Zorbalık sadece çocuklara özgü mü sandık?
Geçtiğimiz hafta, akran zorbalığına çocukların dünyasından göz atmıştık. Ancak zorbalığın belli bir yaş grubuyla sınırlı olmadığını düşünerek, bu hafta konuyu yetişkinler açısından ele almak istiyorum.
Zorbalık denildiğinde aklımıza genellikle okul çağındaki çocukların birbirlerine uyguladıkları kontrolsüz güç gelir. Toplum olarak bu sorunla mücadele etmeye çalışıyoruz; çünkü çocuklarımızın masumiyetini korumamız gerektiğine inanıyoruz.
Peki ya biz yetişkinler? O bahçelerden ayrılıp “olgun” unvanını alanlar olarak, gerçekten de bu zulmü geride bırakabildik mi?
Yaş değil, güç ve etik meselesi
Ne yazık ki hayır. Zorbalık bir yaş değil, bir güç ve etik problemidir. Yetişkinler dünyasında şekli değişir, adı değişir ama özü hep aynıdır:
Bir insanın bir diğerine sistematik biçimde zulmetmesi.
Kısacası, “İnsanın insana yaptığını doğada hiçbir canlı birbirine yapmıyor.” Çünkü bizim zorbalığımız hayatta kalma güdüsünden değil, psikolojik ve sosyal üstünlük kurma arzusundan beslenir.
Mobbing: Kurumsal bir zehir
Yetişkin zorbalığının en yaygın biçimi, iş yerinde uygulanan psikolojik tacizdir; yani mobbing.
İster “tacizci”, ister “zorba”, ister “mobbing uygulayıcısı” diyelim, sonuç değişmez:
Bir çalışan hedef alınır, sistematik davranışlarla güçsüz düşürülür.
Mobbing, fiziksel bir darbe yerine sözcüklerle, bakışlarla ve sosyal dışlamayla vurur.
İşin niteliğini bozarlar, kişiyi anlamsız görevlerle oyalarlar ya da elindeki yetkileri alırlar.
Amaç nettir:
Mağduru sindirmek, bezdirmek ve sonunda ya işten ayrılmaya zorlamak ya da kendi egosunu tatmin etmektir.
Zorbalık her yerde çoğalıyor
Yetişkin zulmü sadece iş yerinin duvarlarıyla sınırlı değildir.
Güç dengesizliğinin olduğu her ortamda karşımıza çıkar:
- Aile içinde: Duygusal istismar ve psikolojik şiddet, en yakın ilişkilerde bile güç gösterisine dönüşebiliyor.
- Sanal dünyada: Siber zorbalık, klavye arkasına saklanan yetişkinlerin yeni savaş alanı.
- Akademide, komşulukta, derneklerde: Akademik mobbing, dışlama, dedikodu ve küçük düşürme davranışları, yetişkinlerin “özel” hissetme arzusundan doğuyor.
Zorbalık, farklı etiketlerle meşruiyet kazanmaya çalışsa da kökeni hep aynı:
İnsanlık onuruna saygı duymamak.
Aynaya bakma vakti
Artık zorbalığın sadece çocuklar arasında görülen bir sorun olduğu yanılgısından kurtulmalıyız.
Yetişkinlerin uyguladığı bu görünmez zulüm, mağdurlarda depresyondan anksiyeteye, düşük özgüvenden fiziksel hastalıklara kadar derin yaralar açıyor.
Biz, sözde “aklı başında” yetişkinler, birbirimize zulmetmeyi ne zaman bırakacağız?
Bu döngüyü kırmanın ilk adımı, bu davranışları tanımlamak, adlandırmak ve görmezden gelmemektir.
Zorbayı da mağduru da tanımak
Eğer zorba isek, yaptıklarımızı empatiyle değerlendirelim;
birine zarar vermenin acısını kalbimizde hissedelim.
Eğer mağdur isek, durumu kişisel algılamaktan vazgeçip kendimizi koruma yollarını öğrenelim.
Ve en önemlisi, bu satırları okurken aklınıza bir mobbing uygulayıcısı ya da tacizci geldiyse unutmayın:
Sessiz kalmak, o zulme onay vermektir.
Yasal süreçler ve mağdur hakları konusunda bilgi sahibi olmak, bu karanlıkla mücadelede en güçlü adımdır.
Gerçek mücadele farkındalıkla başlar
Büyüdük; artık zorbalığa “çocukluk” deyip geçemeyiz.
Mücadele tam da bu farkındalıkla başlamalı.
Sonuçta, mesele insan olabilmekte bitiyor:
Birbirimizi olduğu gibi kabul etmeyi, sınırları gözetmeyi ve saygı duymayı öğrenmekte.
Peki ya insan olabilmek?
İşte bu da başka bir yazının konusu olacak.























