Bahar, Malatya’nın dağ köylerine her zaman bereketle gelir.
Yağmurun ardından toprak kabarır, otlar büyür, köylü yüzünü yeniden doğaya döner. Özellikle Hekimhan, Kuluncak ve Arguvan kırsalında yıllardır süren bir gelenek vardır: Dağlardan mantar toplamak…
Kimisi ona “Çakşır mantarı” der, kimisi başka isimle bilir.
Kimi sofraya umut diye koyar, kimi çocukluğundan kalan alışkanlıkla toplar.
Ama artık bir gerçekle yüzleşmek gerekiyor:
Doğa eski doğa değil.
Yıllardır aynı bölgede yetişen mantarların arasında bugün zehirli türler daha sık görülüyor.
İklim değişiyor, yağış düzeni değişiyor, toprağın yapısı değişiyor. Dün güvenle tüketilen bir mantar, bugün insanı hastanelik edebiliyor.
Üstelik mesele yalnızca bir sağlık problemi değil.
Bu durum biraz da geçim derdiyle ilgili…
Pazar filesini doldurmakta zorlanan vatandaş, yönünü yine toprağa çeviriyor. Dağdan topladığı ota, mantara güveniyor.
Çünkü bu coğrafyada insanlar yıllardır doğayla yaşamayı öğrendi. Ancak artık doğa da insan gibi değişiyor.
En tehlikeli tarafı ise şu:
Zehirli mantarlar çoğu zaman masum görünür. Kokusu, rengi, görüntüsü halkın bildiği türlere benzeyebilir.
“Ben bunu yıllardır topluyorum” cümlesi artık tek başına güvenli değil.
Ve ne yazık ki zehirlenmeler birkaç saat içinde ağır sonuçlar doğurabiliyor.
Mide bulantısıyla başlayan tablo bazen karaciğer yetmezliğine kadar ilerleyebiliyor.
İşte tam da bu yüzden yetkililerin özellikle kırsal mahallelerde bilinçlendirme çalışmalarını artırması gerekiyor.
Muhtarlıklardan sağlık ocaklarına kadar herkesin bu konuda daha görünür olması şart.
Çünkü mesele yalnızca mantar değil…
Mesele, bir köy evinde akşam sofrasına konulan yemeğin bazen sessiz bir tehlikeye dönüşmesi.