Malatya Lider Gazetesi
HV
31 MAYIS Pazar 02:19

Geleceğin Cenaze Töreninde Bir Bardak Latte

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER
SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

Sokakta yürürken kafanı şöyle bir sağa sola çevirdiğinde sende de bir “hata” varmış hissi uyanıyor mu? Bir yanda her gün gelen zamlar, marketteki etiketlerin hızıyla yarışan hayat pahalılığı; diğer yanda ise adım atacak yer kalmayan kafeler, tıklım tıklım AVM’ler…

“Millet açsa bunlar kim?” dediğin o an, aslında büyük bir toplumsal dramın tam ortasındasın demektir.

Görünürdeki bu kalabalık, sanıldığı gibi bir refah göstergesi değil; tam tersine, umutsuzluğun son çığlığıdır.

Ruj Etkisi: Küçük Lükslerin Büyük Tesellisi

Ekonomide buna “Ruj Etkisi” deniyor. İnsanlar ev alamaz, araba hayali kuramaz, geleceğini inşa edemez hâle geldiğinde; en azından “bugünümü kurtarayım” diyerek ulaşılabilir lükslere yöneliyor.

Beş milyon liralık bir evin kapısından bile geçemeyen orta sınıf, 150 liralık bir kahveyi ya da markalı bir tişörtü kendine çok görmüyor. Çünkü bu küçük harcama, ona hâlâ “sistemin içinde” olduğunu ve hâlâ “yaşadığını” hissettiren son nefes borusu oluyor.

Bir Orta Sınıf Cenazesi

Aslında o pahalı kıyafetler içinde, şık masalarda oturmak bir kutlama değil; orta sınıf için sessiz bir cenaze töreni.

Geleceğe duyulan umuda veda etmenin, büyük hayalleri toprağa vermenin partisi bu. Büyük mutluluklar imkânsızlaştıkça, küçük mutluluklarla kendini uyuşturma çabası…

Bu törenin en acı kısmı ise “statü anksiyetesi.”

Toplumda saygı görmenin yolu artık karakterden ya da birikimden değil; masaya koyduğun anahtardan ya da üzerindeki markadan geçiyor. Bir nevi “mış gibi” yapma hâli.

Lazarus’un Dijital Filtresi

Bu hüzünlü festivale bir de sosyal medya eklendiğinde tablo tamamlanıyor. Efsaneye göre Lazarus ölümden geri dönmüştü. Bugünün insanı da ekonomik olarak “ölü” sayılmasına rağmen, kredi kartı limitleriyle masalarda boy göstererek kendi Lazarus mucizesini yaratıyor.

Ama yetmiyor; o an mutlaka fotoğraflanıp dijital vitrine konmak zorunda. Çünkü o pahalı kahve, sosyal medyada paylaşılmadığı sürece anksiyeteyi dindirmiyor. İçerideki çürümeyi ve geleceksizliği, pırıl pırıl filtrelerin arkasına saklıyoruz.

Kendi cenazemizde en şık hâlimizle selfie çekiyoruz.

Sonuç: Kiralık Bir Varoluş

Sonuçta hepimiz o masalarda kısa süreli bir “üst sınıf simülasyonu” kiralıyoruz. O kahve bitene, o story’nin süresi dolana kadar her şey yolundaymış gibi…

Ama masadan kalktığımızda bizi bekleyen şey; hayalini bile kuramadığımız bir yarın ve ödenmesi gereken bir sonraki kredi kartı ekstresi.

Yani dostum, o gördüğün kalabalıklar zenginlikten değil; kaybedecek bir geleceği kalmamanın yarattığı o tuhaf, hüzünlü ve mağrur vazgeçişten doğuyor.

 

YORUMLAR