Bir zamanlar Malatya’da bir mahallede yaşamak, sadece aynı sokakta oturmak anlamına gelmezdi.
Mahalle, başlı başına bir aileydi.
Herkes birbirini tanır, çocuklar bütün sokağın çocuğu sayılır, yaşlılar yalnız bırakılmazdı.
Sokak aralarında oynanan oyunların sesi akşam ezanına kadar sürerdi.
Evlerin önüne atılan sandalyeler, komşular arasında kurulan samimi sohbetlerin adresiydi.
Bir evde yemek piştiğinde kokusu sadece o eve değil, bütün mahalleye yayılırdı. Çünkü paylaşmak hayatın doğal bir parçasıydı.
Bugün ise şehir büyüdü, apartmanlar yükseldi, yaşam hızlandı.
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken insan ilişkilerini de değiştirdi.
Aynı apartmanda yıllardır yaşayan insanların birbirlerinin adını bilmediği zamanlar yaşıyoruz.
Yan dairede kimin oturduğunu öğrenmeden taşınanlar, komşusunun cenazesini sosyal medyadan duyanlar var.
Elbette zaman değişiyor.
Hiçbir şehir geçmişteki haliyle kalamaz.
Ancak bazı değerler vardır ki modernleşirken kaybedilmemesi gerekir. Mahalle kültürü de bunlardan biridir.
Malatya’nın en güzel taraflarından biri insan sıcaklığıydı.
Bir düğünde bütün sokağın seferber olması, hastası olan komşunun kapısının boş bırakılmaması, yeni taşınan bir aileye ilk günlerde yemek götürülmesi sıradan davranışlardı.
Bunlar yazılı kurallar değil, gönülden gelen geleneklerdi.
Bugün çocuklarımız daha modern sitelerde büyüyor olabilir.
Daha geniş yollarımız, daha yeni binalarımız olabilir.
Ancak geleceğe taşımamız gereken asıl miras beton değil, insani bağlardır.
Çünkü bir şehri şehir yapan yolları, binaları ya da meydanları değildir. İnsanların birbirine ne kadar yakın olduğu, birbirinin derdiyle ne kadar ilgilendiğidir.
Malatya geçmişten bugüne birçok değişim yaşadı.
Yaşamaya da devam edecek.
Fakat umarım bu değişimin içinde, kapısı çalındığında içeri davet eden insanların şehri olma özelliğini kaybetmez.
Belki de bugün hepimizin yapması gereken şey çok basit.
Asansörde karşılaştığımız komşuya selam vermek…
Uzun zamandır görmediğimiz mahalle büyüğünün hâlini hatırını sormak…
Çocuklarımıza komşuluğun ne demek olduğunu anlatmak…
Çünkü şehirler önce insanlarıyla güzelleşir.
Ve Malatya’nın en büyük zenginliği hiçbir zaman kayısısı ya da binaları olmadı.
Onun en büyük zenginliği, insanlarıydı.























