Malatya Lider Gazetesi
HV
14 MAYIS Perşembe 16:12

HAK-İŞ’ten Hükümete TES Çıkışı “Bu Taksimi Kurt Yapmaz!”

Hizmet İş Sendikası Malatya Şube Başkanlığının 9. Olağan Genel Kuruluna katılan HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, hükümete yönelik sert eleştirilerde bulundu.

MALATYA HABERLERİ
HAK-İŞ’ten Hükümete TES Çıkışı  “Bu Taksimi Kurt Yapmaz!”

Hizmet İş Sendikası Malatya Şube Başkanlığının 9. Olağan Genel Kuruluna katılan HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, hükümete yönelik sert eleştirilerde bulundu. Orta vadeli planda açılanan Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi(TES) hakkında işçi örgütlerine danışılmamasına tepki gösteren Arslan, demokratik yönetim sistemiyle konunun yeniden gözden geçirilmesini istedi. Emekli maaşlarının ev kirasını dahi ödeyemediğini vurgulayan Arslan, sorunun tamamlayıcı emeklilik sistemi yerine maaşların yükseltilmesiyle çözülmesi gerektiğini söyledi. Mevcut sistemde çok pirim ödeyenin az maaş aldığını vurgulayan Arslan, “Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa.” ifadelerini kullandı.

“SORUN KAYNAK DEĞİL, PAYLAŞIM SORUNUDUR”

Hizmet İş Sendikası Malatya Şube Başkanlığının 9. Olağan Genel Kurulu Malatya’da özel bir otelin toplantı salonunda gerçekleştirildi. Toplantıda tek aday olan Mustafa Şengir, güven tazeleyerek yeniden başkan seçildi.  Kongreye Yeşilyurt Belediye Başkanı İlhan Geçit, Battalgazi Belediye Başkanı Bayram Taşkın ve HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan katıldı. Açılış konuşmasını yapan Arslan, mevcut emeklilik sistemi ve asgari ücret üzerinden hükümeti eleştiri yağmuruna tuttu. OECD verilerine göre Türkiye’nin gelir dağılımında en kötü 4. ülke konumunda olduğunu belirten Arslan, “Bir İsviçre bankasının araştırmasına göre, son 10 yılda dolar milyonerlerinin sayısı en hızlı artan ülke Türkiye. OECD ortalamasına göre son 5 yılda kira artışı %45; Türkiye’de 16 kat. Gayrimenkul fiyatları OECD ortalamasında %90 artarken, Türkiye’de 20 kat artmış. Arkadaşlar, bu ülkenin kaynakları ve imkânları belli. Asgari ücretle geçinmeye çalışan milyonlar varken, birileri milyoner olma konusunda hızla yükseliyor. Sorun, Türkiye’nin kaynak sorunu değil, paylaşım sorunudur.” dedi. 

“BİZ BU ÜLKENİN TA KENDİSİYİZ”

