Malatya Lider Gazetesi
HV
24 EKİM Cumartesi 05:49

HAKKIMIZ NEREDE BİTER...HADDİMİZ NEREDE BAŞLAR?

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER
SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

“Hakkını da haddini de bileceksin.”

Ne çok duyarız bu sözü. İlk duyduğumuzda başımızı sallayıp geçeriz. Elbette, insan ikisini de bilmeli. Ama gelin, kahvemizden bir yudum alıp biraz düşünelim: İlişkilerde hangisi hak, hangisi had? Bu çizgiyi kim, neye göre çekiyor?

Diyelim ki sevdiğimiz birinden haber bekliyoruz. Gün bitmiş, bir ses çıkmamış. Merak etmişiz, belki biraz da kırılmışız. “Bugün seni hiç duymadım, konuşmak isterdim,” diyoruz. Buraya kadar anlaşılır bir şey var. Yakınlık kurduğumuz insanın hayatında bir yerimiz olduğunu hissetmek istiyoruz.

Peki, ne zaman “Neredeydin, kiminleydin, neden hemen cevap vermedin?” soruları peş peşe gelmeye başlıyor? Ne zaman merak etmekten çıkıp hesap sormaya geçiyoruz?

Galiba çizgi tam da buralarda bulanıklaşıyor.

Çünkü sevdiğimizde, bazen fark etmeden karşımızdakinin hayatında söz sahibi olmakla bütün hayatını yönetmeyi birbirine karıştırıyoruz. Bizi seviyorsa her boş vaktini bize ayırmalı, neye kırılacağımızı önceden bilmeli, biz söylemeden anlamalı sanıyoruz.

Oysa birinin hayatında önemli olmak, o hayatın tamamı olmak anlamına gelmiyor.

Elbette ilgi bekleyebiliriz. Birlikte vakit geçirmek isteyebiliriz. “Bu ilişkide kendimi yalnız hissediyorum,” da diyebiliriz. İhtiyacımızı dile getirmekte bir yanlış yok. Ama isteğimizin karşılanması için baskı kurduğumuzda, sevgiyi sürekli sınava çevirdiğimizde başka bir yere geçiyoruz.

“Beni sevseydin yapardın,” cümlesi mesela… Söylemesi kolay, taşıması ağır. Çünkü o cümlenin ardından insanın kendi isteğine göre davranacağı pek bir alan kalmıyor.

Bir de işin öteki tarafı var.

Bazı ilişkilerde de insan ne zaman bir rahatsızlığını dile getirse, karşısında hazır bir cevap buluyor: “Haddini bil.”

Bir söz verilmiş, tutulmamış. Soruyorsunuz, fazla sorgulayan oluyorsunuz. Kırılmışsınız, anlatıyorsunuz, alıngan oluyorsunuz. İhtiyacınızı söylüyorsunuz, çok şey isteyen oluyorsunuz. Sonunda insan, en doğal beklentisinden bile utanır hâle geliyor.

Oysa haddini bilmek, kendine yapılan her şeye sessiz kalmak demek değil. Bir ilişkide saygı istemenin, verilen sözleri hatırlatmanın, “Bu davranışın beni incitti,” demenin utanılacak bir yanı yok.

Üstelik özgür olmak da sorumluluktan muaf olmak anlamına gelmiyor. Birlikte bir hayat kuruyorsak, aldığımız kararlar birbirimizi etkiliyorsa, “Ben böyle istiyorum,” deyip her konuyu kapatamayız. Konuşmamız, birbirimizi dinlememiz, bazen de ortak bir yol bulmak için alışkanlıklarımızı gözden geçirmemiz gerekir.

Sanırım asıl mesele, kendimize tanıdığımız alanı karşımızdakine de tanıyabilmek.

Biz yorgunken anlayış bekliyorsak onun da yorgun olabileceğini kabul etmek. Bizim yalnız kalmaya ihtiyacımız varsa onun bunu istemesini hemen sevgisizlik saymamak. Kendi kırgınlığımızı anlatırken onun kırgınlığını da dinleyebilmek…

Her tartışmada haklı çıkmaya çalışınca bunları unutmak kolay. Oysa bazen durup şu soruyu sormak gerekiyor: “Ben şu an anlaşılmak mı istiyorum, yoksa mutlaka benim dediğim olsun mu istiyorum?”

Cevabı her zaman hoşumuza gitmeyebilir. Yine de kendimize karşı dürüst olmak, ilişkide bir şeyleri değiştirebilmenin başlangıcı olabilir.

