Kamuoyunda uzun süredir geniş yankı uyandıran süresiz nafaka uygulamasında yeni bir yasal düzenleme süreci kapıya dayandı. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla yeniden ele alınan taslak çalışmalar sürerken, konuyla ilgili gazetemize değerlendirmelerde bulunan Avukat Yusuf Salih Tatar, nafaka sisteminde yalnızca evlilik süresini baz alan formüllerin yeni mağduriyetler doğurabileceğine dikkat çekti. Tatar, "Adalet taraflardan birini korurken diğerini mağdur etmek değildir; her dosya kendi somut koşullarında değerlendirilmelidir" dedi.
Türkiye’nin uzun yıllardır en çok tartışılan ve hukuki boyutunun yanı sıra sosyal yönüyle de milyonları ilgilendiren süresiz nafaka meselesinde sular durulmuyor. Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesindeki "süresiz olarak" ibaresine ilişkin verdiği iptal kararının ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine gelmeye hazırlanan yeni yasal düzenleme taslağı hukukçuların ve kamuoyunun yakın markajında yer alıyor.
Taraflar arasında yeni haksızlıklara ve mağduriyetlere yol açmaması için titizlikle yürütülmesi beklenen süreçle ilgili görüşlerini paylaşan Avukat Yusuf Salih Tatar, nafaka müessesesinin yalnızca belirli süre formüllerine indirgenemeyeceğini vurgulayarak hakkaniyet ve ölçülülük ilkelerinin altını çizdi.
"HER EVLİLİĞİN VE BOŞANMANIN ŞARTLARI BİRBİRİNDEN FARKLIDIR"
Gündeme gelen önceki taslaklarda, evlilik sürelerine bağlı olarak sınırlandırmaların (örneğin 10 yıla kadar süren evliliklerde 5 yıl, 10 yılı aşanlarda ise sürenin yarısı kadar nafaka ödenmesi) tartışıldığını hatırlatan Avukat Yusuf Salih Tatar, bu tip standart kalıpların hayatın olağan akışına ve somut olayların çeşitliliğine her zaman uyum sağlayamayacağını belirtti.
Sadece evlilik süresine dayalı bir mekanizmanın eksik kalacağını ifade eden Tatar, şu çarpıcı örneği verdi:
"Örneğin 5 yıllık bir evlilik ile 25 yıllık bir evliliğin boşanma sonrasındaki ekonomik sonuçları aynı değildir. Yıllarca çalışma hayatından uzak kalmış, mesleki tecrübesini kaybetmiş veya yaşı nedeniyle yeniden iş bulma imkânı sınırlanmış bir kişinin durumuyla ekonomik bağımsızlığını sürdürebilen bir kişinin durumu aynı değerlendirilmemelidir."
"NAFAKA ÖDEYEN TARAFIN EKONOMİK DURUMU DA MUTLAKA GÖZETİLMELİDİR"
Yeni düzenlemede yalnızca nafaka alacaklısı olan tarafın korunmasının yetersiz kalacağını, yükümlü tarafın da ekonomik sınırlarının ve yaşam hakkının gözetilmesi gerektiğini belirten Tatar, adil bir dengenin şart olduğuna işaret etti.
Hukukun temelinde hakkaniyet ve ölçülülük ilkelerinin yattığını dile getiren Tatar, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bir tarafta ekonomik açıdan korunmaya ihtiyaç duyan bir kişi bulunurken diğer tarafta nafaka yükümlülüğünü yerine getirmede ciddi güçlük yaşayan bir kişi bulunabilir. Bu nedenle mahkemeler değerlendirme yaparken tarafların gelirlerini, çalışma imkânlarını, sağlık durumlarını, yaşlarını ve sosyal sorumluluklarını birlikte ele almalıdır. Nafaka yükümlülüğü, kişinin kendi temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayamayacağı bir noktaya da ulaşmamalıdır."
"ESAS OLAN CİNSİYET DEĞİL, SOMUT EKONOMİK KOŞULLARDIR"
Nafaka tartışmalarının sıklıkla cinsiyet eksenine sıkıştırılmasının doğru olmadığını belirten Avukat Yusuf Salih Tatar, meselenin kadın ya da erkek mağduriyeti üzerinden değil, tamamen ekonomik ve hukuki gerçekler üzerinden ele alınması gerektiğinin altını çizdi.
Tatar, "Nafaka meselesini yalnızca kadınların veya yalnızca erkeklerin mağduriyeti üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Boşanma sonrasında ekonomik olarak güçsüz duruma düşen taraf kimse, hukuk onun korunmasını sağlamalıdır. Burada esas olan kadın ya da erkek ayrımı değil, hak ve adalet dengesidir" diyerek tarafsız bir bakış açısının önemini vurguladı.
YENİ DÜZENLEMEDE HANGİ KRİTERLER ETKİLİ OLACAK?
Hazırlık aşamasındaki yeni çalışmada standart bir sürenin ötesinde çok boyutlu kriterlerin bir arada değerlendirilmesi bekleniyor. Bu kapsamda öne çıkan ana unsurlar şunlar:
Tarafların yaşları ve genel sağlık durumları,
Mevcut gelir düzeyleri ve ekonomik varlıkları,
Çalışma kapasitesi ve istihdam edilebilirlik imkânları,
Evliliğin süresi ve boşanma sonrasındaki sosyal koşullar.
Bu kriterlerin esnek ve olay bazlı uygulanması gerektiğini belirten Tatar, "Nafakanın süresi belirlenirken standart bir formül yerine, her olayın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır. Bazı durumlarda belirli bir süre yeterli olabilirken bazı durumlarda nafakanın ihtiyaca binaen devam etmesi söz konusu olabilir. Önemli olan, kararın somut gerekçelere dayanmasıdır" dedi.
GÖZLER 30 HAZİRAN 2027 TAKVİMİNDE
Anayasa Mahkemesi'nin 4 Haziran 2026 tarihinde Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesindeki "süresiz olarak" ibaresine yönelik verdiği iptal kararının ardından, yasal boşluğun doldurulması için kritik eşik 30 Haziran 2027 tarihi olarak öne çıkıyor. İptal hükmünün yürürlüğe gireceği bu tarihe kadar Meclis'in kapsamlı ve kalıcı bir düzenlemeye imza atması bekleniyor.
Günübirlik çözümler yerine toplumun tüm kesimlerini kucaklayan kalıcı adımlara ihtiyaç duyulduğunu belirten Avukat Yusuf Salih Tatar, sözlerini şu çağrıyla tamamladı:
"Nafaka alacaklısının korunması kadar nafaka yükümlüsünün de ekonomik varlığını sürdürebilmesi önemlidir. Adalet, taraflardan birini korurken diğerini mağdur etmek değildir. Hazırlanacak düzenlemenin temelinde hakkaniyet, ölçülülük ve hukuki güvenlik ilkeleri bulunmalıdır.">>MEHMET TURAN ÇİĞDEM