Malatya Lider Gazetesi
HV
14 MAYIS Perşembe 18:51

“Eczacıların Önemi Fark Edilmiyor"

14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü ve Eczacılık Haftası etkinlikleri kapsamında Malatya Atatürk Anıtı önünde bir tören gerçekleştirildi.

MALATYA HABERLERİ
“Eczacıların Önemi Fark Edilmiyor"

14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü kapsamında Malatya'da düzenlenen törende konuşan Eczacı Odası Başkanı Ebru Sönmez, Türkiye'de eczacıların sağlık sistemine katkısının yeterince fark edilmediğini belirterek; artan kronik hastalık yükü, ilaç erişimindeki yapısal sorunlar ve kontrolsüz açılan eczacılık fakülteleri konusunda önemli uyarılarda bulundu.

14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü ve Eczacılık Haftası etkinlikleri kapsamında Malatya Atatürk Anıtı önünde bir tören gerçekleştirildi. Törene Malatya Eczacı Odası Başkanı Eczacı Ebru Sönmez, oda yönetim kurulu üyeleri, İnönü Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emine Şalva ve çok sayıda eczacı katılım sağladı. Bilimsel eczacılığın 187 yıllık köklü geçmişine vurgu yapılan törende, mesleğin etik ilkeler ve halk sağlığını koruma misyonu üzerine inşa edildiği hatırlatıldı.187 yıldan bu yana mesleğimizi bilimsellik, etik ilkeler ve halk sağlığının korunması üzerine inşa ediyoruz. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında hizmet veren 30 bini aşkın toplum eczanesi ve kamuda, akademide, sanayide görev yapan 55 bin eczacı; sağlık sistemimizin en yaygın, en erişilebilir ve en güvenilir sağlık noktası olarak hizmet sunmaktadır.

“Türk Eczacıları Birliği olarak bu yılki 14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü temamızı:  “Sağlıklı Yaşamda Toplum Eczaneleri – Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinin Gücü: Eczacı” olarak belirledik.” Diyen Sönmez, “Çünkü bugün dünyada sağlık sistemleri yalnızca hastalıkların tedavisi üzerine değil; koruyucu sağlık hizmetleri, bağımlılıkla mücadele, erken tanı, kronik hastalık yönetimi, yaşlı bakımı gibi toplum temelli sağlık hizmetleri üzerinden yeniden şekillenmektedir. Dünyada özellikle COVID-19 dönemi sonrasında gelişmiş pek çok ülkede aşılama, kronik hastalık takibi, danışmanlık ve risk değerlendirme gibi hizmetlerde eczane temelli halk sağlığı yaklaşımlarının hız kazandığını görüyoruz. Eczaneler artık birçok ülkede birinci basamağın etkin bir bileşeni haline gelmiştir. Türkiye’de de toplum eczaneleri, en hızlı ve en kolay ulaşılır birinci basamak sağlık kuruluşlarıdır. Doğru bir modelle yönetilmesi gereken bu güçlü ağ, birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendiren stratejik nitelik taşımaktadır. Ancak maalesef ülkemizde eczacıların sağlık sistemine sunabileceği katkıdan yeterince faydalanılmadığını görüyoruz. Bugün eczanelerimizde sadece Sosyal Güvenlik Kurumu’na sunulan reçeteler bağlamında baktığımızda yılda yaklaşık 508 milyon reçete işlem görmektedir. Bu sayı sağlıkla ilgili en kritik noktalardan birinin eczaneler olduğunun açık göstergesidir. Son TÜİK verilerine göre ülke nüfusumuzun hızla yaşlandığını ve buna bağlı olarak kronik hastalık yükünün artış gösterdiğini biliyoruz. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü verilerine göre son bir yıl içinde yaklaşık 30 milyon vatandaşımıza kronik hastalık taraması yapılmış ve 7 milyon yeni tanı konulmuştur. Bu yeni tanıların; 6 milyonu obezite, 700 bini kardiyovasküler risk, 150 bini hipertansiyon, 500 bini diyabet tanılarından oluşmaktadır. Bunların yanı sıra her 5 kişiden 3’ünün kronik hastalık riski altında olduğunu görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Koruyucu sağlık sisteminin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizen Sönmez, “Bu veriler bizlere daha güçlü bir birinci basamak sağlık sistemine, daha yaygın koruyucu sağlık hizmetlerine ve sahadaki sağlık profesyonellerinin daha etkin kullanılmasına ihtiyaç olduğunu göstermektedir. İşte tam da bu nedenle eczacının sağlık sistemi içerisindeki rolünün güçlendirilmesi artık zorunluluktur. Eczanelerimiz; kolay erişilebilir yapısıyla, yaygın hizmet ağıyla, bilimsel danışmanlık kapasitesiyle koruyucu sağlık hizmetlerinin en güçlü paydaşlarından biri olmalıdır. İlaç-eczacılık alanımızdaki mevzuat ve uygulamalar bu çerçevede yapılandırılmalıdır. Kronik hastalıkların yönetiminde, koruyucu sağlık hizmetlerinde, bağışıklama hizmetlerinde, çoklu ilaç kullanımına bağlı risklerin azaltılması ve ilaç etkileşimlerinin denetlenmesi gibi güvenli ilaç kullanımına ilişkin alanlarda verilecek sağlık hizmet sunumları; gereksiz kamu harcamalarını azaltır, erken risk tespiti sağlar ve ulusal ölçekte veri üretir. Bu hizmetlerle aynı zamanda hasta sağlığı ve memnuniyeti artar, sağlığa güven güçlenir. Birbirinden farklı alanlarda çalışan Eczacılar etkin, güvenilir ve kaliteli ilacın güvencesi olmak gibi son derece hayati bir sorumluluğu omuzlarında taşımaktadır. Eczacılar, kamuda, hastanelerde, akademide, ilaç endüstrisinde, kooperatif ve depolama ağlarında, meslek örgütlerinde görev yapmaktadır. Ayrıca ilaç politikalarının belirlendiği stratejik birimlerde, denetim ve ruhsatlandırma süreçlerinde, geri ödeme sistemlerinin yönetiminde, uzmanlıklarını sürdürmektedirler. Hastanelerde önemli ilaç bütçelerini yöneten, ilaç temini, stok yönetimi ve ilaç güvenliği süreçlerini yürüten meslektaşlarımız yüksek bir sorumluluk bilinciyle görevlerini yerine getirmektedir. Buna karşın kamu eczacıları; kadro sayısındaki yetersizlik, özlük haklarının ve ekonomik taleplerin karşılanmaması, elverişsiz çalışma ortamları, eczacının personel tanımında hak ettiği konumda bulunmaması gibi yapısal sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunların artık aşılmasını istiyoruz. Çünkü kamu eczacılığı güçlendirilmeden ve klinik eczacılık uygulamaları yaygınlaştırılmadan sağlık sistemimizin etkinliğini, verimliliğini ve kalitesini kalıcı olarak artırmak mümkün değildir.” dedi.

