Malatya Lider Gazetesi
HV
22 HAZİRAN Pazartesi 11:18

Gardıroplarımız Neden Dolu, Ruhumuz Neden Boş?

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER
SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

Her gün elimde birkaç poşetle eve geliyorum. Her biri “kaçırılmayacak fırsat” etiketi taşıyan, en fazla iki sezon giyilecek ürünlerle dolu. O anlık tatmin duygusu, dolabı açıp “Giyecek hiçbir şeyim yok” dediğim andaki gizli utanca dönüşmekte gecikmiyor. Bugünün dünyasında yalnızca kıyafetlerimiz değil, duygularımız da sanki “hızlı tüketim” modeline göre tasarlanıyor.

Büyük mağazalar ve çevrimiçi devler bize sürekli daha fazlasını, daha ucuza ve daha hızlı sunuyor. Ekranlarımızdaki her kaydırma, yeni bir “ihtiyacı” tetikliyor. Ardından Diderot etkisi devreye giriyor: Zaten gereksiz aldığımız bir şey, başka gereksiz ihtiyaçlar doğuruyor. Bu model ekonomik olarak kârlı olabilir; peki bireysel mutluluğumuzun hesabındaki maliyet ne?

İstatistikler acımasız. Bir ürüne sahip olmanın getirdiği haz, ne yazık ki çok kısa ömürlü. Nörobilimciler, yeni bir şeye sahip olma dürtüsünün beyinde dopamin patlaması yarattığını söylüyor. Ancak bu patlama —tıpkı ucuz bir kıyafetin ömrü gibi— hızla sönüyor. Ve sönüşün ardından gelen o boşluk hissi, bizi tekrar aynı döngüye, yani bir sonraki “fırsat” avına itiyor. Böylece dopamin bağımlısı olup sürekli “satın alma hâlinde” yaşamaya başlıyoruz. Bu hâl ise “anda olma” becerimizi sessizce baltalıyor.

Asıl sorun, hızlı tüketim kültürünün bize dayattığı “moda” kavramı. Her yeni sezon, bir önceki versiyonumuzun eksik, modası geçmiş ve yetersiz olduğunu fısıldıyor. Sürekli bir “yetişme” çabası içindeyiz: yeni trende, yeni modele, yeni stile… Oysa bu koşuşturmaca, bizi gerçek benliğimizden ve kalıcı bir tatmin duygusundan uzaklaştırıyor.

Bu bir sosyal eleştiri yazısı değil; bir vicdan sorgulaması.

Artık gardıroplarımızın kapasitesi kalmadı. Ama daha kötüsü, ruhlarımızın da kapasitesi kalmadı. Ucuz ya da pahalı aldığımız her şeyin aslında duygusal olarak ödenen pahalı bir bedeli var. Belki de ilk adım, o yeni ceketi almadan önce kendimize şu basit soruyu sormaktır: Bu, dolabımı mı dolduracak, yoksa ruhumdaki boşluğu mu?

Bu tüketim hızına “dur” demeyi başardığımızda, yalnızca elimizdeki poşetlerin ağırlığından değil; ruhumuzda büyüyen o derin boşluğun ağırlığından da kurtulacağız. Belki de ilk kez gerçekten hafif hissedeceğiz.

 

YORUMLAR