İnsan sosyal bir varlıktır ve yaşamı boyunca çeşitli gruplar içinde yer alır. Ancak birey, kalabalık bir grubun parçası olduğunda, bazen kendi kişiliğini ve düşünce gücünü kaybedebilir. Bu durum, özellikle spor karşılaşmaları, mitingler, konserler gibi yoğun kalabalıkların bulunduğu ortamlarda daha belirgin hale gelir.
Kalabalıklar, bireylerin kendi kimliklerini ve sorumluluk duygularını kaybetmelerine neden olur. Bireyler, kendi kimliklerinin farkına varamazlar.
Kalabalık içindeki bireyler, liderin veya çevresindeki diğer kişilerin davranışlarını ve duygularını kolayca taklit edebilirler. Bir kişi coşkulu bir şekilde tezahürat yapmaya başladığında, bu duygu ve davranış hızla diğerlerine de yayılır. Bu durum, mantıklı düşünmenin önüne geçerek duygusal davranışları tetikler.
Bazen bir kalabalığın ortasında dururum ve kendi sesimi duymaya çalışırım. Onlarca, yüzlerce insan konuşur, bağırır, alkışlar, yürür ya da sadece susar. Ama her durumda, bir ses bir diğerine karışır. Sonra fark ederim ki, bu gürültüde yalnızca başkalarının sesleri var. Benimkisi yok. Ve ben, kalabalığın içinde olmama rağmen, kendimi yalnız hissederim. İşte buna sürü psikolojisi diyor kitaplar.
Sürü psikolojisi, bireylerin kendi düşüncelerini bir kenara bırakarak çoğunluğun davranışlarını izlemesidir. Bu durum birçok alanda gözlemlenebilir. İnsanlar, yanlış bir eylem bile olsa, "herkes yapıyor" düşüncesiyle bu davranışa katılma eğilimindedirler. Bireyler, doğru eylemin ne olduğunu bilmediklerinde, diğer insanların davranışlarını doğru kabul ederler. Kalabalıktan farklı davranmak, birey için rahatsız edici ve riskli olabilir. Bu nedenle, çoğunluğun görüşüne veya eylemine katılmak birey için daha güvenli bir seçenek olur.
Sürü psikolojisi, bireyin kendini kaybetmesiyle sonuçlanan tehlikeli bir durumdur. Bu tür davranışlar, sadece bireyin değil, toplumun huzuru açısından da ciddi tehlikeler doğurabilir. Özellikle spor müsabakaları gibi insanları birleştirmesi gereken etkinlikler, bu psikolojinin etkisiyle şiddet ortamına dönüşmektedir.
Oysa düşünce, bireyle anlamlıdır. Toplulukların sağlıklı biçimde hareket etmesi için, bireylerin kendi aklını kullanması gerekir. Kalabalığın içinde kaybolan birey, sonunda hem kendine hem topluma zarar verir. Çünkü kontrol kaybı, yalnızca fiziksel bir taşkınlık değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküşü de beraberinde getirir.
Bu nedenle bireyler, her ne kadar kalabalık içinde bulunsalar da kendi düşünce ve değerlerinden ödün vermemelidir. Sağduyu, empati ve bilinçli davranış kalabalıklar içinde bile birey olabilmenin anahtarıdır.























