7 Ekim 2023’te soykırımcı israil’e karşı başlatılan Aksa Tufanı operasyonu 3’üncü yılında devam ederken bir yandan da İsrail katliamlarını arttırdı. İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Ateş, yaptığı değerlendirmede Aksa Tufanı’nın küresel vicdanı harekete geçirdiğini ve siyonizmin sarsılmaz olduğu algısını tamamen yıktığını belirterek, mücadelenin ulusal bir sınırın ötesine geçerek tüm dünyayı kapsayan küresel bir direnişe dönüştüğünü vurguladı.
Aksa Tufanı'nın bir milat olup olmadığı, Filistin mücadelesinde hangi engelleri aştığı, İslam dünyasına verdiği dersler, küresel vicdan üzerindeki etkisi ve Kudüs ile Mescid-i Aksa'nın özgürlüğüne giden yolun nasıl şekillenmesi gerektiğine ilişkin önemli değerlendirmeler yapan Prof. Dr. Ateş, 7 Ekim sabahından itibaren dünyanın ve insanlık vicdanının geri dönülemez biçimde değiştiğini ifade etti.
"7 EKİM BİR DÖNÜM NOKTASIDIR"
Aksa Tufanı’nı Kur'an-ı Kerim'de Haşr Suresi'nde detaylarıyla anlatılan Beni Nadir Yahudilerinin Medine'den çıkarılması hadisesiyle ilişkilendirerek tarihsel ve dini bir perspektif sunan Prof. Dr. Abdurrahman Ateş, 7 Ekim’in tarihin akışını değiştiren bir kırılma noktası olduğunu ifade etti.
Ateş, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "7 Ekim 2023 sabahı Aksa Tufanı ile birlikte hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının başlangıcı oldu. Gerçekten o günden sonra dünya değişti, dünya insanlığı değişti, verilen tepkiler ve sergilenen tavırlar değişti. Dolayısıyla Aksa Tufanı'nın başlangıcıyla birlikte hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı Yepyeni bir tarihsel döneme girmiş bulunmaktayız."
"SAPAN TAŞLARINDAN ÜST DÜZEY SAVAŞ TEKNOLOJİSİNE UZANAN BÜYÜK DÖNÜŞÜM"
Filistin halkının onlarca yıldır sürdürdüğü haklı mücadelenin tarihsel süreç içerisinde geçirdiği evrime dikkat çeken Prof. Dr. Ateş, Filistin direnişinin geldiği askerî ve stratejik seviyenin önemini vurguladı.
1970 ve 1980'li yıllarda taşlarla zırhlı araçlara ve tanklara karşı koymaya çalışan Filistinlilerin bugün en gelişmiş teknolojilere karşı koyabildiğini belirten Ateş, şöyle konuştu: "Dün sapan taşlarıyla mücadele eden Müslümanların bugün, savaş teknolojisini üst düzeyde kullanan ve dünyanın süper gücü olarak görülen bir gücün itibarının ve onurunun yerle bir edildiği bir merhaleyi yaşadığını görüyoruz. Aksa Tufanı, teknolojik üstünlüğün tek başına mutlak zafer getiremeyeceğini göstermiştir."
"İŞGAL REJİMİYLE NORMALLEŞME SÜRECİ SEKTEYE UĞRADI"
Aksa Tufanı’nın siyasi ve diplomatik alandaki en büyük sonuçlarından birinin işgal rejimiyle yürütülen "normalleşme" adımlarını durdurması olduğunu dile getiren Ateş, 7 Ekim öncesinde birçok Müslüman ülkenin işgal rejimiyle diplomatik ve ekonomik ilişkileri normalleştirme yarışına girdiğini hatırlattı.
Aksa Tufanı’nın bu süreci tamamen sekteye uğrattığını belirten Prof. Dr. Ateş, şunları kaydetti: "Aksa Tufanı aslında israille 'normalleşmeyi' engelledi. Aynı zamanda zihinlerdeki birçok psikolojik engeli de aştı. Büyük güçlerle baş edilemeyeceği, büyük güçlerin dize getirilemeyeceği ve orantısız güç karşısında bir yere varılamayacağı yönündeki yenilgi psikolojisini ve düşüncesini ortadan kaldırdı. Ayrıca işgal rejiminin Gazze'deki doğrudan sivilleri hedef alan katliamları bir savaş olarak nitelendirilemez; bu yaşananlar açık bir soykırımdır ve aslında işgalcilerin yaşadığı askeri mağlubiyetin bir ilanıdır."
"MÜSLÜMANLARIN ACZİYETİ ORTAYA ÇIKTI"
Aksa Tufanı’nın bir yandan direnişin gücünü gösterirken diğer yandan İslam dünyasının içinde bulunduğu acı tabloyu net bir şekilde ifşa ettiğini vurgulayan Ateş, Müslüman toplumların sorumluluklarını yerine getirmekte yetersiz kaldığını belirtti.
2 milyarlık İslam âleminin pasif kaldığına dikkat çeken Prof. Dr. Ateş, sözlerini şöyle sürdürdü: "2 milyara yakın bir İslam ümmetinden bahsediyoruz. Bunların siyonistlere karşı etkin herhangi bir varlık göstermediğini Aksa Tufanı'yla net bir şekilde öğrenmiş olduk. Bu süreç Müslümanların acziyetini ve zaaflarını ortaya çıkardı. Ne yazık ki Müslüman toplumlar tüketim alışkanlıklarından dahi vazgeçemedi; siyonizme finans sağlayan markalara karşı etkili ve kararlı bir boykotu bile tam anlamıyla gerçekleştiremedi. Bu durum, Tufan'ın önümüze koyduğu en acı olumsuz tablolardan biridir."
