgi, deneyim ve duygunun belirleyici olduğunu söyledi.

MALATYA HABERLERİ - 20-04-2026 17:16

Yarım asrı aşkın süredir sıcak demire şekil veren “Yaşayan İnsan Hazinesi” Yusuf Bayyiğit, demirciliğin bilinmeyen yönlerini anlattı. “Demirde ruh olduğuna inanıyorum” sözleriyle mesleğine bakışını özetleyen usta, 1400 dereceye ulaşan ateşin karşısında gücün değil, bilgi, planlama ve hissiyatın belirleyici olduğunu vurguladı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın UNESCO kriterleri çerçevesinde belirlediği “Yaşayan İnsan Hazinesi” unvanına sahip olan sıcak demir ustası Yusuf Bayyiğit, yarım asrı aşkın süredir sürdürdüğü mesleğinin inceliklerini ve zorluklarını anlattı. Demirciliğin yalnızca fiziksel güçle yapılan bir iş olmadığını ifade eden Bayyiğit, bu zanaatın temelinde bilgi, planlama ve hissiyatın yer aldığını dile getirdi.

Demirin ateşle olan yolculuğunu anlatan Bayyiğit, sürecin rastgele darbelerle değil, bilinçli bir ustalıkla şekillendiğini belirterek, “Elbette ki oluyor. Bakın şimdi demir, ateş demirciliğin temel şeyini ben şu şekilde ifade edeyim size. Yani demir, ateş, su ve darbe, düşünce, bunların hepsine hâkim olmak lazım. Yani ben bir parça demiri ateşe koydum, onu ısıttım getirdim örsün üzerinde buna rastgele vurdum, o şekillensin, böyle bir şey yok.” ifadelerini kullandı

Demirin işlenme sürecinde ısının hayati önem taşıdığını vurgulayan Bayyiğit, metalin doğru sıcaklıkta işlenmemesi halinde istenilen sonucun elde edilemeyeceğini ifade etti. Özellikle kömür ocaklarında elde edilen yüksek ısının, demirin şekillendirilmesinde belirleyici olduğunu belirten usta, “Genelde şekillendirdiğim demirler kömür ocaklarında, propan ocağımda olmasına rağmen kömür ocaklarında demirleri mutlaka yüksek derecelere çıkarıyorum. Çünkü metalin erime derecesine geldiğinde artık eriyip akmaya başlar. Bu bizim işimize gelmez. Henüz akışkan hale gelmemiş kıvamdayken çıkarıp dövmek lazım.” şeklinde konuştu.

“KOL KUVVETİ MESELESİ DEĞİL”

Demire uygulanan darbelerin de rastgele olmadığını ifade eden Bayyiğit, “O 1400 dereceye getirmiş olduğun metale vurulan darbeler sırasına göre değişir. İlk darbeler, orta seviyedeki darbeler ve sona doğru yapılan darbelerin hepsi birbirinden farklıdır. Bu bir güç meselesi değil, kol kuvveti meselesi değil.” dedi.

“DEMİRDE RUH OLDUĞUNU DÜŞÜNEN BİRİYİM”

Mesleğine duyduğu saygıyı ve bağlılığı dile getiren Bayyiğit, demire sadece bir hammadde olarak bakmadığını, ona adeta bir canlı gibi yaklaştığını belirtti. Bayyiğit, “Ben demirde ruh olduğunu düşünen biriyim. Belki abartıyorumdur ama demirin içindeki moleküllerin dizilimini bilen biri olarak, onu dövdüğünde o yapının nasıl değiştiğini görüyorsun. Bu yüzden demire karşı çok farklı bir saygım var.” dedi.

Yüksek ısının kendisi için artık bir zorluk olmadığını dile getiren usta, “1000, 1200, 1400 derecelere geldiği zaman o ısılar rahatsız edici olabilir ama inanın umurumda bile değil. Çünkü demire bir plan yapıyorsun. Ondan bir ürün çıkaracaksın. Elinizde bir hammadde demir var. Bu demiri gerekli ısılara getiriyorsunuz. Örsümüz duruyor orada çekiciniz duruyor orada balyozunuz duruyor, ona vuracağınız çekiç darbelerin hepsini planlıyorsunuz kafanızdan ve ona şekil vermeye başlıyorsunuz. Bunu yaparken artık o çevre faktörleri yani çok sıcaktır, çok soğuktur, yok elim yandı, ayağım yandı, kılıcımlar sıçradı, yüzüme geldi. Bunlar hep böyle ikinci üçüncü plana kalıyor. Yani onu örste döverken bir kıskaç dediğimiz şeyle sıcak demiri tutup ocaktan çıkardıktan sonra diğer eline çekici alıp örsün üzerinde dövüp şekillendirmeye çalıştığımız o süreç bambaşka bir şey.” dedi.

“BİZ MAKİNE DEĞİLİZ”

Demirciliğin seri üretim mantığıyla yapılamayacağını vurgulayan Bayyiğit, her ürünün ayrı bir emeğin sonucu olduğunu söyledi. Bayyiğit, “Biz makine değiliz ki düğmeye basılsın da ürünler çıksın. Biz orada birikimimizi sergiliyoruz. El işçiliğini, alın terini, gücü, sıcağı, soğuğu… Hepsi bu işin içinde var.” dedi. Zamanla mesleğin zorluklarına alıştığını belirten Bayyiğit, “Yıllardır bu işi yapıyorum. Artık benim için ekmek yemek, su içmek gibi bir şey. Dışarıdan bakanlar zor görüyor ama bizim için sıradan.” diye konuştu.

Mesleğin risklerine de değinen Bayyiğit, her işte olduğu gibi demircilikte de tehlikelerin bulunduğunu ancak ustalıkla bu risklerin yönetilebildiğini belirterek, “Tabii ki zorlukları ve tehlikeleri var. Ama bugüne kadar ciddi bir iş kazası yaşadığımı hatırlamıyorum. Çünkü işin hâkimi sizsiniz. Her şey sizin kontrolünüzde.” dedi

ATA MESLEĞİ YAŞATILMAYA DEVAM EDİYOR

Yusuf Bayyiğit’in yarım asrı aşan meslek yolculuğu, geleneksel el sanatlarının hâlâ yaşatıldığını ve ustaların bilgi birikimiyle geleceğe aktarıldığını ortaya koyuyor. Demirin ateşle şekillendiği bu kadim meslek, ustasının ellerinde yalnızca bir üretim süreci değil, aynı zamanda sabrın, emeğin ve sanatın birleştiği bir yolculuk olarak varlığını sürdürüyor.>>TUĞÇE ERBAŞ

Günün Diğer Haberleri