Zamanın ve mekanın gerçeğine dayanmadan, hakkı ve hakikati gerekçe yapmadan başlatılmış olan aksiyonlar kuru bir heyula olmaya mahkumdurlar.
Medeniyetlerin doğum yeri olan, kavgaların kâvi, mücadelenin sâri olduğu bu coğrafyalarda bu hafife alınmayacak bir gerçekliktir.
Ki akşamdan sabaha hesapların ve dengelerin değiştiği bir coğrafyadan bahsediyoruz.
Bu kabul üzerine, yıllarca bu topraklarda dengelerin ve hesapların; huzur ve kardeşlik üzerinde insicamı için kâh Viyana önlerinde, Mısır çöllerinde; kâh Tuna'da, Yemen illerinde:
Gecesinden / gündüzünden, rahatından / sıhhatinden ödün vermiş bir ecdadın devamıyız.
Bu yüzden, bu topraklarda siyaset reelpolitik üzerinden yapılır.
Ama siz kalkıp da bu şanlı ecdadın torunlarına; hiçbir alt yapısı, hiçbir gerçekçi zemini, hiçbir emeği ve gayreti olmayan kuru bir heyula ile yaklaşırsanız, bir neslin zamanını ve enerjisini romantik sloganlarla heba edersiniz.
"Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar!"
Şarkılarıyla gençliği avutmaya çalışırsanız; gerçeklerle yüzleşmeyenlere bu coğrafya, acı hakikatleri er ya da geç hatırlatır..
Hem burnumuzun dibindeki burun kadar adalara Yunan askeri dikilmişken, gezilecek hangi maviliklerde bahsetmemiz gerekiyor? İki adım ötene tahkimat yapılırken o motorları nereye süreceksin?
Olması gereken nedir peki?
Olması gereken; Asım’ın nesli gibi ilim, irfan, teknikle mücehhez; tarih şuuruna sahip ve gönül coğrafyasının farkında olan bir iradenin, hayalleri kuru birer slogan olmaktan çıkarıp somut birer çelik iradeye dönüştürmesidir.
Geopolitiğin acımasız gerçeklerine romantik şarkılarla değil, yerli ve milli üretimin sarsılmaz gücüyle cevap vermektir gerçekçi olan.
Nitekim bugün yapılan tam olarak budur.
Biz, o motorları içi boş vaatlerle belirsiz ufuklara değil; tam bağımsızlık inancıyla kendi inşa ettiğimiz gövdelere taktık.
Gücümüzü inancımızdan
ve şanlı mazimizden alarak;
KAAN’ları,
Kızılelmaları,
Ankaları
göğe;
MİLGEM’leri,
TCG Anadoluları,
Korvetleri de maviliklere sürdük.
Hamdolsun şarkı değil,
Şiir niyetine tarih yazılıyor artık.
Peki, şanlı iradeyi bugün mücessem haline getiren nedir?
"Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet;
Alevler içinde ev, üst katta ziyafet..."
Tarihinden, aslından ve fıtri yapısından kopartılmak istenen; emperyal emellerin insafına terk edilmeye ve atomize olmaya itilen bir halkın karşısına, bedel ödemeyi göze almış bir avuç tuz misali dikilerek hakkı ve hakikati haykıran, bu millete kim olduğunu unutturmamış olan bir fikri mirastır bu.
Necip Fazıl’ın Büyük Doğu mefkuresi, Nurettin Topçu’nun varoluş şuuru, Sezai Karakoç’un diriliş iklimidir.
İşte bugün göğsümüzü kabartan o çelik irade, gökten zembille inmedi.
Dün kağıda düşen o dert, bugün tezgahta çeliğe büründü. O çilekeş zihinlerin ektiği tohumlar, bugün Asım’ın neslinin ellerinde birer mühendislik harikasına dönüştü..
Dahası bu çelik irade; Suriye’de yapay husumetleri dağıtıp kardeş kavgasını dindiren, namluları gerçek hasma çeviren iradedir.
Bir düşüncenin, bir mefkurenin, bir kalemin sahadaki dönüşümüdür bu!
Bu diriliş hattı tahkim edildikçe, barışın ve adaletin gölgesi er ya da geç Gazze’ye ve Kudüs’e de düşecektir!
Çünkü;
Geceler vardır,
Üretken güneşler doğurtsan üstüne
Zifiri karanlığa boğulur.
Fecri-i sadıklar vardır,
Bağlasan güneşleri kâr etmez sabahlara gebedir!
Bir fecri sadıktır artık.
Biz, durduğumuz safa dikkat edelim!
Yönümüzü çıkmaz sokaklara mı çevirmişiz,
Yoksa hakka, hakikate mi?
Bunu bilelim yeter..
Selam ve dua ile, Allah'a emanet olun...
























