Malatya Lider Gazetesi
HV
14 EYLÜL Pazartesi 17:52

HANGİ SUYUN SAKASIYIZ?

EMRAH FIRAT EĞİTİM UZMANI
EMRAH FIRAT EĞİTİM UZMANI

Amerikan sinemasından dilimize pelesenk olan o meşhur repliği bilirsiniz:

"Hey dostum, senin derdin ne?"

Sanki derdi olmak, bir problemle yüzleşmek, kaçınılması gereken bir suçmuş gibi...

Oysa bizim medeniyet atlasımızda tam tersi geçerlidir. Yunus Emrelerin, Niyazi-i Mısrîlerin coğrafyasında asıl soru şudur:

"Senin neden bir derdin yok?"

Ve aksine hepsi bu derdi hatırlatmaya geldiler tek tek..

Günümüz dünyası, gençliğe sorunsuz, çaba gerektirmeyen, edilgen ve "kusursuz" bir hayat ambalajı sunuyor.

"Kendi" durağına uğratılmadan; herkesi kusursuza sevk eden bir edilgenlik.

Kusursuz bir iş,

kusursuz bir arkadaş,

kusursuz içerikler,

kusursuz bir görüntü…

Yani problemsiz bir akış...

Ve en nihayetinde;

Kusursuz bir bunalım!

Antidepresanlarla bastırılmış...

Kaçınılmayan, ölüm dahi bu kusursuzluğu bozacak bir aktör olmamalı!

Morg köşelerinde gizlenen soğuk bir prosedür, hastane koridorlarında biten teknik bir başarısızlık...

Ancak bu çabasızlık masalı, gençliği gerçekliğin zemininden, aslı ile iletişimden; üretmekten ve düşünmekten alıkoymakla birlikte devasa bir bunalıma sürüklüyor.

"Hayat Zıtlarla Kaimdir."

Mevlana’nın buyurduğu gibi:

Gecenin içinde şafağı, siyahın içinde beyazı, zemherinin içinde baharı görmektir asıl marifet..

Bu hayat, kolaylığı zora; cevapları soruya teslim etmiştir.

Bugün özelde Malatya'nın, genelde de gönül coğrafyamızın yeniden ayağa kalkma mücadelesinde en büyük harç, hayatındaki zıtlıkları birleştirebilen, kaçınılmaz ayrışmaları doğru anlamlandırabilen, derdi olan gençliğin enerjisidir.

İsmet Özel'in dediği gibi;

Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu?

Bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbelalemin..

Tütmesi gereken ocak nerde?

Edilgenlik Değil, İrade: Sorunlardan kaçan değil, o sorunun tam ortasında çözüm üreten bir gençlik anlayışını savunuyoruz.

Ayrışma Değil, Birlik: Konfor alanına çekilip izleyen değil; şehrinin tozuyla, toprağıyla, insanıyla dertlenen bir duruşun peşindeyiz.

Bizler problemden korkmuyoruz. Çözülemeyecek hiçbir mesele, aşılamayacak hiçbir engel yok. Yeter ki durup tefekkür etmeyi, durumumuzu idrak etmeyi ve memleketimiz için sorumluluk almayı bilelim.

Dünya hiç olmadığı kadar büyük bir ayrışma, büyük bir makas değişiminin eşiğinde artık.

Bir yandan konfor bağımlılığına itilmiş, zıtlarından koparılmış, ütopik bir yaşama sürüklenmek istenen, problem karşısında duraksamayı kabul etmeyen bir edilgenlik.

Öte yandan hâlâ insan kalabilmenin ağırlığına talip; problemin içinde gülümseyen cevabın farkında olan azınlık.

Bir kazan yemeğe tadını veren bir kaşık tuz değil midir?

Hangi dönem tuz, muteberliğini yitirdi?

Hangi yığınlar unutturabildi Necip Fazıl'ı, Mehmet Akif'i, Sezai Karakoç'u?

Yeniden göğe yükselen binalar arasında geleceğini planlayan bu şehirde bizler de umudumuzu, medeniyet düşüncemizi ve bizi biz yapan değerlerimizi de yükseltmek zorundayız.

Çünkü biliyoruz ki, derdi olmayanın davası, davası olmayanın geleceği olmaz.

Tüm zorluklara rağmen insan olmak ve öylece kalabilmenin derdini taşıyanlarındır gelecek..

Bizler, derdi olanlar bu sorumluluğun talibiyiz, ya siz?

 

YORUMLAR