Bu ülkede biri “sosyal konut” dediği anda milyonların kulakları dikiliyorsa, bilin ki mesele sadece betonun, demirin, tuğlanın hikâyesi değildir. Halk, umut duyduğu yere yönelir. Yüzyılın Konut Projesi'ne olan yoğun ilgi de tam olarak bunun göstergesi.
Bugün en basit sohbetin bile dönüp dolaşıp geldiği bir konu var: ev.
Ev dediğimiz şey, artık sadece dört duvar ve bir çatı değil; adeta bir güvenlik aracı, bir yatırım, hatta umudun saklandığı yer… Tam da bu yüzden “Yüzyılın Konut Projesi” açıklandığı anda oluşan kuyruklar, başvuru ekranlarına kilitlenen milyonlar kimseyi şaşırtmadı.
Bir düşünün: Kiraların bir yılda neredeyse iki katına çıktığı, bir evin fiyatının birkaç senede hayal gücümüzü bile aşacak seviyelere ulaştığı bir dönemdeyiz. Bu ortamda devlet destekli, düşük peşinatlı ve uzun vadeli bir konut projesi, milyonlar için sadece bir ev değil, tutunabilecekleri bir dal anlamına geliyor.
Elbette bu kadar ilginin ekonomik bir temeli var. Bugün orta gelirli bir aile bırakın ev almayı, kira ödemekte zorlanıyor. Gençler “ev kurmak” kavramını neredeyse tarih kitaplarında görür gibi. Böyle bir atmosferde sunulan her alternatif, doğal olarak, kapısında uzun bir sıra oluşturuyor. Bu proje de tam olarak o sıranın adresi oldu.
Ama mesele sadece ekonomik değil. Bizim kültürümüzde ev sahibi olmak, insanın kendini güvende hissetmesiyle, toplumsal bir kimlik kazanmasıyla ilgili. Bir eve sahip olduğunuzda, sanki hayatta bir seviyeyi daha geçmişsiniz gibi bir his… İşte o his, milyonlarca insanı başvuru listesine yazdırdı.
Bir de işin psikolojik boyutu var. İnsanlar devleti hâlâ en güvenilir müteahhit olarak görüyor. Özel sektör projelerinin yarım kalanları, teslim edilmeyenleri, içine girilemeyenleri, depremde yıkılanları hafızalarda yer ediyor. Kamu projesi dendi mi, insanın içi bir nebze rahatlıyor.
Aslında bu başvuru patlamasının gösterdiği çok daha büyük bir gerçek var: Türkiye’de barınma meselesi artık sadece ekonomik bir sorun değil; sosyal bir kırılma alanı. “Kafamızı sokacak bir ev” ifadesi, hiç olmadığı kadar gerçek bir ihtiyaç hâline geldi.
Bugün milyonlarca insanın imzası, sadece bir konut projesine değil, yeni bir hayata duyulan özlemin altındaki imzadır. Bu proje herkese ev veremeyebilir; ama bir ülkenin umutlarının hangi yöne aktığını çok net gösteriyor.
Kısacası, bu başvurular betonun değil, hayallerin sayısıdır.
Dileğim odur ki bu adımlar devam etsin.
Halkın en temel talebi karşılandığında, toplumun tamamı kazanır.























