Malatya Lider Gazetesi
HV
24 HAZİRAN Çarşamba 16:23

Suça Sürüklenen Çocuklar İçin Ceza Artışı ve Psikolojik Perspektif ​​​​​​​AK Parti’nin Yeni Yasa Teklifi

Suç işleyen çocuk sayısı artması nedeniyle; AK Parti, suça sürüklenen çocuklar için hazırladığı yasa teklifiyle çocukların suça sürüklenmesinin önüne geçmek istiyor. 15-18 yaş arası çocukların karıştığı suç fiilleri için cezai müeyyidelerin ağırlaştırılmasını içeren tasarı gündemdeki yerini korurken Psikolog Esra Avşar, bu çocukların psikolojik profilini ve suça yönelten faktörleri gazetemize değerlendirdi. Yasada rehabilitasyon odaklı yaklaşımlara dikkat edilmesi gerektiğini belirten Avşar, erken deneyimlerin, aile işlevselliğinin ve çevresel koşulların da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.

GÜNCEL
Suça Sürüklenen Çocuklar İçin Ceza Artışı ve Psikolojik Perspektif  ​​​​​​​AK Parti’nin Yeni Yasa Teklifi

AK Parti’nin suça sürüklenen çocuklar için hazırladığı yeni yasa teklifi, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Teklife göre, 15-18 yaş arası suça karışan çocuklarda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren durumlarda üst sınır 24 yıldan 27 yıla, müebbet hapis cezasını gerektiren hallerde ise 15 yıldan 18 yıla çıkarılacak. Bu düzenleme, “suça sürüklenen çocuk” kavramını yeniden gündeme taşırken, çocukların suç davranışlarının ardındaki psikolojik ve sosyal dinamikler tartışma konusu oldu. Psikolog Esra Avşar, Malatya’da gazetemize verdiği röportajda, bu çocukların psikolojik profilini, suça yönelten faktörleri ve rehabilitasyonun önemini detaylı bir şekilde ele aldı. Avşar, cezalandırma yerine rehabilitasyon odaklı yaklaşımların çocukların topluma kazandırılmasında daha etkili olduğunu vurguladı.

 Türkiye’de suça sürüklenen çocuk sayısında son yıllarda artış gözleniyor. TÜİK verilerine göre, 2024 yılında güvenlik birimlerine getirilen çocuk sayısı bir önceki yıla göre %8 artarak 150 bini aştı. Bu durum, ekonomik sorunlar, göç, aile yapısındaki bozulmalar ve pandemi sonrası artan sosyal medya etkisinin suça yönelimi tetiklediğini gösteriyor. Avşar, bu çocukların suçun failinden çok mağduru olduğunu, travma, ihmal ve akran baskısının davranışlarını şekillendirdiğini belirtiyor. Yeni yasa teklifinin ceza artırımıyla sınırlı kalması halinde, sorunun kök nedenlerini çözemeyeceği uyarısında bulunan Avşar, multidisipliner yaklaşımlar ve erken müdahale programlarının gerekliliğine dikkat çekti.

