Cevap Şehirde Değil, Köyde
Türkiye’nin nüfus grafiğine bakmak, aslında bir ülkenin aynasına bakmaktır. O aynada bugün gördüğümüz şey net: Doğurganlık hızı tarihi bir dipte.
Ama bu tabloyu yalnızca “gençler çocuk istemiyor” cümlesiyle açıklamak, hem kolaycılık hem de gerçeğin büyük kısmını ıskalamak olur.
Çünkü bu hikâye dün başlamadı.
Bu hikâye; tarlada, köy meydanında, harman yerinde başladı.
Tarımda makinalaşma, ilk bakışta bereket demekti. Traktör geldi, biçerdöver geldi, işler hızlandı. Verim arttı. Ancak fark edilmeden başka bir şey daha oldu: İnsan gücüne duyulan ihtiyaç dramatik biçimde azaldı.
Eskiden bir tarlayı sürmek için kalabalık ailelere ihtiyaç vardı. Bugün bir kişinin çevirdiği anahtar yetiyor.
Bu dönüşüm kırsalda işsizliği değil belki ama işlevsizliği artırdı. İnsan köydeydi ama artık gerekli değildi.
İşlevi kalmayan hayat daralır.
Köyde sosyal hayat zaten sınırlıyken; sinema yokken, kültürel etkinlik yokken, gençler için bir gelecek hayali üretilemiyorken şehir, kaçınılmaz biçimde cazibe merkezi hâline geldi. Eğitim şehirdeydi, sağlık şehirdeydi, sosyal güvence şehirdeydi.
Köy ise yavaş yavaş yaşlanan, yalnızlaşan bir coğrafyaya dönüştü.
Bir de toprağın kaderi vardı.
Dededen kalan tarla üç kardeşe bölündü; yetmedi, onların çocuklarına bölündü. Geriye ekonomik olarak anlamını yitirmiş, masraf çıkaran parçalar kaldı.
Toprak umut olmaktan çıkınca, gençler de toprağa değil şehre umut bağladı.
Ama şehir başka bir gerçeği dayattı.
Köyde çocuk, üretimin bir parçasıydı. Kalabalık aile, yoksul için bir sigortaydı.
Şehirde ise çocuk; eğitim, bakım, kira, masraf demekti. Üretime katkı değil, bütçeye yük olarak algılandı. Bu kez refleks değişti: “Az çocukla ayakta kalma” refleksi.
İnternet ve kitle iletişim araçları bu dönüşümü daha da hızlandırdı. Yeni hayat tarzları, bireysel hedefler, tüketim kalıpları birkaç tıkla herkesin cebine girdi. Kırsaldan kente göç edenler yalnızca mekân değiştirmedi; zihniyet de değiştirdi.
Tarımda insan gücüne ihtiyaç kalmayınca, en yoksul kesimler bile “çok çocuk” fikrinden uzaklaştı. Bugün doğurganlığın dip yapmasının nedenlerinden biri tam olarak burada yatıyor:
Tarımda makinalaşma yalnızca üretimi değil, toplumun demografik reflekslerini de dönüştürdü.
O yüzden mesele yalnızca doğum oranları değil.
Mesele; köyün boşalması, toprağın yetim kalması ve şehrin taşıyamayacağı kadar insanı sırtlanması.
Bugün “nüfus azalıyor” diye panik yapmak yerine, şu soruları sormak gerekiyor:
Kırsal hâlâ yaşanabilir mi?
Gençler köyde kalırsa bir gelecek kurabilir mi?
Bu sorulara samimi cevaplar verilmeden ne teşvik paketleri işe yarar ne de hamasi sloganlar.
Çünkü nüfus, rakamlarla değil; umutla artar.