Malatya Lider Gazetesi
HV
24 AĞUSTOS Pazartesi 06:56

ÇÜRÜYEN RUHLAR VE ÇÜRÜYEN YARINLAR

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER
SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

Son yıllarda sokaklarda yankılanan siren sesleri, adliye koridorlarında kaybolan çocuk yüzleri ve her geçen gün daha da vahşileşen suç profilleri bize tek bir gerçeği haykırıyor: Sosyal çürüme artık bir risk değil, içinde yaşadığımız bir gerçekliktir.

Ancak bu çürüme kendi kendine oluşmadı; her gün evlerimize sızan ekranlar, cebimizdeki telefonlar ve “reyting” uğruna her türlü değeri ayaklar altına alan bir yayıncılık anlayışıyla ilmek ilmek örüldü.

Bu karanlık tabloya son dönemde eklenen bir başka acı gerçek ise akran terörüne kurban giden çocuklar oldu. Okul bahçelerinde, servislerde, sosyal medya gruplarında maruz kaldıkları sistematik zorbalık; kimi çocuk için sessiz bir travmaya, kimi çocuk için ise geri dönüşü olmayan bir sona dönüştü. Bu çocuklar çoğu zaman ne bir suçlu ne de bir istatistikti; sadece korunamayan bireylerdi.

 

İçi Boş Vitrinler: Reyting mi, Toplum Sağlığı mı?

Televizyonu açtığınızda karşılaştığınız manzara neredeyse hep aynı:

Kimin eli kimin cebinde belli olmayan gündüz kuşağı programları, şiddeti estetize eden mafya dizileri ve lüks hayatı tek başarı ölçütü olarak sunan yapımlar…

Bu içerikler, “Toplum bunu istiyor” bahanesinin arkasına saklanıyor. Oysa sunulan şey; ahlaki değerleri aşındıran, emeği küçümseyen ve kısa yoldan zengin olmayı kutsayan bir illüzyondan ibaret.

Bu “içi boş” ama “puanı yüksek” yapımlar, toplumun estetik ve etik algısını sistematik biçimde köreltiyor. Gerçek sorunlar konuşulacağına, sahte dramlar üzerinden milyonlarca insan oyalandıkça; okul çağındaki çocuklar, şiddetin ve zorbalığın sıradanlaştığı bir dünyayı normal kabul etmeye başlıyor. Akran zorbalığı da tam bu noktada, “güçlü olanın ezdiği” bu ekran dilinden besleniyor.

 

Sosyal Medya: Şöhretin ve Zorbalığın Yeni Sahnesi

Sadece televizyon değil, sosyal medya da bu çürümenin ana damarlarından biri hâline geldi. Hiçbir yeteneği olmadan, sadece kaos yaratarak ya da yasa dışı yaşam tarzlarını özendirerek “fenomen” olan figürler, bugün çocukların yeni rol modelleri.

Eskiden çocuklar öğretmen, doktor ya da mühendis olmak isterdi; bugün ise “her şeyi mübah gören bir influencer” ya da “kural tanımayan bir güç figürü” olmanın hayali kuruluyor. Bu iklimde, akranına hükmetmeyi güç sanan, onu aşağılamayı eğlenceye dönüştüren bir çocuk profili ortaya çıkıyor.

Sosyal medyada linçlenen, okulda dışlanan ve evde yalnız kalan çocukların bazıları, yaşadıklarını anlatacak bir güvenli alan bile bulamıyor. Sessizce içlerine kapanıyorlar; ta ki o sessizlik bir çığlığa dönüşene kadar.

 

Denetim Mekanizmaları Nerede?

İşte can alıcı soru tam da burada karşımıza çıkıyor:

  • RTÜK ve ilgili kurumlar yalnızca siyasi hassasiyetler üzerinden mi refleks veriyor?
  • Toplumun ahlaki dokusunu bozan, şiddeti ve zorbalığı sıradanlaştıran içerikler neden aynı ciddiyetle ele alınmıyor?
  • Dizi senaryolarındaki bitmek bilmeyen silahlı çatışmalar, ensest göndermeleri, kadınları ve çocukları aşağılayan sahneler hangi “kamu yararı” süzgecinden geçiyor?

Denetim, birkaç kelimeyi buzlamak ya da ceza tabelası asmak değildir. Gerçek denetim; bir içeriğin çocuklar, gençler ve toplum üzerindeki etkisini sorgulayabilmektir.

