Malatya’da Birleşik Emekliler Sendikası Şube Başkanı Haydar Göktaş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın bir kanalında emekli maaşlarıyla ilgili sarf ettiği sözlere sert tepki gösterdi. Bakanın, bir televizyon programında “Devlet zor koşullarda bile emekli maaşlarını aksatmadan ödüyor” sözlerini eleştiren Göktaş, “Sanki krizlerin, depremlerin, enflasyonun sorumlusu emekliler! 17.500 TL’lik maaş ev kirasına yetmezken, suçlu 30 yıl prim ödemiş emekliler mi?” diye sordu. Açlık sınırının 26 bin, yoksulluk sınırının 86 bin TL’ye ulaştığını hatırlatan Göktaş, iktidarın bütçeyi “zenginlerden ve yandaşlardan” yana kullandığını iddia etti.
“EMEKLİLER SUÇLU DEĞİL”
Emeklilerin bir sorun olarak algılandığını öne süren Göktaş, “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımızın bir televizyon programında, devletin zor koşullarda bile emekli maaşlarını aksatmadan ödediğini ifade etmesi, biz emeklilerde derin bir üzüntü yaratmıştır. Ülkemizde yaşanan krizler, enflasyon, adalete ve hukuka güvenin sıfırlanması, depremler, orman yangınları, çevre katliamları ve insan hakları ihlallerinin sorumlusu sanki emeklilermiş gibi hissettik. Sayın Bakan, kendi bakış açısı ve iktidar penceresinden haklı olabilir. Benzer sözleri, iktidar milletvekillerinden de Meclis kürsülerinde ve sohbetlerde duyuyoruz. Ancak emeklilere ödenen maaşlar, sanki hükümetin sırtında bir yük, en son düşünülmesi gereken bir ödeme gibi algılanıyor. Dünya ülkelerinden Mısır ve Hindistan örnek verilerek karşılaştırma yapılıyor. Peki, neden İsviçre, Norveç, Finlandiya gibi ülkelerle kıyaslama yapılmıyor? Amatör ligdeki bir takım, Süper Lig takımıyla kıyaslanamaz elbette. Ama biz emekliler, amatör ligde bile değiliz; sayenizde mahalle takımı bile olamadık. Açlık sınırının yarısı kadar maaş alan biz emeklilere, “Zorda olsa ödüyoruz” diyorsanız, bunun suçlusu 30 yıl çalışmış, vergisini, primini ödemiş, gençliğini, ömrünü vermiş emekliler değildir. Emekli olmak için sizin belirlediğiniz tüm şartları yerine getiren emekliler ve dul-yetimler değildir. Gün sayısında, yaşta veya ödenen primde bir eksiklik olursa emekli olamıyorsak, bu günahın vebalini bize yükleyemezsiniz. Biz emekliler, zorda da olsa maaş ödediğinizi biliyoruz.” dedi.
Açlık sınırının asgari ücreti geride bıraktığını vurgulayan Göktaş, şu açıklamaları yaptı: “Ancak açlık sınırı 26 bin, yoksulluk sınırı 86 bin lira olmuşken, emeklinin ortalama maaşı 17.500 lira! Bu maaş ev kirasına bile yetmiyorsa, suçlu karnını doyuramadığınız emekli mi, yoksa tokluk ve zenginlik sınırı belli olmayan %20’lik kesimin gözünü doyurmak mı? Yoksa ülke bütçesini oluştururken fakirden alıp zengine veren haksızlıklar mı? Bütçeyi pay ederken gözü doymayan zenginlerden yana tercih yapılması mı? Dünyada salgın, ekonomik kriz, deprem veya felaket olduğunda bazıları servetine servet katar, ama fatura emekliye ve yoksula kesilir. Ülkemizde salgın olur, deprem olur, enflasyonda ve faizde dünya şampiyonu oluruz, siyasi çekişmeler yaşanır, adalete ve siyasilere güven kalmaz. Fatura yine fakire, sabit gelirliye, emekliye, asgari ücretliye kesilir. Açlığın dini, yoksulluğun vatanı olmaz. Eğer ülkemizde açlık, sefalet, enflasyon ve faizlerde dünya şampiyonu olduysak, bunun tek sorumlusu, iktidarın tercihlerini halktan ve fakirden yana değil, zenginden ve yandaştan yana kullanmasıdır. Kendi halkının yoksulluğunu görmeyip başka milletlere ve ülkelere destek, yardım ve israf şatafatından vazgeçmediği içindir. Emeklinin, emekçinin yoksulluğu ve sefaleti konuşulmasın diye ülke gündemi sürekli siyasi ve adli konularla meşgul ediliyor. Siyasi partiler, emeklinin, esnafın, köylünün, çiftçinin sorunlarını konuşmak yerine, birkaç siyasi parti ve liderin siyasi ikballeriyle gündemi işgal ediyor. Hiçbir gündem konusu, emeklinin 17 bin liralık maaşının ev kirasına yetmediğini, ev sahiplerinin emekliye kiralık ev vermediğini, sağlık sorunlarını ve eğitim giderlerini unutturamaz. Bugün yaşadığımız yaşam seviyesi, sizin 23 yıllık karne notunuzdur. Biz emekliler, hak istemeyi eğilmek zannettik, bu yüzden bu hallere düştük. Ama sonra anladık ki, hak istemek eğilmek değil, 17 milyon emeklinin ve ailelerinin dik durmasıdır. Bundan sonra hep dik duracağız ve hakkımız olanı alacağız!”>>MEHMET TURAN ÇİĞDEM