Şehir, insanların toplu halde yaşadığı, kültürel, ekonomik ve sosyal etkileşimlerin yoğunlaştığı yerlerdir. İnsan, şehri şekillendirirken; şehir de insanın karakterini, yaşam tarzını ve ilişkilerini etkiler. İnsanlar için şehir sadece bir yaşam alanı değil aynı zamanda kimliğin de bir parçasıdır. "Malatyalı", "Elazığlı" gibi aidiyetler oluşur.
Şehir, sadece taş ve beton değil, anlamla dolu bir yaşama alanı olmalıdır. Yoksa betonlar arasında kaybolan ruhlara dönüşür zamanla insan, yalnızlığın kalabalıklaştığı yer olur şehir.
Bu nedenle modern şehirlerde insan kalabilmek oldukça zordur. Burada akla ilk gelen soru şudur: Şehri insan mı kurar insanı şehir mi? Elbette bu iç içe geçmiş çok katmanlı bir sorudur.
İlk bakışta, şehirlerin insan eliyle kurulduğu açıktır.
Şehir, insan aklı, emeği, estetik anlayışı ve ihtiyaçları doğrultusunda inşa edildiğinde insan: barınma, güvenlik, ticaret, ibadet gibi ihtiyaçlarına göre şehri şekillendirir. Kültürel, teknolojik ve ekonomik gelişmelere göre şehri dönüştürür. İnsan, şehri sadece fiziki olarak değil, anlam ve kimlik açısından da inşa eder, isimler verir, anılar biriktirir, kültür oluşturur. Yani şehir, insan iradesinin bir ürünü olur o zaman.
Ancak şehre yerleşen insan, zamanla o şehrin ürünü olmaya başlar.
O vakit şehir, insanın kimliğini, alışkanlıklarını, davranış biçimlerini hatta düşünce tarzını belirleyen bir ortamda şehirdeki mimari, sosyal yapı, ulaşım vb şeyler bireyin hayat tarzını doğrudan etkiler, kültürü ve yaşam biçimini şekillendirmeye başlar.
İnsan zamanla şehrin ritmine, değerlerine ve kalıplarına göre şekillenir.
Mesela İstanbul’da büyüyen biri ile Malatya’da büyüyen birinin hayata bakışı, sosyal ilişkileri, dil kullanımı veya zaman algısı farklı olur.
O zaman diyebiliriz ki
Ne sadece insan şehri kurar, ne de sadece şehir insanı…
Bu bir diyalektik ilişkidir.
Bu ilişki sürekli devam eder. Bu yüzden, bir şehri anlamak için orada yaşayan insanlara bakmak gerekir; insanı anlamak için de yaşadığı şehre.
Ama kesin olan şu ki
İnsan şehri yapar; şehir de insanı.
Tıpkı bir sanatçının heykel yapması gibi: Sanatçı taşı yontar, ama o heykel de sonunda sanatçının kimliğini belirler.























