I. Bölüm: Şeytanın Fısıltısından Karanlığın Çöküşüne
Bugün kimse kimseye acımıyor. Çünkü vicdan, sadece bireysel bir ses değil; toplumsal bir yankıdır. O sustuğunda, şehirler sessizleşir, sokaklar karanlıklaşır, insanlar birbirine yabancılaşır. Şeytanın fısıltısı, bu sessizliği altınla süsler. Ama sonunda elimize tutuşturduğu, bir avuç yanmış hayaldir.
Şeytan, kötülüğü özgürlük gibi sunar. Nefsin arzularını ilahlaştırmakla başlar bu yolculuk. Vicdan sustuğunda, yön değil; yön duygusu kaybolur. Yönsüz insan ne kendine ne topluma umut taşır. Bugün hırsızlıkla, iftirayla, şehvetle, kibirle yaşayanlar; aslında kendi iç seslerini boğarak yaşarlar. Onlar toplumun değil; insanlığın kıyısına savrulurlar.
Vicdanın Körleşmesi
Peki insan neden vicdanını susturur?
Çünkü bazen kolay olan, doğru olandan daha cazip görünür. Çünkü bazen açgözlülük, sabırdan daha güçlüdür. Çünkü bazen alkış, hakikatten daha tatlı gelir. Çünkü bazen yalnız kalmamak için yanlışlara ortak olunur. Çünkü bazen “herkes böyle yapıyor” diyerek kötülük meşrulaştırılır. Ve çünkü bazen insan, kendi içindeki boşluğu doldurmak için dışarıdaki sahte ışıklara yönelir.
Çünkü güç, merhametin önüne geçti. Çünkü başarı, başkasının düşüşüyle ölçülür oldu. Çünkü “ben” büyüdükçe “biz” küçüldü. Çünkü insan, kendi acısını unutunca başkasının acısına körleşti. Çünkü para, değer ölçüsü; makam, insanlık göstergesi sanıldı. Çünkü zenginlik arttıkça gönül fakirleşti; unvanlar çoğaldıkça tevazu azaldı. Çünkü “komşusu açken tok yatan bizden değildir” diyen bir medeniyetin çocukları, artık komşusunun varlığını bile fark etmiyor. Çünkü malın çokluğu, kalbin genişliği sanıldı; ama kalpler daraldı, gözler körleşti, kulaklar vicdanın sesine sağırlaştı.
“Ateşi karıştırırsan söner; komşunu rahatsız edersen göçer.” Bugün toplumun ateşi sönüyor, çünkü birbirimizin huzurunu kaçırıyoruz. Komşuluk, sadece yan yana yaşamak değil; acıyı paylaşmaktır. Ama biz, acıyı değil; sessizliği paylaşıyoruz.
Ozanlar ne diyordu?
“Bir garip ölmüş diyeler, üç günden sonra duyalar…” – Âşık Veysel Gariplik, ölümle değil; unutulmakla başlar. Bugün insanlar garip değil; görmezden gelinmiş. Bugün insanlar yalnız değil; terk edilmiş. Bugün insanlar aç değil; acısız bırakılmış.
Şairler ne diyordu?
“Bir çocuğun gözyaşı, bir milletin utancıdır.” – Cemal Süreya Bugün çocuklar ağlıyor, ama biz ekranlara bakıyoruz. Bugün yaşlılar susuyor, ama biz gürültüye alıştık. Bugün gençler kayboluyor, ama biz başarıyı sadece diplomada arıyoruz.
Türküler ne diyordu?
“Ben bir garip bülbülüm, ne yuvam var ne dalım…” – Anonim Bugün herkes bir garip bülbül. Ama kimse o sesi duymuyor. Çünkü vicdan, kulak değil; kalpten dinlenir. Kalp sustuğunda, türkü de susar.
“Ak gün ağartır, kara gün karartır.” Bugün kara günlerin içindeyiz. Çünkü vicdan sustuğunda, günler de kararır. Ama bir kişi bile vicdanıyla ayağa kalkarsa, o gün ağarmaya başlar.
“Akıldan iyi zenginlik, sağlıktan kıymetli şey yoktur.” Bugün aklımızı kaybettik, çünkü vicdanı terk ettik. Bugün ruhumuz hasta, çünkü merhameti unuttuk. Vicdan, hem aklın hem sağlığın teminatıdır. Onu kaybeden, her şeyini kaybeder.
Acımamak, sadece merhametsizlik değil; insanlıktan düşmektir. Acımamak, başkasının acısını sıradanlaştırmaktır. Acımamak, “bana dokunmayan yılan”ı kutsamaktır. Ve acımamak, şeytanın fısıltısına teslim olmaktır.
Ey kalbi kararmaya yüz tutmuş insan! Bugün kendini değil; başkasını da düşün. Bugün gururla değil; tevazuyla yaşa. Bugün başkalarının kusuruyla değil; onların yüküyle meşgul ol. Çünkü diriliş, sadece kendini değil; başkasını da ayağa kaldırmakla başlar.






















