Kendine Yetemeyen Beka Sorunu Yaşıyordur

Asrın Felaketini yaşayan Malatya’da Kent Konseyi’nin düzenlediği Deprem Nedenli Göçün Malatya Ekonomisine Etkisi Çalıştayında, “Göçün Malatya’nın Tarımsal Faaliyetlerine Etkisi” konulu sunum yapan Malatya Turgut Özal Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan Gündüz, deprem sürecinde tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların deprem sürecinde şehri terk etmediğini hatırlatarak, tarımsal anlamda kendine yetemeyen toplumların beka sorunu yaşadığını söyledi.

GÜNCEL - 30-06-2025 17:22

Asrın Felaketini yaşayan Malatya’da Kent Konseyi’nin düzenlediği Deprem Nedenli Göçün Malatya Ekonomisine Etkisi Çalıştayında, “Göçün Malatya’nın Tarımsal Faaliyetlerine Etkisi” konulu sunum yapan Malatya Turgut Özal Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan Gündüz, deprem sürecinde tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların deprem sürecinde şehri terk etmediğini hatırlatarak, tarımsal anlamda kendine yetemeyen toplumların beka sorunu yaşadığını söyledi.

Tarımın konuşulmadan önce anlaşılması gerektiğinin altını çizen Gündüz, “Tarım bağlamında deprem Malatya ilişkisini özetlemeden önce tarımı tanımak, bilmek gerekiyor. Tarım sektörünün kendine münhasır özellikleri var. Bu diğer hiçbir sektöre benzemez. Tarım sektörü, ‘Ben bırakıp gidiyorum’ diyebileceğiniz bir sektör değil. Karşınızda canlı var. Yani temel üretim materyali canlı ister bitki olsun ister hayvan olsun. Burada da terminoloji açısından düzeltme yapalım. Tarım ve hayvancılık kavramı sürekli birlikte kullanılır. Tarım tek bir kavramdır, hayvancılık bir tarımsal faaliyettir. Bitkisel üretim gibi. Hatta tarıma bağlı birtakım girdi tedarik eden firmalar da tarımsal faaliyet içerisinde rol alırlar. Dolayısıyla canlıda insanı kendimizi yerine koyalım. Hastalanıyoruz, tepki veriyoruz, susuyoruz, acıkıyoruz. Bitki de aynı şekilde, hayvan da aynı şekilde susuyor, acıkıyor vesaire bitki besin elementi vermeniz gerekir, acıktığında hayvana yem vermek gerekir. Bırakıp gidemezsiniz. Dolayısıyla biz canlıyı kaderine terk edemeyiz. Ne zaman gördük bunu, depremde de gördük. Ahırı olan vatandaşlar ahırı terk edip gitmediler. Hayvanı tek başına bırakmadılar. Tarım bu yönüyle bence depremle bağlamında değerlendirdiğimizde belki de şehri hayatın devam etmesi noktasında ayakta tutan temel sektörlerden birisi oldu diye düşünüyorum. Aynı şekilde bitkisel üretim de öyle. Sektörü kaderine terk etmedik. Bu sadece deprem gibi dönemlerde değil, bence hayatın her anında zaten karşılaştığımız bir husus. Eğer gıdada kendi kendinize yeterli değilseniz, dışarıya bağımlı bir ülkeyseniz, ülke olarak aslında bir beka sorununa sahipsiniz, demektir.” dedi.

“MİLLİ BEKA SORUNU”

Şehir tarımının kayısı etrafına kurulduğunun altını çizen Gündüz, “Yani gıda sorunu aslında bir milli beka sorunudur. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti, sahip olduğu coğrafi ve ekolojik özellikler itibarıyla da tarımsal faaliyetler açısından oldukça şanslı bir konumda diyebiliriz. Bizim tarımsal faaliyetlerimizde birçok konuda oldukça kendi kendimize yeter durumdayız. Malatya ilinde tarımın yapısı itibarıyla şöyle bir değerlendirme yapmak gerekirse, hep kayısı ekseninde konuşuyoruz. Gerçekten monokültür tarım yapan bir şehirde yaşıyoruz ve monokültür tarımın sonucu olarak da ekonomik olarak önemli bir kazanç sağlayan, bir getirisi sağlayan faaliyet var elimizde. Bunu da fırsata dönüştürerek dünyada marka haline gelmiş, dünyanın en yüksek oranda kuru kayısı üreten ve ticaretini yapan ülkesi ve dolayısıyla şehri konumundayız. Bu konumumuzu kesinlikle kaybetmememiz gerekiyor. Nasıl kaybedilir? İşte bu sene maalesef zirai don olayı biliyorsunuz meydana geldi. Bu zirai don olayı neticesinde de Malatya, istatistiğe bakan birisi, 2024 yılı itibarıyla, 2025 yılı itibarıyla Malatya'da hiç kayısı üretilmemiş gibi görünür ve dolayısıyla belki gelecek yıl, istatistik tablosu, yıllık istatistik tablosunu verdiğinizde kayısı ile ilgili bir istatistik tablosuyla karşı karşıya geldiğinizde Türkiye ismi geçmeyecek, belki. Ama bu Türkiye'nin veya Malatya'nın kayısı konusunda yetkinliğini ve kabiliyetlerini kesinlikle göz ardı etmemize engel değil. Yani göz ardı edemeyiz bu konuda.” ifadelerini kullandı.

