Bir ülkede iki şey ayakta kalıyorsa, o ülke nefes alır: hukuk ve gerçek gazetecilik. Biri adaleti sağlar, diğeri gerçeği görünür kılar. Ama bu ikisinden biri zayıfladığında, diğeri de anlamını yitirir.
Son günlerde Veysel Tay üzerinden yürütülen tartışmalar, aslında bir kişiden çok daha büyük bir meseleyi gözler önüne seriyor: Biz hâlâ hukuka mı inanıyoruz, yoksa hükmü kalemler mi veriyor?
Ortada bir iddia var. Ciddiye alınmalı mı? Elbette. Araştırılmalı mı? Kesinlikle. Ama en temel soru şu: Bu iddiaların karşısında kim karar verecek?
Hadi söyleyin kim karar verecek!! Sizleri duyar gibiyim doğru, hukuk.
Çünkü hukuk; duyumla değil, delille konuşur. Hukuk; ithamla değil, ispatla ilerler. Ve en önemlisi, hukuk herkese söz hakkı tanır. Savunma hakkı dediğimiz şey, bir formalite değil; adaletin bel kemiğidir.
Veysel Tay’ın “gereken cevabı hukuk önünde vereceğim” çıkışı, önemlidir. Bu cümle, sadece bir savunma değil; aynı zamanda bir çağrıdır: “Gel, hükmü biz değil, hukuk versin.”
Ama görüyoruz ki bazıları bu çağrıya kulak tıkıyor.
Çünkü hukuk delil ister, araştırma ister. Beklemeyi gerektirir. Oysa bazı kalemler önce yazıyorlar, sonra düşünüyorlar. Önce itham ediyorlar, sonra dayanak arıyorlar.
Ve en kıymetsizi, bu yöntemi gazetecilik gibi sunuyorlar.
Oysa hakikat; boşlukları iddialarla doldurmak değil, o boşlukları bilgiyle kapatmaktır. Gazetecilik; “duydum” demek değil, “doğruladım” diyebilmektir. Gazetecilik; birini hedef göstermek değil, gerçeği ortaya koymaktır.
Bugün bazı köşe yazılarına bakıyoruz… Somut veri yok, belge yok, ama ağır ithamlar var. Amaç okuyucuya yön çizmek, bir algı inşa etmek.
Bu, gazetecilik mi yani.
Bu, hukukun alanına müdahaledir.
Çünkü siz delilsiz (deliliniz varsa savcılığa verin) bir ithamı yaydığınızda, aslında yargının yerine geçmeye çalışırsınız. Siz bir insanı savunma hakkı doğmadan mahkûm ettiğinizde, sadece o kişiye değil; hukukun kendisine zarar verirsiniz.
Ve unutulmaması gereken bir nokta:
Hukukun zayıfladığı yerde, en çok gazetecilik zarar görür.
Çünkü gazeteci, tarafsız olmalı, -mış gibi yapmamalı.
Eğer gazetecilik bu zemini terk ederse, geriye sadece kuru gürültü kalır.
Bugün Veysel Tay üzerinden yürüyen tartışma, bize şunu hatırlatmalı:
Hiç kimse köşe yazılarıyla suçlu ilan edilemez, edilmemeli de Hiç kimse sosyal medya yargısıyla mahkûm edilemez. Ve hiç kimse savunma hakkı yok sayılarak “artık sus” denilemez.
Çünkü bu sadece bir kişiye yapılmış haksızlık olmaz.
Bu, doğrudan doğruya hukuka yapılmış bir müdahale olur.
Ez cümle
Gazetecilik gerçeği arar.
Hukuk gerçeği karara bağlar.
İkisi yer değiştirirse ne adalet kalır ne de güven.
Ve o zaman yazılan hiçbir şeyin anlamı olmaz.























