Devlet kurumlarında çalışan anneler, okula giden çocuklarını okulun tatil olduğu durumlarda, çalıştıkları kuruma beraberlerinde getirmektedir.
Veya annelerin okul öncesi dönemdeki çocukları varsa çocuklarını bırakacak yer olmadığı takdirde zorluk çekmektedir.
Bugünlerde kar tatili var.
Çocuklar okula gidemiyor.
Bu kar tatilinde kurumda çalışan anneler de genellikle kurumuna gelmeyip kendilerini izinli saymaktadır.
Çocuklu annelerin kurumda çalıştıkları takdirde okul öncesi veya okula giden çocukları için yönetmelikler çıkarılıp bunlar uygulamaya konulmalıdır.
Okul öncesi çocuklar için yeteri kadar kreş, okul çağı çocuklar için etüt merkezleri açarak bu ihtiyaç karşılanmalıdır.
Gerekirse kurumlar arası ortak kreşler ve etüt merkezleri açılabilir.
Çocuklu annelerin bu sorunları çözülmeden diğer bir deyişle annelerin kafaları rahatlamadan onlardan verim almak biraz zor gibi görünüyor.
Aile ve kurumla ilgili farklı bir durum da şöyledir.
Eşler aynı kurumda çalıştıkları takdirde farklı problemler ortaya çıkmaktadır.
Şöyle ki eşlerden birinin işe gelmediği veya mesai saatlerine uymadığı durumlarda, eşlerden biri diğerinin görevini üstleniyormuş gibi yaparak durumu idare etmeye çalışmaktadır.
Akademik ortamlarda ise eşi hiç katkı vermemesine rağmen kendi yazdığı makalelere eşinin ismini de etik olmayan bir şekilde yazabilmektedir.
Eşlerden biri görevinde bir aksaklığa neden olduğu için uyarıldığında diğer eş burada haksızlık olduğunu belirtmek gibi gerçek dışı savunmalara başvurmaktadır.
Şöyle örneklere de rastlıyoruz: Doçent ya da profesör akademisyen gelişmekte olan fakülteye geçmek için çok da vasıflı olmayan eşinin de üniversiteye alınmasını şart koşmaktadır.
Bu nedenle özellikle bazı bankalar eşlerin aynı kurumda çalışmasını yasaklamıştır.
Aile ve kurumla ilgili bu yazıda sadece iki örnek verdim. Tabii ki bu örnekler çoğaltılabilir.
O nedenle aile ve kurum ilişkisi sıkı bir şekilde çalışılarak pratiğe yönelik tedbirler alınmalıdır.