TES planlamasında kendilerine danışılmamasına tepki gösteren Arslan, “Hükümetimizin orta vadeli programında getirdiği yeni bir yaklaşım var: Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi. Bu sistemin ayrıntıları bizimle paylaşılmadı. Eğer Hak-İş’in 900 bin değil, 9 milyon üyesi olsaydı, inanıyorum ki Sayın Cevdet Yılmaz önce bizimle görüşür, bu sistem hakkında bilgi verir ve destek isterdi. Ama 950 bin üyeyle ancak basından öğreniyoruz. Bu yüzden, sayısal gücünüz çok önemli arkadaşlar. Nicelik her zaman itibar görüyor. Niteliğinizin ne olduğuna, Hak-İş’in neyi temsil ettiğine, ne söylediğine bakılmıyor; “Sayınız ne kadar?” diyorlar. 1982-83 yıllarında, Konfederasyonumuzun Genel Başkanı rahmetli Necati Çelik döneminde, tek kanal TRT vardı. Hak-İş’in etkinlikleri yapılıyordu, ama hiçbir yerde haber olmuyordu. Gece kapanış haberlerinde kısa bir bilgi veriliyor, Hak-İş’in logosu görünüyor, “Hak-İş Başkanı şunu dedi” denilip geçiliyordu. Bu ağrımıza gidiyordu. Genel Başkan Yardımcılarımız, Hüseyin Bey’in başkanlığında TRT Genel Müdürlüğü Haber Dairesi’ne gitti. “Beyefendi, Hak-İş olarak etkinlikler yapıyoruz, üyelerimiz katılıyor, eylemler gerçekleştiriyoruz, ama haberlerimiz yayınlanmıyor. Ne oluyor?” dediler. Karşı taraf, “Siz kimsiniz? Sayınız ne kadar? Etkiniz ne?” diye sordu. Varlığı 6-7 yıldır teslim edilmiş Hak-İş’in sayısal çoğunluğu olmayınca, “Siz kimsiniz?” dediler. İşte bu noktalardan bugünlere geldik. Bu nedenle Hak-İş olarak bizi dinlemeleri gerekiyor. Biz bu ülkenin ta kendisiyiz. Hep şunu söylüyorum: Hak-İş’in gücü, Türkiye’nin gücüdür; Türkiye’nin gücü, Hak-İş’in gücüdür. Hak-İş’in makuliyet ve temsil konusundaki duyarlılığı, ülkemizin ve bölgemizin önemli bir unsuru olarak ciddiye alınmalıdır. Orta vadeli programda okuduk: Yeni bir emeklilik sistemi getirilmek isteniyor ve bu sistemde zorunluluk var. Çalışanlar zorunlu olarak üye olacak. Ayrıca, ilk kez işçilerle işverenler eşit prim ödeyecek. Peki, bunu nasıl yapacağız? Primleri kim ödeyecek? İşçiler ve işverenler. Ama biz bunlardan haberdar değiliz. Eskiden bir düzenleme yapılırken taraflarla oturup konuşulurdu. Şimdi komisyona geldiğinde haberdar oluyoruz. Hükümetimizin bu usulü gözden geçirmesi gerekiyor. Bir şey yapacaklarsa, sosyal tarafları çağırıp “Siz ne düşünüyorsunuz?” demeliler. Orta vadeli program ilan edildi, önümüzdeki günlerde hükümet öncelik verirse Meclis’te konuşulacak. Demokratik ülkelerde, millet iradesinin esas alındığı bir hükümet sisteminde bu konu yeniden gözden geçirilmeli. Biz, “Bütün sorunları bizim istediğimiz gibi çözün” demiyoruz. Sonuçta bir iktidar var, milletin seçtiği bir Cumhurbaşkanı ve onun iradesi var. Buna saygı gösteriyoruz. Ama sorunlarımızı dinlemeleri, taleplerimizi duymaları ve makul bir noktada uzlaşmamız gerekiyor. Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi tartışılabilir. İşçiler, kendi iradeleriyle bu sisteme geçebilir. Şu anda bireysel emeklilik sistemine pek çok arkadaşımız zorunlu olarak alındı, ama sonra ayrılma hakkı verildi ve devam edenler var. Bunda sorun yok. Ama işçileri ilgilendiren bir konuda düzenleme yapılırken, “Oturun, konuşun kardeşim” diyoruz. Biz kimiz? Bu ülkenin bir parçasıyız, en büyük işçi örgütlerinden biriyiz. Bizimle konuşmayacaksanız, kiminle konuşacaksınız? Hükümetimizin başarılarıyla gururlanıyor, tebrik ediyoruz. Başarısızlıklarında da “Yanlış yapmayın, doğru yapın” diyoruz.  “Hak-İş’in varlığı, hükümet için büyük bir imkândır. Makuliyeti temsil ediyoruz, ideolojik bir kavganın ya da bir siyasetin parçası değiliz. Biz bu ülkenin ta kendisiyiz.” açıklamasını yaptı.