ROL MODELLERİN OLUMSUZLUĞU ETKİLİ

Suça sürüklenen çocuklar kavramını psikolojik açıdan tanımlayan Avşar, “Suça sürüklenen çocuk” kavramı, çocuğun bireysel tercihinden çok, içinde bulunduğu sosyal, ekonomik, kültürel ve ailevi koşulların etkisiyle suça yönelmesini vurgular. Yani çocuk, gelişimsel olarak henüz olgunlaşmamış bilişsel, duygusal ve sosyal kapasitesi nedeniyle risklere daha açık, dış etkilere daha duyarlı bir konumdadır. Burada suç, çocuğun kişiliğine yapışan kalıcı bir etiket olarak değil; çocuğun maruz kaldığı olumsuz yaşam koşullarının, travmaların, ihmalin ya da yanlış yönlendirmelerin bir sonucu olarak görülür. Bu yaklaşım, çocuğu suçun faili olmaktan ziyade, çoğunlukla suçun mağduru olarak da değerlendirir. Çocuğun davranışlarının ardında, psikolojik ihtiyaçlarının karşılanmaması, bağlanma sorunları, duygu düzenleme güçlükleri, rol modellerin olumsuzluğu veya akran baskısı gibi etkenler vardır. Geleneksel “suçlu çocuk” anlayışından farkları: Etiketleme farkı: Geleneksel anlayışta çocuk, “suçlu” olarak damgalanır; bu damga kimliğini, özgüvenini ve topluma yeniden uyumunu olumsuz etkiler. Yeni yaklaşımda ise “suça sürüklenen” ifadesi, çocuğun suça itilmiş olduğunu, yani edilgen bir pozisyonda bulunduğunu vurgular. Psikolojik gelişim dikkate alınır: “Suça sürüklenen çocuk” yaklaşımı, çocuğun gelişimsel özelliklerini, bilişsel ve duygusal olgunlaşmamışlığını göz önüne alır. Önleyici ve iyileştirici bakış açısı: Geleneksel anlayış cezalandırmayı ön planda tutarken, modern yaklaşım çocuğu korumayı, rehabilite etmeyi ve yeniden topluma kazandırmayı amaçlar. Çocuğun çevresel koşulları merkeze alır:  Aile, okul, mahalle ve sosyal çevre faktörleri incelenerek suç davranışının ardındaki dinamikler anlaşılmaya çalışılır.  “suça sürüklenen çocuk” kavramı, çocuğu damgalamadan, gelişimsel ve psikososyal ihtiyaçlarını dikkate alarak ele alan; cezalandırıcı değil, onarıcı ve destekleyici bir yaklaşımı temsil eder.” dedi.

“ERKEN DENEYİM VE AİLE İŞLEVSELLİĞİ BELİRLEYİCİ”

Ülkemizde suça sürüklenen çocukların psikolojik profili ve suç artışları hakkında gözlemlerini paylaşan Avşar, “Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde, suça sürüklenen çocukların davranışlarının arkasında çok boyutlu risk faktörleri bulunur. Bu faktörler çocuğun biyopsikososyal gelişimini etkileyen erken deneyimlerden, aile işlevselliğinden ve çevresel koşullardan beslenir. Bilimsel literatürde en sık vurgulanan başlıca psikolojik risk faktörleri şunlardır: Travmatik Yaşantılar ve İhmal, Fiziksel, duygusal ve cinsel istismar öyküleri, Aile içi şiddete tanıklık, Duygusal ihmal, Bağlanma sorunları, Bilişsel ve Nöropsikolojik Sorunlar, Duygu Düzenleme ve Benlik Algısı Sorunları, Evrensel ve Sosyal Psikolojik Etkenler

suça sürüklenen çocukların psikolojik profili genellikle travmatik deneyimler, güvenli bağlanmanın olmayışı, yürütücü işlev bozuklukları, düşük özdenetim ve olumsuz sosyal öğrenmelerin birleşimi ile şekillenir. Bu nedenle çocukların suça yönelimini anlamak, yalnızca bireysel davranışı değil; gelişimsel, psikodinamik ve çevresel risk faktörlerini birlikte ele almayı gerektirir.” ifadelerini kullandı.

“AİLE İÇİ İHMAL VE İSTİSMAR TETİKLEYİCİ OLABİLİR”

Suça sürüklenen çocukların arkasındaki başlıca psikolojik risk faktörleri sıralayan Avşar, “Suça sürüklenen çocukların davranışlarının arkasında genellikle travmatik deneyimler, güvenli bağlanma eksikliği, yürütücü işlev yetersizlikleri, düşük özdenetim ve olumsuz sosyal öğrenmeler yer alır. Bu faktörler tek başına belirleyici olmaktan çok, bir araya geldiklerinde çocuğun riskli davranışlara yönelme ihtimalini artırır. Dolayısıyla, psikolojik müdahalelerde yalnızca bireysel değil, ailevi ve çevresel faktörleri de kapsayan bütüncül bir yaklaşım esastır.

