Her geçen gün biraz daha değişiyoruz. Şehirler büyüyor, apartmanlar yükseliyor, teknoloji gelişiyor. Hayatımızı kolaylaştıran pek çok yenilik var. Ancak bütün bu değişimin içinde geride bıraktığımız bazı değerler de oldu. Bunlardan biri de güven duygusuydu.
Bir zamanlar Malatya’nın mahallelerinde kapılar çoğu zaman kilitlenmezdi. Bu, tedbirsizlikten değil; birbirine duyulan güvenden kaynaklanırdı. Komşu komşunun evine rahatlıkla uğrar, kapıyı çalıp beklemek yerine “Müsait misiniz?” diye seslenerek içeri girerdi. Ev sahibi de misafir geldi diye telaşlanmaz, çay ocağa konur, sohbet kendiliğinden başlardı.
Mahallede herkes birbirini tanırdı. Çocuklar yalnızca kendi anne babalarının değil, bütün mahallenin evladı sayılırdı. Sokakta oynayan bir çocuğu gören komşu, onu kendi çocuğu gibi korur, acıktığını fark ederse evine çağırıp bir lokma ekmek uzatırdı. Kimsenin bundan rahatsız olduğu görülmezdi. Çünkü paylaşmak, o günlerin en doğal davranışıydı.
Bir evde pişen yemek bazen iki, bazen üç eve gönderilirdi. Yeni yapılan bir tatlıdan komşunun da tadına bakması istenirdi. Bahçeden toplanan meyveler, tandırdan çıkan sıcak ekmekler ya da kış hazırlıkları paylaşılırdı. Hiç kimse “Benim.” demeyi sevmezdi; “Bizim.” demek daha kıymetliydi.
Akşam olunca kapı önlerine sandalyeler çıkarılırdı. Büyükler günün yorgunluğunu sohbet ederek atar, çocuklar sokakta gönüllerince oynardı. Bir annenin pencereden yaptığı kısa bir sesleniş, bütün mahallenin duyacağı kadar güçlüydü. Ne telefon gerekiyordu ne de mesaj. İnsanlar birbirine yakındı; hem mesafe olarak hem de gönül olarak.
Elbette o günlerde de sıkıntılar vardı. Hayat bugünkü kadar kolay değildi. Ama insanlar birbirlerinin yükünü hafifletmeyi biliyordu. Bir hastalık olduğunda komşular yemek yapar, bir düğün olduğunda herkes elinden geleni yapar, bir acı yaşandığında aynı hüzün mahalleyi sarardı. Kimse kendini yalnız hissetmezdi.
Bugün ise çoğumuz aynı apartmanda yıllarca yaşadığımız hâlde yan dairemizde oturan komşumuzun adını bile bilmiyoruz. Kapılar daha sağlam, kilitler daha güvenli, güvenlik kameraları daha gelişmiş olabilir. Fakat gönüllerimizin kapıları eskisi kadar açık mı? İşte asıl üzerinde düşünmemiz gereken soru bu.
Güven, sadece kapıyı kilitlememek değildir. Güven; selam vermektir, hâl hatır sormaktır, ihtiyaç anında “Ben buradayım.” diyebilmektir. Bir şehrin huzuru yalnızca binalarıyla değil, insanlarının birbirine duyduğu güvenle ölçülür.
Malatya’nın en güzel yanlarından biri, yıllarca bu sıcaklığı yaşatmış olmasıydı. Mahalle kültürü, komşuluk ilişkileri ve dayanışma bu şehrin görünmeyen hazineleriydi. Belki bugün şartlar değişti, tedbir almak zorundayız. Elbette kimse kapısını açık bıraksın demiyoruz. Ama en azından gönül kapılarımızı kapatmayalım.
Bir selamı esirgemeyelim, bir komşunun kapısını sadece ihtiyaç için değil, hâlini hatırını sormak için de çalalım. Çünkü şehirleri güzelleştiren beton değil, insanın insana duyduğu güvendir.
Belki kapılar artık kilitli… Ama dilerim yüreklerimiz eskisi gibi açık kalır. İşte o zaman Malatya, geçmişinden aldığı o güzel komşuluk ruhunu geleceğe taşımaya devam edecektir.























