Malatya Lider Gazetesi
HV
14 MAYIS Perşembe 19:32

RUHUN GURULTUSU

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER
SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

Modern zamanın en büyük paradoksu; binlerce “arkadaş” ve “takipçi” arasında, ruhumuzun derin bir açlık çekiyor olmasıdır. Tıpkı fiziksel açlığın mideyi guruldatması gibi, olmadığımız biri gibi görünme çabası da ruhumuzda bir sızıya, bitmek bilmeyen bir gürültüye neden oluyor.Oysa asıl soru şu: Bir başkasını kendi yargılarımızla değil, ona ait gerçeklerle  görebiliyor muyuz?

Performans Çağında İnsan Olmak

Ne yazık ki günümüzde her birimiz birer performans öğesi hâline geldik. Değerin yerini sayıların, kalitenin yerini niceliğin aldığı bir sistemde; kaç gerçek dosta sahip olduğumuz değil, kaç kişi tarafından beğenildiğimiz “başarı” kriteri sayılıyor. Kaç dert dinlediğinizin, kaç hayata dokunduğunuzun bir önemi yok; çünkü her şey numaralardan ibaret.

Bu sayısal kuşatma altında en temel insani ihtiyacımızı unutuyoruz: Görülmek ve olduğumuz gibi kabul edilmek.

“Birini sevebilmek için onun bizim kişisel ‘sevgi kriterlerimize’ uyması gerekmez. Onu, kendi gerçekliği içinde, eksikleri ve fazlalıklarıyla hissedebilmek, iletişimin en saf hâlidir.”

Ancak biz, başkaları tarafından sevilmeme kaygısıyla kendimize maskeler ördükçe, bu saf bağdan uzaklaşıyoruz.

Sevilme Kaygısından Özgürleşmek

Tüm bu performans baskısından ve ruhsal yorgunluktan kurtulmanın yolu, aslında oldukça sade ama cesaret isteyen bir adımda saklı: Sevilme kaygısını terk etmek.

Yalnız kalma korkusunun tetiklediği o yoğun “beğenilme arzusu”, kapımıza yanlış kalabalıklar olarak dayandığında, kendimize ait olan ne varsa yavaş yavaş kaybediyoruz. Başkalarına şirin görünmek için harcanan her enerji, öz değerimizden çalınan bir parçadır.

Sonuç ise kaçınılmazdır: Kendi gözünde değersizleşen bir benlik ve bu kaybı telafi etmek için başvurulan dış destek arayışları.

“Boş bir kalabalıktansa, kendin ile kalabalıklaşmayı öğrenmek gerekir.”

Kendi Gerçekliğinle Var Olmak

Gerçek huzur, dış dünyanın gürültüsünü susturup kendi gerçekliğimizle baş başa kalabildiğimizde başlar. Kendinle kalabalıklaşmak; kendi düşüncelerinle, kusurlarınla ve özünle barışık bir evren kurabilmektir. Bu bir izolasyon değil, aksine dışarıya karşı sergilenen o yorucu performansa son vermektir.

Ruhunuzun gürültüsünü dindirmek istiyorsanız, sayıların dünyasından değerlerin dünyasına bir köprü kurmalısınız. Unutmayın ki başkalarının kriterlerine uymak için verdiğiniz her ödün, sizi asıl zenginliğiniz olan “kendiniz olma” lüksünden mahrum bırakır. Hakiki bir yaşam, vitrindeki görüntünüzle değil; kalbinizin derinliğindeki o sessiz ve emin duruşla inşa edilir.

Peki modern dünya, bu sayısal baskıdan kurtulup yeniden “insan insana” bağ kurabilmek için kolektif bir uyanışa mı ihtiyaç duyuyor, yoksa bu tamamen bireysel bir kurtuluş mücadelesi mi?

Belki de çağın asıl sorusu şu olmalı: Bize benzemeyenleri, kendi yazgılarımızla değil de onların gerçekliğiyle görüp sevebiliyor muyuz? Birini sevebilmek için bizim sevgi kriterlerimize uyması mı gerekiyor? Oysa birini gerçekten görebilmek, hissedebilmek ne büyük bir erdem…

Görünmekten ve görülmekten korkmamanız, hep “gören gözlere” denk gelmeniz dileğiyle…

YORUMLAR