Memlekette bir kriz oluyor kime sorsan “alıştık artık” diyor.
İşte mesele tam olarak bu
Alıştık.
Peki toplumun krize alışması,
Bu kadar sükunetle kabullenmesi,
Bu kadar tasasız bir tavır sergilemesi,
Sahiden normal mi?
Sosyoloji bize, insan sürekli maruz kaldığı şeye karşı bir alışkanlık geliştirir der. Bu, bir nevi zihinsel muhafaza mekanizmasıdır. Her gün krizle yaşarsanız, bir yerden sonra o kriz sizin için olağan hale gelir.
İbn Haldun der ki:
Toplumlar, zamanla asabiyetini kaybeder. Yani birlikte tepki verme, birlikte hareket etme kudretini yitirir.
Şimdi kendimize soralım
Biz neyi kaybettik?
Bir mesele oluyor…
Bir bakıyoruz, sosyal medyada birkaç saatlik bir tepki
Sonra derin bir sükût-u hayal
Peki neden tepki vermiyoruz?
Cevap gayet net:
Ne değişecek ki?
İşte bu cümle…
Bizim ruh haritamızı da ele veriyor.
Bu, sadece yorgunluk, sadece bir alışkanlık değil.
Bu, tam anlamıyla bir hiss-i umumi kaybı.
Eskiler buna kanıksama derdi.
Yani kötü olanın bile sıradanlaşması.
Modern sosyoloji buna duyarsızlaşma diyor.
Sürekli maruz kalınan krizler, bireyin tepki eşiğini yükseltiyor.
Artık daha büyük olaylar gerekiyor ki insan şaşırsın.
Ama bizde durum biraz daha farklı.
Biz sadece duyarsızlaşmıyoruz aynı zamanda mütehammil oluyoruz.
Her şeye dayanır hale geldik.
Ama farkında olmadan…
Tepki verme melekemizi de kaybettik.
Rıza'nın İmalatı adlı eser de, modern toplumun en kritik meselelerinden birine işaret eder
İnsanlar zorla değil, zamanla rıza üreterek yönetilir.
Yani insanlar bir şeye itiraz etmeyi bırakıyorsa…
Bu sadece korkudan değildir.
Aynı zamanda alıştığı içindir.
Kabullendiği içindir.
Hatta bir noktadan sonra içselleştirdiği içindir.
Peki
Bu durum bizi hiç rahatsız etmiyor mu?
Vatandaşın cevabı bilindik
Ediyor ama… ne yapalım?
İşte o “ama” var ya…
Bir toplumun kırılma noktası
İtiraz ile teslimiyet arasındaki ince bir çizgi oluyor.
İbn Haldun buna asabiyetini yitiren toplum diyor.
Yani ortak tepki verme gücünü,
Ortak refleksini,
Ortak hissiyatını kaybetmesi.
Ve bu içinde ciddi riskler barındırır.
Çünkü bir toplum tepki vermeyi bıraktığında…
Sadece susmuş olmaz.
Aynı zamanda rıza göstermiş olur.
Eskiler derdi ki:
Zamanın ruhu (ruh-u zaman) insanı şekillendirir.
Belki de biz…
Bu zamanın ruhuna fazla teslim olduk.
Peki çözüm ne?
Belki de ilk adım şu soruyu sormak
Biz gerçekten alıştık mı...
Yoksa alıştığımıza mı inandırıldık?
Çünkü bazen insan
Kendi rızasını bile fark etmez.
Ve işte o zaman kriz bitmez.
Sadece biz krizin bir parçası oluruz.
Yani bu hal…
Bir mukadderat mı?
Yoksa değiştirilebilir bir istikamet mi?
Cevabı aslında sokaktaki vatandaş çoktan veriyor bile
Alıştık…
Hayırlı alışmalar…























