Eskiden bir soru sorulunca insan dururdu.
Kaşını kaldırırdı.
Biraz susardı.
İçinden geçirirdi.
Hatırlamaya çalışırdı.
Yanılmaktan çekinirdi.
Düşünürdü yani.
Şimdi?
Soru daha havada asılıyken parmak telefona gidiyor.
“Dur bakayım” denmiyor artık.
“Dur düşüneyim” hiç denmiyor.
“Dur bir içime sorayım” zaten tedavülden kalktı.
Yeni cümlemiz şu:
“Dur, yapay zekâya sorayım.”
İşte bu çağın küçük ama büyük kırılması burada başlıyor bence.
Mesele yapay zekânın hayatımıza girmesi değil, girer girmeli de. Teknoloji dediğin şey zaten kapıyı çalmaz; gelir, divana kurulur. Matbaa geldiğinde de böyle oldu. Telgraf geldiğinde de. Televizyon geldiğinde de. İnternet geldiğinde de.
Ama burada başka bir şey var.
Burada insanın kendi zihninden istifa etmesi var.
Buna sosyolojide “bilişsel tembellik” diyebiliriz. Biraz daha ağır konuşursak: Zihinsel atalete teslim oluş. Hatta eski tabirle, akl-ı selimi askıya almak denirdi.
Yapay zekâ bilgi veriyor, eyvallah.
Metin yazıyor ona da eyvallah.
Özet çıkarıyor harika.
Fikir öneriyor tamam da
Ama insan kendi muhakemesini, kendi tereddüdünü, kendi sezgisini, kendi vicdan terazisini tümden devre dışı bırakırsa ne olur?
Ortaya cevabı çok, fikri az bir toplum çıkar.
Bakınız, bu mühim.
Çünkü cevap başka şeydir, fikir başka şey.
Cevap hazır gelir.
Fikir demlenir.
Cevap ekranda parlar.
Fikir insanın içinde pişer.
Cevap hızlıdır.
Fikir biraz zahmet ister.
Biz zahmetten kaçtıkça, insan tarafımız eksiliyor.
Bugün gençler bir şiiri anlamak için bile önce yapay zekâya soruyor. Öğrenci kompozisyonu ona yazdırıyor. Yönetici konuşmasını ona hazırlatıyor. Âşık mesajını ona düzelttiriyor. Hatta bazıları ayrılık cümlesini bile ona kurduruyor.
Yahu insan kendi kalp kırıklığını bile yapay zekaya sorar mı?
Sorar hale geldik.
Bu işin adı sadece teknoloji bağımlılığı değil. Bu, şahsiyet inşasının makineye havale edilmesidir. Bu, ferdiyetin silikleşmesidir. Bu, irfan yerine pratik bilgiye razı olmaktır.
Elbette yapay zekâ düşmanlığı yapacak değiliz. Böyle bir hamakat olmaz. Yapay zekâ büyük imkân, büyük kolaylık, büyük inkılap.
Lakin her inkılap gibi bunun da bir imtihanı var.
Soru şu:
Yapay zekâyı kullanan insan mı olacağız, yoksa yapay zekâ tarafından kullanılan insan mı?
Aradaki fark ince ama hayatî.
Birinde insan efendidir.
Diğerinde insan memur.
O yüzden arada bir telefonu masaya bırakmak lazım.
Bir soru geldiğinde hemen ekrana koşmamak lazım.
Azıcık susmak lazım.
Azıcık düşünmek lazım.
Azıcık yanılmayı göze almak lazım.
Çünkü insan, sadece doğru cevap veren varlık değildir.
İnsan, yanılarak öğrenen, düşünerek derinleşen, susarak olgunlaşan varlıktır.
Ve bazen en büyük zekâ şudur:
Yapay zekâya sormadan önce, kendimize sormalıyız.