“Gelecek yıl inşallah bir aksaklık olmazsa, tekrar kayısı da dünyanın en yüksek üretimini ve en iyi getirisine sahip ülkesi olacağız. Zirai donla başa çıkmak pek mümkün değil. Belli bir dereceye kadar evet müdahale edebilirsiniz. Yani o sıcaklık derecelerini bir miktar düşürme şansınız var ama -15'lerden, -2'lere, 3'lere düşürecek herhangi bir teknoloji henüz geliştirilmedi maalesef. Hep o söylenir, niye alternatif bir şey yapılmıyor, yani mücadele aracı mekanizması geliştirilmiyor diye, ya da dünyada böyle bir şey geliştirilmiş değil.  Geliştirilebilir mi? Geliştirildiğinde de bazı sorunlar da çıkıyor işin açığı. Şimdi kayısı olmasa ne olurdu? Mesela 150 bin ton olsaydı biz bunu ne yapacaktık? Problem işte burada. Ya rekolte yüksek olduğunda ya da rekolte düşük olduğunda nasıl yöneteceğiz? Bununla ilgili sorunlar yaşıyoruz. Malatya'da kuru kayısı üretim miktarı yüksekse, o yıl fiyat düşüşleri zaten görülüyor, görülecek yani. Bu iktisadi bir prensip. Peki bunu nasıl yöneteceksiniz? Pazarı büyüteceksiniz. Ya da üretim maliyetlerini düşüreceksiniz ki aradaki marjı bir miktar üretici lehine koruyabilelim. Üretici maliyetlerini düşürmek çok kolay değil çünkü siz üretimden önce yapıyorsunuz bütün masrafları, yani çıktı fiyatı belirlenmeden önce ortaya çıkmış oluyor. Buna çok müdahale etme şansınız olmadığı için ancak pazarı büyüterek ne yapabiliriz? Elimizdeki kuru kayısı fazla üretim miktarını ihracata veya ticarete konu edebiliriz.” açıklamasını yaptı.

“280 BİN HEKTAR TARIM ARAZİMİZ VAR”

Şehrin sahip olduğu tarım arazisi alanını hatırlatan Gündüz, “Malatya'da 280 bin hektar tarım arazisi var.” Burada da Tarım İl Müdürlüğünde de bu hala 420 bin diye gözüküyor ama oradaki temel şeyi bilmiyorum ama Türkiye İstatistik Kurumu verileri Malatya'da 280 bin hektar tarım arazisi olduğunu, bunun üçte birinde kayısı, üçte birinde tarla ürünleri. Tarla ürünleri dediğimiz şeyler; buğday, arpa, mısır, şeker pancarı vesaire gibi ürünleri kastediyorum. Bunlar üretiliyor. Geri kalan üçte birinde ne üretiliyor da belli değil. Rakam yok yani ortada. İstatistik verilerde de bu konuda sorun yaşıyoruz. Malatya'da tarım arazisinin üçte birinde kayısı üretiliyor. Ya sanki Malatya’daki arazinin tamamı kayısıya ayrılmış gibi bir algı var. O doğru değil. Burada 90 bin hektarın kayısı arazisinde uygun olmayan arazide de kayısı üretimi yapıldığını da görüyoruz. Bizim aslında kayısıya ehemmiyet vermemiz lazım ama kayısı yetiştirilebilecek yerlerde. Yani o üç yıl peş peşe, dört yıl peş peşe, beş yıl peş peşe dondan etkilenen, en ufak derece düşüklüğünde dondan etkilenen arazide kayısı yetiştiriliyor maalesef. Buna belki engel olunabilir mi? Tabii ki olunabilir. Malatya'nın bir de hayvancılık sektörü var. Türkiye'de hayvancılık yapan önemli illerden birisiyiz. Yaklaşık 180 bin civarında büyükbaş hayvan var bildiğim kadarıyla. 400 bine yakın küçükbaş hayvanımız var. Bunların hem canlı değeri hem de bunlardan elde edilen ürünlerin değeri de gayri safi yurt içi hasıla içerisinde önemli bir yekünü teşkil eder ama hiç kimse bunu söylemez. Malatya'nın yıllık gayri safi yurt içi hasılası, geçen yılı da baktım 160 milyar lira. Yani bu şehirde bir yılda 160 milyar lira üretim yönüyle hesaplarsanız gayri safi yurt içi hasılaya denk gelen bir rakam var. Bu 4 milyar dolar civarında bir rakam. Yani biz kayısıdan 400 milyon dolar elde ediyoruz. On birine tekabül ediyor. Geri kalanı farklı sektörlerden elde edilen gelirlerden geliyor. Biz bunları hep göz ardı ediyoruz ve sadece kayısıya odaklanıyoruz.” şeklinde konuştu.>>MEHMET TURAN ÇİĞDEM

Günün Diğer Haberleri