“EMEKLİNİN MAAŞI KİRAYA YETMİYOR”

Emeklilik sistemindeki hataların giderilmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, “Bu nedenle, tamamlayıcı emeklilik sistemiyle ilgili düzenlemenin, sosyal taraflarla görüşülmeden, fikirlerimiz alınmadan parlamentoya getirilmemesi için uyarıyoruz. Bir başka soru: Bu düzenleme neden getiriliyor? Çünkü emeklilik sistemimiz, emeklilerimizi yeterince desteklemiyor. Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan alınan maaşlar yetersiz. Temmuz ayındaki düzenlemeye rağmen en düşük emekli maaşı 16 bin lira. Malatya’da makul bir dairenin kirası 10 bin liradan aşağı değil. Emeklinin maaşı kiraya yetmiyor. Bu yüzden, ikinci bir emekliliğe gerek kalmadan maaşları yükseltmeliyiz. Geçen yıl bu konuda bir düzenleme talebinde bulunduk. Sayın başkanlarım, siz de yaşıyorsunuz. Öyle bir sistem ki, 2023’te belirlenen enflasyona göre 2024’te emekli maaşları hesaplanıyor. 2024’te emekli olan bir kardeşimiz, 2025’te emekli olursa, yani bir yıl daha çalışıp prim öderse, maaşı %35 düşüyor. İşçi ne yapsın? Çalışmak istiyor, ama maaşı düşecek. 200 binden fazla kamudaki teknik eleman, “Mağdur olmayalım” diye emekli olmak zorunda kaldı. Bakanımıza gittik, “Yapmayın, etmeyin” dedik. “Sistemde daha çok kalan, daha fazla prim ödeyen, daha fazla maaş almalı, bu eşyanın tabiatına aykırı” dedik. Dinletemedik. “Kanun böyle” dediler. Bu kanun nas mı, Allah aşkına? Bunu değiştirelim. Ama olmadı. Geçen yıl emekli olacakken bu yıla kalan bir arkadaşımızın maaşı, 40 bin liradan 30 bin liraya düşer. Önümüzdeki yıl daha da düşer. Böyle bir sistem olabilir mi? Yüksek enflasyonda bu düzenleme durdurulmalı, “Bu yanlış, düzeltelim” denmeli. Sempozyumlar yaptık, mitingler düzenledik, bakanlara, grup başkan vekillerine gittik. Herkes hak veriyor, “Düzeltelim” diyor, ama sistem hâlâ devam ediyor. Daha fazla prim ödüyorsun, sistemde kalıyorsun, fedakârlık yapıyorsun, ama maaşın düşüyor. Üstadımızın dediği gibi, “Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa.” Böyle bir şey olamaz. Bu sistemin acilen dönüştürülmesi, sistemde daha fazla kalanların daha fazla maaş alacağı bir yapıya kavuşması gerekiyor. Bu düzenlemelerin, konfederasyonlar ve muhataplarıyla müzakere edilerek, sorunların masada çözülmesi konusundaki hassasiyetimizi paylaşıyorum. Hükümetimiz, milletin %50’den fazla oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanımızın liderliğinde millet iradesini temsil ediyor. Bakanlara saygımız var, millet iradesine sözümüz yok. Ancak çalışma usul ve esaslarında bizi dinlemelerini istiyoruz. Yanlış şeyler söylemeyiz, yanlış çözümler sunmayız. Çözümlerimiz, ülkenin geleceği için önemlidir.” şeklinde konuştu.

