Bu haftaki konuğum, Geleneksel Türk El Sanatları uzmanı Doç. Dr. Funda Koçer’in yazısı ile sizi baş başa bırakıyorum.
Bir sanatçı, emek verdiği, ruhunu kattığı bir eseri sosyal medya aracılığıyla paylaşırken bunu herhangi bir beklentiyle değil; yaptığı üretimin toplumsal bir karşılık bulmasını, bir duygu uyandırmasını ve estetik bir temas yaratmasını arzu ederek yapar. Sanat, doğası gereği paylaşılmak ister. Beğenilmek, görülmek ve bir başkasında iz bırakmak; sanatçının kimliğinde ve üretim motivasyonunda var olan temel unsurlardır. Bu paylaşım çoğu zaman meslektaşlara, öğrencilere, sanat çevresine ve dostlara yönelik bir iletişim biçimidir.
Ancak son dönemde, bu paylaşımın altına; sanatçıyla herhangi bir kişisel, mesleki ya da duygusal bağı bulunmayan kişiler tarafından, “Bana bir tane hediye etmedin.” gibi ifadelerin rahatlıkla yazılabildiği görülmektedir. Bu tür söylemler, yalnızca mesafesiz bir iletişim örneği değil; aynı zamanda sanat eserini, ardındaki emeği ve sanatçının kimliğini yok sayan bir yaklaşımı da yansıtmaktadır.
Burada ifade etmek istediğim durum para değildir. Hiçbir zaman da olmamıştır. Asıl mesele, sanata ve emeğe dair algının nasıl kurulduğudur. Bir sanat eserini “bir tane” ifadesiyle talep etmek; yalnızca bir nesneyi değil, o nesnenin ardındaki uzun yolu, akademik birikimi, estetik hassasiyeti ve yıllar içinde olgunlaşmış bir kimliği görünmez kılar. Oysa çini ve minyatür gibi geleneksel sanatlar, rastlantısal üretimler değil; eğitimle, disiplinle ve ciddi bir kültürel birikim ve sorumlulukla icra edilen alanlardır. Bu alanda akademik kariyer yapmış, unvan almış sanatçıların üretimlerini “hediyelik eşya” diliyle değerlendirmek, en hafif ifadeyle bir üslup sorunudur.
Biz hediyelik eşya üretmiyoruz. Biz, atalarımızdan kalan bir mirası bugüne taşıyoruz. Bu mirası yaşatmak; yalnızca teknik bir beceri değil, aynı zamanda ahlaki ve kültürel bir görevdir. Sanat bir nesne değil bir yolculuğun son durağıdır. Hediyeleşmek elbette çok kıymetlidir. Kalpten gelerek verilen bir eser, sanatçının sevdiğine bıraktığı bir izdir; bir hayatın başka bir hayata dokunuşudur. Beğenilmek ve takdir edilmek, sanatçıyı zaten besleyen en temel duygudur.
Hediye talep edilmez. İma edilmez. Onur, bir emeği karşılıksız istemekte değil; o emeğe saygı göstermekte durur. Çünkü emeğe saygı, bir toplumun kültürel seviyesinin aynasıdır. Biz bunu atalarımızdan öğrendik. Ve sadece şunu hatırlatıyoruz: sanatı seviyorsanız, önce sanatçının sınırına saygı duymalısınız.