Malatya Lider Gazetesi
HV
24 AĞUSTOS Pazartesi 06:54

EBEVEYNLİK EHLİYETİ

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER
SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

Ebeveynlik… Bu kelime, doğanın en temel ama insan ruhunun en anlamlı deneyimlerinden birini çağrıştırır. Temel soru şudur: Annelik ve babalık duygusu her kadında ve erkekte aynı mıdır?

Kısa cevap: Hayır.

Bu duygunun bir ayağı biyolojiktir. Hamilelik ve doğum sürecinde kadınlarda salgılanan oksitosin (bağlanma hormonu), birincil bakıcı olan annede güçlü bir “içgüdüsel” bağın temelini atar. Erkeklerde ise testosteron seviyesindeki düşüş ve diğer nörokimyasal değişimler, babalığa adaptasyonu destekler. Evet, bu durum doğal bir hormonal içgüdünün varlığını gösterir. Ancak bu, hikâyenin sadece başlangıcıdır.

Ebeveynlik duygusunun çok daha büyük bir kısmı; bireyin çocukluk deneyimleri, kültürel normlar, sosyal destek, kişisel olgunluk ve farkındalıkla şekillenen bir gelişim sürecidir. Yani, anne olmak ile anne olduğunu sanmak arasındaki o ince çizgi, biyolojinin bittiği yerde başlar.

Gerçek ebeveynlik, hormonların sağladığı başlangıç dürtüsünü alıp onu empati, fedakârlık, tutarlı sevgi ve koşulsuz kabul ile besleme eylemidir.

Ebeveynlik Ehliyeti ve Travmanın Zincirleme Reaksiyonu

“Ebeveynlik ehliyeti verilse…” düşüncesi çarpıcı bir metafordur. Nasıl ki bir aracı kullanmak için kuralları bilmek ve bir testten geçmek gerekiyorsa, bir insanın hayatından sorumlu olmak da psikolojik dayanıklılık ve temel çocuk gelişimi bilgisi gerektirir.

Masum bir çocuğun, en çok güvenmesi gereken kişiden zarar görmesi (duygusal, fiziksel istismar veya ihmal), ilerleyen yıllarda büyük travmaların kapısını aralar. Ve ne yazık ki bu zararların telafisi zordur.

Aile içinde eşlerin sorun çözme becerileri gelişmemişse ya da çözümsüz sorunlar nedeniyle ayrılık aşamasına gelinmişse, bazı ebeveynlerin yaşadığı en büyük trajedilerden biri ortaya çıkar:

Eşe duyulan öfkenin çocuğa ödetilmeye çalışılması.

Boşanma veya ayrılık bir yetişkin kriziyken, kimi ebeveynler çözülmemiş duygusal yaralarını (kızgınlık, hayal kırıklığı, intikam arzusu) bir projektör gibi alıp en savunmasız hedefe, yani çocuklarına yönlendirir. Bu çocuklar, iki yetişkin arasındaki duygusal savaşın görünmez kalkanları, hatta bazen hedef tahtaları hâline gelir.

Psikolojik Boyut:

Bu durum, çocuğun temel güven duygusunu kökten sarsar. Çocuk, güvende hissetmesi gereken yerde kendini tehdit ortamında bulur.

Sosyolojik Boyut:

Toplum, bu davranışı çoğu zaman “aile içi mesele” diye geçiştirir. Oysa duygusal istismar toplumsal bir sorundur; çünkü bu çocuklar, ileride sağlıklı ilişkileri modellemekte zorlanır.

Ekonomik Boyut:

Boşanmanın getirdiği ekonomik zorluklar (daralan bütçe, taşınma, yeni düzen kurma) ebeveynlerin stresini artırır. Bu stres, sabır eşiğini düşürerek duygusal yansıtmanın zeminini hazırlar.

Travmanın Çocuk Üzerindeki Etkileri

  1. Öz Güvensiz Bireyler:

Sürekli eleştirilen, sevgiyi hak etmediği hissettirilen çocuklar; dünyaya güvensiz, kaygılı ve düşük öz saygılı bireyler olarak adım atarlar.

