Son dönemde zayıflama iğneleri, sağlıkla ilgili en çok konuşulan konular arasına girdi. Kısa sürede verilen kilolar, öncesi ve sonrası fotoğrafları ve çevreden duyulan olumlu yorumlar, bu ilaçlara olan ilgiyi artırıyor. Ancak bir ilacın değerlendirilmesinde kaç kilo verdirdiği kadar, kimlere uygun olduğu, hangi dozda kullanıldığı ve tedavi sonrasında ne olacağı da önem taşımaktadır.
Halk arasında zayıflama iğnesi olarak adlandırılan semaglutid ve tirzepatid gibi ilaçlar, iştahın ve besin alımının düzenlenmesinde görev alan hormonların etkilerinden yararlanır. Bu ilaçların onay durumları konusunda ise ürün bazında ayrım yapmak gerekmektedir. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi, yani FDA, semaglutid ve tirzepatid içeren belirli ürünleri obezite tedavisi için onaylamıştır. Ancak bu onay, aynı etken maddeyi içeren bütün preparatları kapsamamaktadır. Bir ürünün diyabet tedavisi için ruhsatlandırılmış olması, obezite tedavisi için de ruhsatlı olduğu anlamına gelmez.
Eczanelerde bulunan kalemlerin dozları ve farmasötik özellikleri de bu nedenle dikkatle değerlendirilmelidir. Diyabet tedavisi için hazırlanmış bir ürünün sunduğu dozlar ile obezite tedavisinde kullanılan dozlar farklılık gösterebilir. Dolayısıyla eldeki kalemin, planlanan tedavi dozuna uygun olup olmadığı her ürün için ayrıca kontrol edilmelidir. Kutunun içindeki toplam ilaç miktarı ile tek uygulamada verilen dozun birbirine karıştırılması da hatalı kullanımlara yol açabilir. Bu değerlendirmede hekim ve eczacının yönlendirmesi önemlidir.
Bu ilaçlara genellikle düşük dozla başlanmakta ve doz belirli aralıklarla artırılmaktadır. Bunun temel amacı bulantı, kusma ve diğer mide-bağırsak şikayetlerini azaltarak uygun tedavi dozuna ulaşmaktır. Doz artışını, zayıflatıcı etkiye mutlaka tolerans geliştiği ve bu nedenle dozun sürekli yükseltilmesi gerektiği şeklinde açıklamak doğru değildir. Dozun ne zaman artırılacağı, hangi düzeyde sürdürüleceği veya artışın ertelenip ertelenmeyeceği hastanın tedaviye verdiği yanıt ve ilacı tolere edebilmesi dikkate alınarak belirlenmelidir.
Bu ilaçların en sık görülen yan etkileri bulantı, kusma, ishal, kabızlık, karın ağrısı ve hazımsızlıktır. Midenin boşalmasını yavaşlatmaları bazı kişilerde belirgin şişkinlik ve uzun süren dolgunluk hissine yol açabilir. Safra taşı ve safra kesesi iltihabı da görülebilir. Uzayan kusma ve ishal, vücudu susuz bırakarak böbreklerin çalışmasını bozabilir. Sıvı alamama, idrar miktarında belirgin azalma veya şiddetli halsizlik gelişirse hekime başvurulmalıdır.
Pankreasla ilgili uyarılar da göz ardı edilmemelidir. Amilaz ve lipaz, pankreatit şüphesinde değerlendirilen enzimler arasındadır. Ancak hiçbir şikâyeti olmayan her hastada bu enzimlerin düzenli olarak ölçülmesi gerektiğini söylemek mevcut kanıtlarla uyumlu değildir. Üstelik enzim yüksekliği tek başına pankreatit tanısı koydurmaz. Özellikle şiddetli, devam eden ve sırta yayılabilen karın ağrısı geliştiğinde, kusma olsun ya da olmasın, acilen tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Hangi tetkikin gerekli olduğuna hastanın şikâyetleri ve muayene bulguları doğrultusunda karar verilmelidir.
Göz sağlığı açısından da takip önemlidir. Özellikle diyabete bağlı göz hastalığı bulunan kişilerde, kan şekerinin hızla düzelmesi mevcut göz sorunlarını geçici olarak ağırlaştırabilir. Semaglutidle, görme sinirinin kanlanmasının bozulduğu ve görme kaybına yol açabilen çok seyrek bir göz hastalığı da bildirilmiştir. Görmede ani azalma veya kayıp gelişirse beklemeden acil değerlendirme yapılmalıdır.
İnsülin veya bazı şeker ilaçlarıyla birlikte kullanıldıklarında kan şekerinin aşırı düşme riski de artabilir. Terleme, titreme ve bilinç bulanıklığı bu açıdan uyarıcı olabilir. Dudaklarda ya da dilde şişme ve nefes darlığı gibi ciddi alerji belirtileri acil müdahale gerektirir. Ameliyat veya anestezi gerektiren bir işlem öncesinde bu ilaçların kullanıldığı mutlaka sağlık ekibine bildirilmelidir.
Tedavinin en az başlangıcı kadar önemli olan bir diğer konu, ilaç bırakıldıktan sonraki dönemdir. İlaç kullanırken verilen kiloların kalıcı olarak korunacağı garanti edilemez. Semaglutid tedavisi ile yapılandırılmış yaşam tarzı desteğinin birlikte sonlandırıldığı bir araştırmada, katılımcılar takip eden bir yıl içinde verdikleri kilonun ortalama yaklaşık üçte ikisini geri almıştır. Bu bulgu, obezitenin uzun süreli takip gerektiren kronik bir hastalık olduğunu da göstermektedir. Tedaviye başlanırken kilo koruma planının da konuşulması gerekmektedir.
Danışmanlığını yürüttüğüm öğrencimin tezinde semaglutidin kalp krizi sırasında kalpte oluşan hasarı azaltıp azaltmadığını sıçanlarda inceledik. Araştırmacı olarak katıldığım tirzepatid çalışmaları ise İnönü Üniversitesinin tıp ve diş hekimliği fakültelerindeki öğretim üyelerinin yürütücülüğünde sürüyor. TÜBİTAK destekli bir projemizde, tirzepatidin diyabete bağlı sertleşme sorunu üzerindeki etkisini araştırıyoruz. Diğer çalışmalarımızda bu ilacın diyabetin gözde oluşturduğu değişiklikler, menopoz sonrası kemik erimesi ve diş eti hastalığına bağlı kemik kaybı üzerindeki etkilerini inceliyoruz. Devam eden araştırmalarımızın sonuçlarını görmeden kesin bir yargıya varmak için erken. Ayrıca sıçanlarda elde edilen bir bulgu, insanlarda da aynı sonucun alınacağı anlamına gelmez.
Obezite tedavisinde etkili seçeneklerin bulunması, uygun hastalar açısından önemli bir gelişmedir. Bununla birlikte tedavinin gerekliliği, kullanılacak ürün, doz ve takip planı kişiye özel olarak belirlenmelidir. Çevreden duyulan bir öneriyle başlanan ya da daha hızlı kilo verme düşüncesiyle dozu değiştirilen bir ilaç, beklenen yararın yanında sağlık sorunlarını da beraberinde getirebilir. Bu nedenle zayıflama iğnelerinin hekim değerlendirmesiyle, beslenme ve fiziksel aktiviteyi de içeren uzun vadeli bir tedavi planı içinde kullanılması gerekmektedir.
