“GELİR DAĞILIMI BOZUK”

Maliye Bakanıyla gerçekleştirdikleri görüşmeleri aktaran Arslan,  şu açıklamalarda bulundu:

 “Sayın Maliye Bakanımıza da yüzüne söyledim, ısrarla neyin olması gerektiğini anlattım. Birkaç rakam vereyim, bu bizi üzüyor, umarım sizi de üzer. OECD’nin 2023 verilerine göre, 58 ülke içinde gelir dağılımı en bozuk 4. ülkeyiz. Bu, Türkiye’ye yakışmıyor. Bir İsviçre bankasının araştırmasına göre, son 10 yılda dolar milyonerlerinin sayısı en hızlı artan ülke Türkiye. OECD ortalamasına göre son 5 yılda kira artışı %45; Türkiye’de 16 kat. Gayrimenkul fiyatları OECD ortalamasında %90 artarken, Türkiye’de 20 kat artmış. Arkadaşlar, bu ülkenin kaynakları ve imkânları belli. Asgari ücretle geçinmeye çalışan milyonlar varken, birileri milyoner olma konusunda hızla yükseliyor. Sorun, Türkiye’nin kaynak sorunu değil, paylaşım sorunudur. Bunu Sayın Bakan’a anlattım. Hükümet temsilcileri, “Türkiye milli gelirini artırıyor, büyümeye devam ediyor” diyor. Bu yıl büyüme oranımız %4’e yaklaştı. IMF ve Dünya Bankası da bunu kabul ediyor. Milli gelirimiz geçen yıl kişi başına 15 bin dolar, bu yıl 17 bin 500 dolar oldu. Orta gelir grubunun üzerine çıktık, bu güzel bir şey. Enflasyon düşüyor, fiyatlar değil ama enflasyon göreceli düşüyor. Faizler düşüyor, Merkez Bankası faizleri indirdi ve indirmeye devam ediyor. Üretim artıyor, ihracat artıyor, işsizlik son 25 yılın en düşük seviyesinde, %8,5. İstihdamda gerileme yok. Büyüme var, ihracat var, üretim var, işsizlik azalıyor, istihdam yerinde, faizler ve enflasyon düşüyor. Ama bize gelince, “Para yok” diyor Sayın Bakan. Burada bir sorun var arkadaşlar: Paylaşım sorunu. Bu ülke bu sorunu çözmek zorunda. Olmayan bir şey istemiyoruz. Bu bereketli toprakların yeraltı ve yerüstü imkânları, beşerî sermayemiz var. Çalışanlarımız, dünyada en fazla çalışanlar. Özel sektörde hâlâ 45 saat çalışan milyonlar var. Avrupa 37 saati 35’e indiriyor. Biz en çok çalışan, en fazla fedakârlık yapan ülkeyiz, ama inanılmaz bir gelir dağılımı adaletsizliğiyle karşı karşıyayız. Restoranlar doluyor, lüks alışverişler artıyor, alışveriş merkezleri hareketli, lüks arabalar görülüyor. Ama bunlar 86 milyonun 20 milyonunu temsil ediyor. 60 milyonun hiçbir şeyi yok. 20 milyonun yaşadıklarını baz alarak “Türkiye böyledir” diyemeyiz. Asgari ücretle yaşam mücadelesi verilirken milyoner sayısının artması hayra alamet değil. Biz bu ülkenin sadece bundan ibaret olmadığının farkındayız ve bunu bilerek konuşuyoruz. Önceki gün Sırbistan’ın Sancak bölgesindeydik. Orada bir projemiz ve işbirliği anlaşmamız gereği bir sendikamız var. Sancak, Sırbistan’ın özel bir bölgesi; 250-300 bin nüfuslu, tamamı Boşnak Müslümanlardan oluşan bir bölge. Bizi Belgrad’a getiren aracın şoförü, Sırp Ortodoks bir Hristiyan’dı. Bize, “Siz kimsiniz?” diye sordu. Anlattık: Türkiye’den Hak-İş. Onun enteresan tespitlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Dedi ki: “Ben ne Müslümanım ne Türküm, Türkiye’yle de alakam yok. Uzun zaman