Türkiye’de çocukların suça sürüklenmesinde aile içi ihmal, istismar, ebeveyn psikopatolojisi ve göç/yoksulluk dinamikleri kritik risk faktörleridir. Buna karşılık, demokratik ebeveynlik, güvenli bağlanma ve güçlü sosyal destek mekanizmaları çocukları koruyucu faktörlerdir. Dolayısıyla suç davranışlarını azaltmak için yalnızca çocuğa değil, aile içi işlevselliğe ve ebeveyn ruh sağlığına müdahale büyük önem taşır. Çocukların suç davranışları çoğu zaman bireysel bir seçim değil, akran baskısı ve sosyal çevrenin öğretileriyle şekillenen bir öğrenme sürecidir. Sosyal medya bu döngüyü hızlandıran ve görünür kılan bir alan haline gelmiştir. Bu nedenle, koruyucu faktörlerin güçlendirilmesi (aile desteği, pozitif rol modeller, medya okuryazarlığı) kritik önem taşır. Suça sürüklenmede bireysel faktörler (genetik yatkınlık, biyolojik farklılıklar, gelişimsel bozukluklar) ile çevresel faktörler (yoksulluk, göç, aile sorunları) birbirini besleyen bir etkileşim içindedir. Türkiye bağlamında, yoksulluk, göç ve sosyal eşitsizlikler bireysel yatkınlıklardan daha baskın risk faktörleri olarak öne çıkmaktadır.

 Madde bağımlılığının sürecin önemli bir faktörü olabileceğinin altını çizen Avşar, sonraki süreçte bireylerde benlik kaybı yaşanabileceğini belirtti. Avşar, Çocuklarda ruh sağlığı sorunları ve madde kullanımı, özdenetim kaybı, işlevsellik bozukluğu ve riskli akran etkisi yoluyla suça sürüklenmeyi tetikler. Psikologların görevi, erken tanı, aile desteği, terapötik müdahale ve toplumsal düzeyde koruyucu çalışmalarla bu kısır döngüyü kırmaktır. Suça sürüklenen çocuklar, uzun vadede benlik algısında bozulma, travmatik stres belirtileri, duygusal düzenleme sorunları ve sosyal dışlanma ile karşılaşırlar. Bu etkiler, çocuğun topluma sağlıklı bir şekilde entegre olmasını zorlaştırır ve “suç döngüsünün” devam etmesine neden olur. Dolayısıyla psikologların rolü, yalnızca bireysel terapi değil; aynı zamanda rehabilitasyon, toplumsal farkındalık ve politika geliştirme süreçlerine katkı sunmaktır. Suça sürüklenen çocukların aileleri, suçluluk, utanç, kaygı ve tükenmişlik gibi yoğun duygusal yükler taşır. Bu durum yalnızca ebeveyn-çocuk ilişkisini değil, aile sisteminin bütününü etkiler. Psikologların görevi; aileye psikoeğitim, duygusal destek, stres yönetimi ve iletişim becerileri kazandırarak ebeveynin bu yükü daha sağlıklı şekilde yönetmesine yardımcı olmaktır.” açıklamalarını yaptı.  Yeni yasa tasarısında psikologların aktif rol alması gerektiğine dikkati çeken Avşar, “Yargılama süreci çocuklarda stres, kaygı, travmatizasyon ve damgalanma riskini artırır. Bu riskleri azaltmak için çocuk dostu yargılama mekanizmaları, psikolojik destek hizmetlerinin entegrasyonu ve damgalayıcı dilden uzak durulması gerekir. Yeni yasa tasarıları olumlu bir adım olsa da, psikologların aktif rol aldığı güçlü bir uygulama altyapısı olmadan yeterli olmayacaktır.” dedi.

Mehmet Turan Çiğdem

 

EDİTÖREDİTÖR

YORUMLAR