Ülkemizde özellikle “küçük çaplı” üniversitelerde fakülte dekanlarının farklı meslekten olduğunu görmekteyiz. Diş hekimliği dekanlığına beyin cerrahı, eczacılık fakültesi dekanlığına biyolog, hukuk fakültesi dekanlığına iktisatçı, iletişim fakültesi dekanlığına felsefeci atanması gibi çok sayıda örnek gösterebiliriz.
Bildiğiniz gibi dekanların hem idari hem de akademik görevleri vardır.
İdari görev açısından düşünürsek atanacak dekanın yönetim bilgisi iyiyse aynı meslekten olmasına gerek olmaz diye düşünebiliriz.
Ama akademik dekanlık görevi açısından aynı meslekten olmayan dekanlar fakülte öğrencilerine mesleği sevdirmek, vizyon açmak, fakülte sonrası yapacaklarını planlamak gibi konularda ufuk açamayacaklardır.
Halbuki mesleğe yeni atılacak genç mezunların fakültede meslekle ilgili temel yaklaşımları çok iyi almaları, gelecekte onların başarıları için elzemdir.
Aslında ülkemizde aynı meslekten dekan bulma açısından sayısal olarak bir eksiklik söz konusu değildir. Peki meslekten dekan bulma açısından sayısal bir eksiklik olmamasına rağmen neden farklı mesleklerden kişiler aynı meslekten olmadıkları fakülteye dekan atanmaktadırlar?
Aslında aklı başında herkes bu sorunun cevabını rahatlıkla bilebilir. O nedenle bu sorunun cevabını size bırakıyorum.
Eğitimde şuna karar vermeliyiz:
Kaliteli mezunlar mı yoksa sayısal olarak çok mezunlar mı yetiştirmek istiyoruz?
Eğer kaliteli mezunlar yetiştirmek istiyorsak elbetteki şu anda yazdığımız konu da dahil olmak üzere bu alanda titizlenip ince eleyip sık dokumamız gerekir.
Yok eğer sadece mezun sayısını artırmak istiyorsak elbette bu yazdıklarımız dahil olmak üzere fazla düşünmeden yolumuza devam edebiliriz.
İşi ehline veriniz.























