Hepimizin çok yakından bildiği gibi köpekler kokuya çok hassas hayvanlardır.
Bu nedenle uyuşturucu ve/veya patlayıcı madde tespiti, kayıp kişi aramaları, iz takibi, asayiş ve devriye, kaçakçılık ve yasaklı madde aramaları başta olmak üzere kolluk kuvvetleri tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır.
Tıpta özellikle doğuştan metabolik hastalıklarda idrar kokuları ve vücut kokuları tipiktir.
Bunlara örnek verecek olursak: MSUD’de akçaağaç şurubu kokusu, trimetilaminüri’de çürük balık kokusu, fenilketonüri’de küf/fare idrarı kokusu, izovalerik asidemi’de terli ayak kokusu, tirozinemi’de çürük lahana kokusu, homosistinüri’de sülfür/yumurta kokusu duyulur.
Köpeklerin koku hassasiyeti ile doğuştan metabolik hastalıkların özgün kokulara sahip olması bilgileri bir araya getirildiğinde çözüm kolaylıkla ortaya çıkacaktır.
Elbette ki köpeklerin diğer alanlarda olduğu gibi metabolik hastalıkların kokusu konusunda da özel eğitim almaları gerekir.
Bu alanda bildiğimiz kadarıyla çok fazla çalışma yoktur.
Özellikle TÜBİTAK gibi kuruluşların bu projeleri araştırmacılara önermeleri ve bu yöndeki projeleri teşvik etmeleri projenin kolaylıkla hayata geçirilmesini sağlayacaktır.
Özellikle çok zengin olmayan ülkelerde belki başlangıçta doğuştan metabolik hastalıkların tarama testi olarak eğitim almış köpekler kullanılabilir.
Tarama testi pozitif çıkanlara ilgili hastalığın ileri tetkikleri yapılıp kesin sonuca ulaşılabilir.
Bu yöntemin maliyeti diğer yöntemlere göre nispeten düşük olacak ve ulaşılması zor olan bölgelerde bile yapılması söz konusu olacaktır.
Aklımızı niçin kullanmıyoruz?