Uganda’da şoför olarak çalıştım. Orada Hristiyanlar çoğunluktaydı, Müslümanlar azınlıktı. Recep Tayyip Erdoğan, Uganda’yla yapılan bir anlaşma gereği ciddi eğitim yardımları yapmıştı. Bu yardımlar sayesinde çocuklar okula gitmeye başladı. Sonra Uganda’dakiler, ‘Tayyip Erdoğan’ı sultan olarak görüyoruz’ dediler. Her gün 40-50 kişi camiye gidip Müslüman olmaya çalışıyor. Sizin Cumhurbaşkanınız, Trump denen eşkıyayı dengeleyecek tek adam. Onun kıymetini bilin.”Bunu bir Boşnak Müslüman söylese, “Zaten samimiler” deriz. Ama Sırbistanlı bir Ortodoks vatandaşın, bizim kim olduğumuzu bilmeden bunları söylemesi, ülkemiz için büyük bir onur. Sayın Cumhurbaşkanımızın sadece bu ülkenin değil, yeryüzünün tüm mazlumlarının umudu olması büyük bir şans. Onun liderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizin ve hükümetimizin bakanlarının, onun arkasında saf tutmak yerine sorumluluklarını üstlenmelerini istiyoruz. Onun mücadelesine daha iyi hizmet ederek destek olmalarını bekliyoruz. Tüm bürokratların ve siyasi yapıların, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yükünü almak için mücadele etmesi gerekiyor.Biz de kendi çapımızda, Cumhurbaşkanımızın yükünü almak için bunları söylüyoruz. Bu ülke bunları hak etmiyor. Yeryüzü liderinin yaşadığı ve liderlik yaptığı bu ülke, bunları hak etmiyor. Bu nedenle bize daha büyük sorumluluklar düşüyor. Kardeşlik hukukumuz gereği, dostlarımıza ve kardeşlerimize uyarılarımızı yapıyoruz. Kırıp dökmek için değil, siyasi bir amaç için değil; bu ülkenin mazlumlarının, çocuklarının sıkıntılarını konuşmak zorundayız. Belediyelerimizde iş bulup çalışmak büyük bir ayrıcalık, Sayın Bakanım, başkanlarımız bunu biliyor. Ama milyonlarca insan iş bekliyor, kamuda çalışmak için bekliyor. Neden? Çünkü özel sektörde inanılmaz bir sömürü var. Asgari ücretten vergi alınmadığı için, işverenler asgari ücretin iki katı maaş verseler bile asgari ücretten gösteriyor. Niye? Primden kaçmak için. Sayın Maliye Bakanımıza ziyarette bulunduğumuzda, “Türkiye’de asgari ücretli sayısı çok az, büyükşehirlerde asgari ücretle çalışan yok” dedi. Ancak TÜİK’in rakamları %50 civarında. Bakan, “O doğru değil, çünkü asgari ücretten gösteriyorlar, aradaki farkı açıktan veriyorlar” dedi. Peki, Maliye Bakanlığı’nın görevi bu açıktan verenleri yakalamak değil mi? “Gerçek bu” diyor. Eğer gerçek buysa, Maliye Bakanlığı bu aradaki farkı ne yapacak? Yakalayacak. Bizim uyarılarımız, ülkemiz, geleceğimiz ve kardeşliğimiz içindir. Dayanışmamızı artırmak, önümüzdeki süreçlerde daha büyük krizler yaşamamak için bunları söylüyoruz. Dinleyip dinlememek onların takdiri, ama biz söylemeye devam edeceğiz. Kardeşliğimizin gereği budur. Söylemezsek vebal altındayız. “Araba devrilince yol gösteren çok olur” derler. Sıkıntılı dönemler gelince, “Bunu niye söylemediniz?” denmesin. Şimdiden söyleyelim, uyaralım. Herkes görevini yapsın, tedbirini alsın. Genel kurulumuzu bu duygularla tekrar selamlıyorum.”>>MEHMET TURAN ÇİĞDEM

EDİTÖREDİTÖR

YORUMLAR