Mezunların yaşadığı istihdam sorununa dikkati çeken Sönmez, “Genç meslektaşlarımızın içinde bulunduğu istihdam darboğazı, mesleğimizin en yakıcı sorunlarının başında gelmektedir. Plansız açılan fakülteler ve kontenjan artışları nedeniyle, artık ülkemizde eczacılık alanında ciddi bir istihdam krizi yaşanmaktadır. 2001 yılında yalnızca 8 olan eczacılık fakültesi sayısı bugün 64’e ulaşmıştır. Buna karşın fakültelerin yalnızca 19’u tam akredite eğitim verebilmektedir. 2017 yılında 1.448 olan yıllık mezun sayısı, 2025 yılında 3.868’e yükselmiştir. Son yıllarda her yıl yaklaşık 3800 eczacı mezun olurken halen fakültelerde öğrenim gören öğrenci sayısı ise 25 binin üzerindedir. Sağlık alanındaki bir mesleğin mensuplarının işsiz bırakılması, ülkenin en büyük gücü olan genç insan sermayesinin heba edilmesidir.  Bununla birlikte iş bulamayan eczacıların karamsarlığa itilmesi, mesleklerinden ve toplumsal yaşamdan koparılmasıdır. Son yıllarda bu hatanın kısmen fark edildiğini ve sınırlı da olsa bazı düzeltici adımlarla fakülte kontenjanlarının azaltıldığını görüyoruz. Ancak sorunun kalıcı çözümü için daha planlı ve kalıcı adımlar gerekmektedir. Bunun için: Yeni eczacılık fakültesi açılışları durdurulmalıdır, Kontenjanlar ülke ihtiyaçları doğrultusunda bilimsel verilere dayalı olarak yeniden belirlenmelidir, Eczacılık eğitimi başarı sıralaması 50 bin ile sınırlandırılmalı, eğitimde kalite ve akreditasyon esas alınmalıdır, Akademik kadrosu yetersiz fakültelerde yeterli öğretim üyesi kadroları açılarak eğitim standartları yükseltilmeli, teknik altyapı eksiklikleri giderilmelidir, Genç eczacıların istihdamı için kamu eczacılığı, klinik eczacılık ve endüstri eczacılığı alanlarında yeni, nitelikli ve sürdürülebilir istihdam modelleri oluşturulmalıdır.” açıklamalarına yer verdi.>>MEHMET TURAN ÇİĞDEM

EDİTÖREDİTÖR

YORUMLAR