"FİLİSTİN DAVASI ULUSAL SINIRLARI AŞTI, BÜTÜN YERYÜZÜ FİLİSTİN OLDU"
Aksa Tufanı’nın sadece Gazze veya Orta Doğu coğrafyasıyla sınırlı kalmadığını, dünya çapında kitlesel bir uyanışa vesile olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ateş, mücadelenin evrenselleştiğini vurguladı.
Ateş, şu değerlendirmelerde bulundu: "Aksa Tufanı ile birlikte daha önce bölgesel veya ulusal düzeyde yürütülen mücadele küresel düzeye çekildi ve bütün insanlık, adeta bütün yeryüzü Filistin oldu. İrlanda'dan, İskoçya'dan, Amerika'nın birçok eyaletinden, Kanada'dan, Meksika'dan ve İspanya'dan yükselen kitlesel tepkiler bunun en somut göstergesidir. Tufan henüz bitmedi, etkisi dalga dalga devam edecektir. Askerî boyutunun ötesinde, toplumsal ve lojistik anlamdaki etkisi muazzam şekilde sürüyor. Dünya hâlâ Filistin diye ayakta. Üniversite amfilerinden şehir meydanlarına, sivil inisiyatiflerden sanatçılara kadar Aksa Tufanı küresel vicdanda devam etmektedir."
"SİYONİZMİN ANLAYACAĞI TEK DİL GÜÇTÜR"
İşgal rejiminin diplomasi veya uluslararası hukuk kurallarından anlamadığını, tek caydırıcı unsurun askerî, ekonomik ve fikrî güç olduğunu belirten Prof. Dr. Ateş, Kur'an-ı Kerim'deki ilgili ayetlere referans verdi. Güç kavramının sadece silahlardan ibaret olmadığını dile getiren Ateş, açıklamasını şöyle sürdürdü: "İsrailin anlayacağı tek şey güçtür; Müslümanların güçlü olmasıdır. Allah-u Teala bizden, zalimlerin ve siyonistlerin korkacağı, çekineceği bir ümmet oluşturmamızı bekliyor. Ancak buradaki güç yalnızca teknoloji ve silahlardan ibaret değildir. İmanınız ve samimiyetiniz varsa, sizin eksik kalan yanınızı Allah vaadi gereği tamamlayacaktır. Çok devasa ordulara veya sonsuz silahlara gerek olmayabilir; asıl mesele israili korkutacak, caydıracak hakiki bir iradenin ve gücün var olmasıdır."
"KUDÜS KENDİ KENDİNE ÖZGÜR OLAMAZ"
Mescid-i Aksa ve Kudüs’ün özgürleşmesinin tesadüflerle veya temennilerle gerçekleşmeyeceğini vurgulayan Ateş, Gazze’deki direniş ruhunun yeni nesillere aktarılması gerektiğinin altını çizdi. Gazze halkının sergilediği teslimiyet ve direncin tüm dünyaya ders verdiğini belirten Ateş, şu ifadeleri kullandı: "Kudüs ve Mescid-i Aksa kendi kendine özgür olmaz. Sadece güce sahip olmak da yetmiyor. Bu gücü kullanacak sarsılmaz bir iradesi, direnci, sabrı ve tevekkülü olan bir ümmet yetiştirme ihtiyacını Gazze bize öğretmiş oldu. Gazze'de 8 yaşındaki çocukla 80 yaşındaki dedenin direncinin aynı seviyede olması bize bunu hatırlattı. 7-8 yaşındaki çocukların siyonist işgalcilere karşı dik duruşunu gördüğümüz zaman gerçekten kendi konfor alanlarımızdan ve yapımızdan utanıyoruz. Demek ki bizim mevcut eğitim ve yetişme tarzımızda ciddi defolar var. Bu yetişme tarzını baştan aşağı tamir ve inşa etmemiz gerekecektir."
"MÜSLÜMANLARIN SEFERBER OLMASI ŞART"
Aksa Tufanı’nın tüm dünyayı ve özellikle İslam âlemini derin bir öz eleştiriye sevk etmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Abdurrahman Ateş, rehavetin helak getireceği uyarısında bulundu. Ateş, sözlerini şu çağrıyla tamamladı: "Eğer bu rehavet hali devam ederse kaybetmemizin kaçınılmaz olduğunu bilmemiz gerekir. Rehavet, hareketsizlik ve hiçbir şey yapamama hastalığıdır. Müslümanların vakit kaybetmeksizin zihinsel, fikri ve ameli bir seferberliğe başlaması lazımdır. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Müslümanlar da Aksa Tufanı'ndan önceki gibi rehavet içinde yaşayamazlar. Bu süreç 3 yıldır dünyaya çok hayati sorular sordurdu. Aksa Tufanı bize de kendi duruşumuzu sorgulatmalı, derin sorular sordurmalıdır. Eğer Aksa Tufanı bile bize kendimizi sorgulatıp harekete geçirmiyorsa, burada çok ciddi bir manevi problem var demektir. O zaman gerçekten yanıldığımızı ve kaybettiğimizi şimdiden ilan edebiliriz.">>MEHMET TURAN ÇİĞDEM
EDİTÖR




















