(Dava da gün gelir, davacı olur...)
Aslında niyetim bu hafta Fransa'da yaşananların sosyolojik boyutunu yazmaktı, bir davaya katkı olsun diye...
Sonra "Fransızlarla" karşılaştım, kendi davasında!
Gard’ım düşü...
Tekrar başa döndüm.
"Franksız kalınsın da Fransız kalınmasın" dedim yine risk alarak.
İkra!..
Ki kulaktan cana yetmez mi bu seda; rızk olarak: Oku!...
Neyi?
Davanı! Hakkı, hakikati ve kendini...
* Ama İnip çıkan borsanın parametrelerini değil!
* "Bir makam, bir ikbal kapar mıyım?" hesabıyla koklanan iklimleri değil!
* "Ayağımı kaydırır mı?" şüphesiyle sıktığın o elin ardındaki zihni değil!
....
Dava insanı olmak, davanın ne olduğunu bilmekle başlar; davanın 'Kendi'sine şahit olmasıyla biter.
Başı bilmektir, sonu olmak...
Şahit kim?
Çektiğin acı, göğüslediğin sorumluluk ve vaaz geçtiklerin için vazgeçtiklerin...
Bugün davanın nimetlerini bölüşenlerle, külfetini yüklenenler ne yazık ki aynı kişiler değil. Yolun başında konforundan, istikbalinden vazgeçenler; yolun sonunda, aynı yolda yürüdüklerini sandıklarının vefasızlığıyla sınanıyor.
Neden?
Çünkü vefasızlar, davanın ne olduğunu bilmeden bu yola girdiler. Onlar için dava, adanacak bir hakikat değil; vakti geldiğinde basılacak bir basamak...
Nefs-i harbiyesi olmayanın, olmayanın kıymet-i harbiyesi de kalmaz..
Dava bir süreçtir, sonuç değil! Senin samimiyetin de bu süreçte gizli...
Mükâfatına gelince; bu süreçte kalbinde taşıdığın kadardır:
* Üzerinde rakamlar yazan yeşil kâğıtlar da olabilir,
* Tahtaya gerilmiş tekerlekli bir manda derisi de...
Burada yazılmaz artık;
* Daha kötüsü de!...
"İster misin ya Ömer? Dünya onların olsun, ahiret bizim."
Dava burada başlar. Bitirmeyi hiç düşünemediğin noktaya geldiğinde ise biter.
Dava senin değil, kalp senindir...
Kurtuluşa erip davasından beraat edecekler de ancak ve ancak "kalb-i selim"lerdir.
Hesap, matematiğe sığsaydı; matematikten müzik doğmazdı.
Matematik müziğin iskeletini kurar; ritmi, ölçüyü ve uyumu belirler. Ancak müziği müzik yapan, o iskeletin arasına saklanan ve hiçbir cetvelle ölçülemeyen duygudur.
Hayat da böyledir zaten; ne kadarı hesaba uyarsa uysun, asıl belirleyici olanlar hesapta olmayanlarda gizlidir.
Bilgisine, makamına ve malına güvenenlerin hep önünü okudunuz; finansta, ticarette ve siyasette... Bir de sonunu oku..! Vefa ile, dava ile, sadakatle...
Bir garibin bam teline gelirsiniz, bütün hesaplar karışır; 'üst alt' olur!
Küçük gördüğünüz nasihatler size üstad olur...
Ve...
Notalar elinizde kalır, birkaç rakam olarak:
* Tarih olur siyah bir başsağlığı kâğıdına,
* Dört kollu tahtaya gerilmiş, yeşil bezin altında...
Dava diye çalarsınız artık; çalabildiğiniz kadar...!
Vefa mı?
"Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir...!"