  1. Nesiller Arası Aktarım:

Bazı çocuklar, bilinçaltlarında gördükleri olumsuz ebeveyn modelini (şiddet, öfke, ihmal) farkında olmadan tekrar ederler. Bu, travmanın nesilden nesile aktarılmasıdır.

  1. Toplumsal Uyum Sorunları:

Duygusal ihtiyaçları karşılanmayan ve öfke ile büyüyen çocuklar; dürtü kontrolü zayıf, empati yeteneği gelişmemiş ve toplumsal kurallara uyum sağlamakta zorlanan bireyler olabilirler.

Geniş Ailenin Yükü ve Ortak Huzursuzluk

Bu olumsuz etkiler yalnızca çekirdek ailede kalmaz. Geniş aile bireyleri de bu fırtınadan derinden etkilenir.

Büyük anne ve babalar, teyzeler, amcalar…

Onlar için de çocuklarının huzursuzluğu ve torunlarının acısı, yaş kaç olursa olsun, bitmeyen bir yük ve kaygı kaynağıdır.

Aile içi çatışmalar sadece boşanmış çifti değil, tüm destek sistemini yıpratır.

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI HAYATIN KAÇ SİGMA? MANTIĞIN DA BİR SINIRI VAR MI? MÜKEMMEL OLMAMA HAKKIMIZI KİM ÇALDI? DUYARSIZLAŞMADAN GÜÇLENMEK SÜREKLİ EKSİK OLAN, BİR SÜRE SONRA GEREKLİ DE OLMUYOR KIRMIZI BRİ YAS AYNANIN ÖTEKİ YÜZÜ YOLCULUĞUN SONU: ONUR MU, SADECE YAŞAMAK MI? ÖZGÜRÜZ AMA NE KADAR? ÖZGÜRLÜĞÜN GERÇEK SINIRI: VİCDAN VE TAHAMMÜL ZİNCİRLER KIRILDI, YA DUVARLAR? Beklentinin Yorgunluğu Hayal Satanlar ve Gerçekler VİTRİNİN ARKASINDA ÇÜRÜYEN MAHREMİYET ÇAĞIN EŞİĞİNDE KADİM BİR BAHAR RUHUN GURULTUSU EGOSU ŞİŞMİŞ, VİCDANI SÖNMÜŞ BİR NESİL Bir Veda, Bir Yeniden Doğuş HAYAL KIRIKLIĞININ GÜNLÜK KARNESİ ZARAFETİN SESSİZ GÜCÜ Yalnızlığın Evrimsel Biyoalarmı: Ruhun Değil, Hücrenin Çığlığı Eti Senin, Kemiği Benim: Çelikleşen Ruhlardan Kırılgan Nesillere Onurla Kalabilmek Karanlığın Senfonisi: Neden Hep “Yanlış” Kişiye Çekiliyoruz? HAYATI KAİZEN İLE HAFİFLETMEK Geleceğin Cenaze Töreninde Bir Bardak Latte KIRMIZI BİR SAHTE VE BİR DİLİM TOST Bilgi Obezitesi Çağında Hakikat Nerede? Bir Penguen Gitti, Kalabalıklar Kendini Sorguladı. ÇÜRÜYEN RUHLAR VE ÇÜRÜYEN YARINLAR Kendini Tanımanın Stratejisi GÖRÜNMEYENİN PEŞİNDE BİR YAŞAM CEBİN DEĞİL, RUHUN DARLIĞI Zihnin Tarlası: Neden Başarıdan Çok Felakete Tıklıyoruz? Bedel Ödemeden Sahip Olduğumuz En Büyük Zenginlik Gardıroplarımız Neden Dolu, Ruhumuz Neden Boş? Kadınlar, Erkeğin Yok Oluşunda Kendi Rolünüzü Görüyor musunuz? Büyüdük Ama Zorbalık Bitmedi: Yetişkinlerin Acımasızlığı Akran Zorbalığı Olmadığın O Kişi Olmak ve Kaderin Sınavı ZEHİRLİ MERAK VE KAYBOLAN ÇOCUKLUKLAR Oyuncakların Tasarladığı Gelecek...Oyun Kutusu mu,Hayaller mi?