Dünya, iki kavram arasındaki mücadelenin orantısının ortasında meydana gelen anlamlar bütünüdür:
Asayiş ve anarşi…
Bu iki kavramı uzlaştıran yegâne gayrete ise "eğitim" diyoruz.
Eğitim anlam kaybına uğradıkça anarşiye, anlamını buldukça ise asayişe eriştiriyor bizleri.
Bugün ise hiç olmadığı kadar eğitimin anarşi ile anılıp asayişten uzaklaştığına şahit oluyoruz.
Peki, bu denklemi bozan sebepler nedir?
Asayişi netice verecek eğitimin içine sirayet eden kapitalist bakış açısı; yani öğrenmenin kazanmaya, eğitimin güce endekslenmiş olması.
Gaye / Anlam Krizi: Eğitimin bir "içsel olgunlaşma ve hakikat arayışı" olmaktan çıkıp yalnızca bir "statü ve geçim aracı" hâline gelmesi.
Birey anlam bulamadığı sistemde ne yapacaktır?
Çok basit bir soru!
Cevabını ise her gün yaşayıp görüyoruz:
Anlamını bulamayan birey hırçınlaşır ve anarşiye meyleder!
Bu psikolojinin ve sosyolojinin temel kaidesidir.
Bunun için Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok..
Bizi bu kadar basit bir düzlemden alıp karmaşık bir çıkmazda gezdiren 'maddeci' bakış açısının esrarı(!) değil mi?
Bu gidişat okullarda öğretmenden çok polisin bulunması ile neticeleniyorsa burada öğretmeni ve öğretileni sorgulamanın vaktinin geldiği değil, geçmiş olduğunun kanıtıdır artık..
Ki öğrenci başına birer polis dikilse dahi, bu asayiş hiç bir zaman gelmeyecektir!
Hakikat arayışından koparılmış, insanın iç dünyasını inkâr eden ve bunu görmezden gelen bir gerçeklikte anarşinin filizlenip boy göstermesi de gayet doğal bir süreç.
Eğitim; insanı "kazanmaya" değil, "insan kazanmaya" dönüşen bir eylem olmadıkça maalesef bu kısır döngüden çıkış da gözükmüyor.
Artık bir şeyler ters gitmiyor; ters olan her şey "ders" diye sınıflara giriyor, körpecik dimağlarda ve kalplerde kök salıyor.
Ve bugün bunun faturası, toplumun her kesimine kesilecek kadar ciddi boyutta.
Yani para ile çare bulacağını sanan ayrıcalıklı kesim de bu tehlikenin içerisinde ve çocukları da bu tehlikenin muhatabıdır.
O zaman şapkayı bir kenara bırakıp ciddi ciddi düşünmek lazım.
Allah aşkına, bu "Taşları yemek yasak" komikliğinden çıkalım artık!
Kimsenin taş falan yediği ve yiyeceği yok!
Olmaması gerekenleri konuşmayı bırakalım da olması gerekenler nedir, buna yönelelim. Bunu tartışalım.
Merkeze insanı koyalım.
Dersimiz "insan" olsun.
Önce onu öğrenelim.
İnsan nedir, nereden gelmiş, nereye gidiyor ve bu seyrüsefer arasındaki yerin anlamı nedir?
Bunların cevabı olmayan bir düzende asayiş zoraki tedbirlerle gelmeyecek; bunu bilelim artık.
Yunus diyor ya:
"İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsen,
Ya bu nice okumaktır?"
Üç ay öncesinde dinlediğimiz şarkıyı unutup, Yunus'un bin yıllık bu mısraları herkesin ezberinde ise burada bir hakikatin var olduğunu göstermiyor mu?
Hayat, kendini bilme sanatıdır.
Asayiş ve huzur da buradan gelecektir.
"Eğitimle," dört yanlışın arasında bir doğruyu arata arata kafayı sıyırttınız bu çocuklara!
Eğitim bu değildir beyler!
Eğitim; doğruların içine yanlışı koymamak, yanlışı barındırmamak olmalı.
Bugün okullarımızdan ve üniversitelerimizden diploması yüksek fakat vicdanı zayıf, bilgisi çok ama erdemi noksan bireyler çıkıyorsa sorun bilginin azlığında değil, bilginin yüklendiği gayededir.
Öğrenmeyi "kazanmaya", eğitimi "güce" endeksleyen kapitalist akıl; insanı bir şahsiyet olarak değil, piyasanın bir aktörü olarak görüyor.
Hal böyle olunca eğitim, toplumsal asayişi tesis eden bir merhem olmak yerine, hırsın ve rekabetin körüklendiği bir alana dönüşüyor.
Eğitim, testi geçme sanatı değil; insan kalabilme gayretidir!
Bizi anarşinin kargaşasından çıkarıp asayişin huzuruna kavuşturacak tek yol da bu zihniyet devriminden geçmektedir.
Umarım eğitim; köklü bir şekilde yeniden merkezine insanı ve onun içsel dünyasını alarak, kendini yeniden inşa etme arayışına girer.
Eğitimin belli kalıplardan çıkıp insanın yapısına uygun bir şekilde çeşitlenmesi, kurgulanması ve zenginleştirilmesi lazım.
Yoksa içeriye anarşiyi koyup dışarıya polisi dikmek ile bu sorunu çözemezsiniz.
Selam ve dua ile…
























