Malatya Lider Gazetesi
HV
24 AĞUSTOS Pazartesi 06:57

Gardıroplarımız Neden Dolu, Ruhumuz Neden Boş?

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER
SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

Her gün elimde birkaç poşetle eve geliyorum. Her biri “kaçırılmayacak fırsat” etiketi taşıyan, en fazla iki sezon giyilecek ürünlerle dolu. O anlık tatmin duygusu, dolabı açıp “Giyecek hiçbir şeyim yok” dediğim andaki gizli utanca dönüşmekte gecikmiyor. Bugünün dünyasında yalnızca kıyafetlerimiz değil, duygularımız da sanki “hızlı tüketim” modeline göre tasarlanıyor.

Büyük mağazalar ve çevrimiçi devler bize sürekli daha fazlasını, daha ucuza ve daha hızlı sunuyor. Ekranlarımızdaki her kaydırma, yeni bir “ihtiyacı” tetikliyor. Ardından Diderot etkisi devreye giriyor: Zaten gereksiz aldığımız bir şey, başka gereksiz ihtiyaçlar doğuruyor. Bu model ekonomik olarak kârlı olabilir; peki bireysel mutluluğumuzun hesabındaki maliyet ne?

İstatistikler acımasız. Bir ürüne sahip olmanın getirdiği haz, ne yazık ki çok kısa ömürlü. Nörobilimciler, yeni bir şeye sahip olma dürtüsünün beyinde dopamin patlaması yarattığını söylüyor. Ancak bu patlama —tıpkı ucuz bir kıyafetin ömrü gibi— hızla sönüyor. Ve sönüşün ardından gelen o boşluk hissi, bizi tekrar aynı döngüye, yani bir sonraki “fırsat” avına itiyor. Böylece dopamin bağımlısı olup sürekli “satın alma hâlinde” yaşamaya başlıyoruz. Bu hâl ise “anda olma” becerimizi sessizce baltalıyor.

Asıl sorun, hızlı tüketim kültürünün bize dayattığı “moda” kavramı. Her yeni sezon, bir önceki versiyonumuzun eksik, modası geçmiş ve yetersiz olduğunu fısıldıyor. Sürekli bir “yetişme” çabası içindeyiz: yeni trende, yeni modele, yeni stile… Oysa bu koşuşturmaca, bizi gerçek benliğimizden ve kalıcı bir tatmin duygusundan uzaklaştırıyor.

Bu bir sosyal eleştiri yazısı değil; bir vicdan sorgulaması.

Artık gardıroplarımızın kapasitesi kalmadı. Ama daha kötüsü, ruhlarımızın da kapasitesi kalmadı. Ucuz ya da pahalı aldığımız her şeyin aslında duygusal olarak ödenen pahalı bir bedeli var. Belki de ilk adım, o yeni ceketi almadan önce kendimize şu basit soruyu sormaktır: Bu, dolabımı mı dolduracak, yoksa ruhumdaki boşluğu mu?

Bu tüketim hızına “dur” demeyi başardığımızda, yalnızca elimizdeki poşetlerin ağırlığından değil; ruhumuzda büyüyen o derin boşluğun ağırlığından da kurtulacağız. Belki de ilk kez gerçekten hafif hissedeceğiz.

 

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI HAYATIN KAÇ SİGMA? MANTIĞIN DA BİR SINIRI VAR MI? MÜKEMMEL OLMAMA HAKKIMIZI KİM ÇALDI? DUYARSIZLAŞMADAN GÜÇLENMEK SÜREKLİ EKSİK OLAN, BİR SÜRE SONRA GEREKLİ DE OLMUYOR KIRMIZI BRİ YAS AYNANIN ÖTEKİ YÜZÜ YOLCULUĞUN SONU: ONUR MU, SADECE YAŞAMAK MI? ÖZGÜRÜZ AMA NE KADAR? ÖZGÜRLÜĞÜN GERÇEK SINIRI: VİCDAN VE TAHAMMÜL ZİNCİRLER KIRILDI, YA DUVARLAR? Beklentinin Yorgunluğu Hayal Satanlar ve Gerçekler VİTRİNİN ARKASINDA ÇÜRÜYEN MAHREMİYET ÇAĞIN EŞİĞİNDE KADİM BİR BAHAR RUHUN GURULTUSU EGOSU ŞİŞMİŞ, VİCDANI SÖNMÜŞ BİR NESİL Bir Veda, Bir Yeniden Doğuş HAYAL KIRIKLIĞININ GÜNLÜK KARNESİ ZARAFETİN SESSİZ GÜCÜ Yalnızlığın Evrimsel Biyoalarmı: Ruhun Değil, Hücrenin Çığlığı Eti Senin, Kemiği Benim: Çelikleşen Ruhlardan Kırılgan Nesillere Onurla Kalabilmek Karanlığın Senfonisi: Neden Hep “Yanlış” Kişiye Çekiliyoruz? HAYATI KAİZEN İLE HAFİFLETMEK Geleceğin Cenaze Töreninde Bir Bardak Latte KIRMIZI BİR SAHTE VE BİR DİLİM TOST Bilgi Obezitesi Çağında Hakikat Nerede? Bir Penguen Gitti, Kalabalıklar Kendini Sorguladı. ÇÜRÜYEN RUHLAR VE ÇÜRÜYEN YARINLAR Kendini Tanımanın Stratejisi GÖRÜNMEYENİN PEŞİNDE BİR YAŞAM CEBİN DEĞİL, RUHUN DARLIĞI Zihnin Tarlası: Neden Başarıdan Çok Felakete Tıklıyoruz? Bedel Ödemeden Sahip Olduğumuz En Büyük Zenginlik EBEVEYNLİK EHLİYETİ Kadınlar, Erkeğin Yok Oluşunda Kendi Rolünüzü Görüyor musunuz? Büyüdük Ama Zorbalık Bitmedi: Yetişkinlerin Acımasızlığı Akran Zorbalığı Olmadığın O Kişi Olmak ve Kaderin Sınavı ZEHİRLİ MERAK VE KAYBOLAN ÇOCUKLUKLAR Oyuncakların Tasarladığı Gelecek...Oyun Kutusu mu,Hayaller mi?