Bir de şu var: Her beklentimiz karşılanmayabilir. Bunu görmek canımızı acıtabilir. Böyle bir durumda ihtiyacımızı yeniden konuşabilir, neyin değişebileceğine bakabilir, gerekirse o ilişkide kalıp kalmayacağımıza karar verebiliriz. Karşımızdakini zorla istediğimiz insana dönüştürmek ise ikimizi de yorar.

Belki de “Hakkını da haddini de bil,” derken cümlenin iki yarısını eşit hatırlamalıyız. Başkasının alanına saygı gösterirken kendi alanımızdan vazgeçmemeliyiz.

Sevdiğimiz insanın yanında kendimiz olarak durabilmeli, ona da aynı yeri açabilmeliyiz.

Kahveler soğumadan kendimize bir soru bırakalım:

“Bu ilişkide ikimize de yer var mı?”

 

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI BİR ANNENİN SUSKUNLUĞUNDA TOPLUMUN HİÇ Mİ SESİ YOK? İLETİŞİMİN DERİNLİKLERİ 4 İLETİŞİMİN DERİNLİKLERİ (3) İLETİŞİMİN DERİNLİKLERİ (2) İLETİŞİMİN DERİNLİKLERİ KAÇ KİŞİLİK BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ? HER ŞEYİN SUSTUĞU O BÜYÜLÜ KELİME: “NEYSE” EMEĞİN YERÇEKİMİ HAYATIN KAÇ SİGMA? MANTIĞIN DA BİR SINIRI VAR MI? MÜKEMMEL OLMAMA HAKKIMIZI KİM ÇALDI? DUYARSIZLAŞMADAN GÜÇLENMEK SÜREKLİ EKSİK OLAN, BİR SÜRE SONRA GEREKLİ DE OLMUYOR KIRMIZI BRİ YAS AYNANIN ÖTEKİ YÜZÜ YOLCULUĞUN SONU: ONUR MU, SADECE YAŞAMAK MI? ÖZGÜRÜZ AMA NE KADAR? ÖZGÜRLÜĞÜN GERÇEK SINIRI: VİCDAN VE TAHAMMÜL ZİNCİRLER KIRILDI, YA DUVARLAR? Beklentinin Yorgunluğu Hayal Satanlar ve Gerçekler VİTRİNİN ARKASINDA ÇÜRÜYEN MAHREMİYET ÇAĞIN EŞİĞİNDE KADİM BİR BAHAR RUHUN GURULTUSU EGOSU ŞİŞMİŞ, VİCDANI SÖNMÜŞ BİR NESİL Bir Veda, Bir Yeniden Doğuş HAYAL KIRIKLIĞININ GÜNLÜK KARNESİ ZARAFETİN SESSİZ GÜCÜ Yalnızlığın Evrimsel Biyoalarmı: Ruhun Değil, Hücrenin Çığlığı Eti Senin, Kemiği Benim: Çelikleşen Ruhlardan Kırılgan Nesillere Onurla Kalabilmek Karanlığın Senfonisi: Neden Hep “Yanlış” Kişiye Çekiliyoruz? HAYATI KAİZEN İLE HAFİFLETMEK Geleceğin Cenaze Töreninde Bir Bardak Latte KIRMIZI BİR SAHTE VE BİR DİLİM TOST Bilgi Obezitesi Çağında Hakikat Nerede? Bir Penguen Gitti, Kalabalıklar Kendini Sorguladı. ÇÜRÜYEN RUHLAR VE ÇÜRÜYEN YARINLAR Kendini Tanımanın Stratejisi GÖRÜNMEYENİN PEŞİNDE BİR YAŞAM CEBİN DEĞİL, RUHUN DARLIĞI Zihnin Tarlası: Neden Başarıdan Çok Felakete Tıklıyoruz? Bedel Ödemeden Sahip Olduğumuz En Büyük Zenginlik Gardıroplarımız Neden Dolu, Ruhumuz Neden Boş? EBEVEYNLİK EHLİYETİ Kadınlar, Erkeğin Yok Oluşunda Kendi Rolünüzü Görüyor musunuz? Büyüdük Ama Zorbalık Bitmedi: Yetişkinlerin Acımasızlığı Akran Zorbalığı Olmadığın O Kişi Olmak ve Kaderin Sınavı ZEHİRLİ MERAK VE KAYBOLAN ÇOCUKLUKLAR Oyuncakların Tasarladığı Gelecek...Oyun Kutusu mu,Hayaller mi?