Bugünün denetimsizliği, yarının suça sürüklenen ya da zorbalık karşısında savunmasız bırakılan çocuklarının en büyük sponsoru hâline gelmiştir.

 

Sonuç: Ektiğimizi Biçiyoruz

Sosyal çürüme bir meyve veriyorsa; o meyvenin tohumu ekrana yansıtılan zehirli görüntülerde, suyu ise denetimsizlikte saklıdır.

Akran zorbalığı sonucu hayattan kopan ya da ağır psikolojik travmalarla yaşamaya çalışan her çocuk, aslında izlediği dizinin, maruz kaldığı dijital içeriğin ve sessiz kalan yetişkinlerin ortak ürünüdür.

Eğer bugün bu “reyting canavarına” dur demezsek; yarın ne kilitlediğimiz kapılar ne de ördüğümüz duvarlar bizi bu çürümeden koruyabilir. Çünkü o çürüme artık sadece ekranda değil; okulda, sokakta ve ne yazık ki çocuklarımızın kalbinde büyüyor.

 

Eleştirel Not

Medya okuryazarlığı artık bir ders değil, bir hayatta kalma becerisidir.

İzleyici olarak bizim “izlememe” gücümüz, denetleyicilerin “ceza verme” yetkisinden çok daha etkilidir.

Ve belki de bir çocuğun hayatını kurtaracak ilk adım, yanlış içerikten yüzümüzü çevirmekle atılacaktır.

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI HAYATIN KAÇ SİGMA? MANTIĞIN DA BİR SINIRI VAR MI? MÜKEMMEL OLMAMA HAKKIMIZI KİM ÇALDI? DUYARSIZLAŞMADAN GÜÇLENMEK SÜREKLİ EKSİK OLAN, BİR SÜRE SONRA GEREKLİ DE OLMUYOR KIRMIZI BRİ YAS AYNANIN ÖTEKİ YÜZÜ YOLCULUĞUN SONU: ONUR MU, SADECE YAŞAMAK MI? ÖZGÜRÜZ AMA NE KADAR? ÖZGÜRLÜĞÜN GERÇEK SINIRI: VİCDAN VE TAHAMMÜL ZİNCİRLER KIRILDI, YA DUVARLAR? Beklentinin Yorgunluğu Hayal Satanlar ve Gerçekler VİTRİNİN ARKASINDA ÇÜRÜYEN MAHREMİYET ÇAĞIN EŞİĞİNDE KADİM BİR BAHAR RUHUN GURULTUSU EGOSU ŞİŞMİŞ, VİCDANI SÖNMÜŞ BİR NESİL Bir Veda, Bir Yeniden Doğuş HAYAL KIRIKLIĞININ GÜNLÜK KARNESİ ZARAFETİN SESSİZ GÜCÜ Yalnızlığın Evrimsel Biyoalarmı: Ruhun Değil, Hücrenin Çığlığı Eti Senin, Kemiği Benim: Çelikleşen Ruhlardan Kırılgan Nesillere Onurla Kalabilmek Karanlığın Senfonisi: Neden Hep “Yanlış” Kişiye Çekiliyoruz? HAYATI KAİZEN İLE HAFİFLETMEK Geleceğin Cenaze Töreninde Bir Bardak Latte KIRMIZI BİR SAHTE VE BİR DİLİM TOST Bilgi Obezitesi Çağında Hakikat Nerede? Bir Penguen Gitti, Kalabalıklar Kendini Sorguladı. Kendini Tanımanın Stratejisi GÖRÜNMEYENİN PEŞİNDE BİR YAŞAM CEBİN DEĞİL, RUHUN DARLIĞI Zihnin Tarlası: Neden Başarıdan Çok Felakete Tıklıyoruz? Bedel Ödemeden Sahip Olduğumuz En Büyük Zenginlik Gardıroplarımız Neden Dolu, Ruhumuz Neden Boş? EBEVEYNLİK EHLİYETİ Kadınlar, Erkeğin Yok Oluşunda Kendi Rolünüzü Görüyor musunuz? Büyüdük Ama Zorbalık Bitmedi: Yetişkinlerin Acımasızlığı Akran Zorbalığı Olmadığın O Kişi Olmak ve Kaderin Sınavı ZEHİRLİ MERAK VE KAYBOLAN ÇOCUKLUKLAR Oyuncakların Tasarladığı Gelecek...Oyun Kutusu mu,Hayaller mi?