Malatya Lider Gazetesi
HV
24 AĞUSTOS Pazartesi 06:56

Olmadığın O Kişi Olmak ve Kaderin Sınavı

SEVİM MORDOĞAN GÖĞER
SEVİM MORDOĞAN GÖĞER

Siz hiç iyi bir şey yapmaya çalıştıkça her şeyi daha da berbat edip, elinize yüzünüze bulaştırdınız mı?

Bu haftaki yazımı, her şeyi eline yüzüne bulaştıranlara rehber olarak kaleme alıyorum.

Hayatın en büyük ironilerinden biri, en güzel amaçlar uğruna atılan adımların bazen en büyük felaketlere yol açmasıdır.

Niyetiniz, bir bahçıvanın nadide bir çiçeği yetiştirme arzusu kadar saf ve değerli olabilir; ancak ekilen tohum, bir anda kontrolden çıkıp dev bir zehirli sarmaşığa dönüşebilir. İşte o an, kişi kendini bir felaketin tam ortasında, elinde yalnızca paramparça olmuş bir iyi niyetle bulur.

“Ne acıdır ki, sen aslında o değildin ve olmadığın o kişi oldun bir anda.”

Bu cümle öylesine ağırdır ki, bir daha o imajı yakalayamama endişesi, yıllarca koyduğun tuğlaların bir anda yıkılışı gibidir. Felaket, kişinin “benlik” algısını yerle bir eder. Masum bir amaçla çıktığınız yol, sizi suçluluk, utanç veya sorumluluk gibi ağır duyguların pençesine düşürdüğünde, eski “siz” artık var olamaz.

Travmatik olay, bir “travmatik benlik durumu” yaratır. Birey, o yıkıcı sonucun yaratıcısı olarak kendini tanımadığı, hatta tiksindiği bir role hapsolur. Bu, bir tür vicdani ayrışma halidir; kişi, eylemlerini gerçekleştiren kişinin gerçekten kendisi olup olmadığını sorgular. Kendine yakıştıramadığı bir kıyafetin içinde hapsolmuş hisseder. Bu ani kimlik değişimi, ruhsal bir deprem yaşatır ve kişinin kendi içindeki güvenli sığınağını dahi yok eder.

Ezoterik ve spiritüel öğretiler, bu tür durumları genellikle bir Karmik Borçlanma veya Ruhsal Sınav olarak ele alır.

Karmik Döngü

Yüksek bir amaç uğruna atılan her adım, evrensel enerji alanında bir etki yaratır.

İyi niyetle yola çıkılsa bile, eylemin kendisi başkalarının özgür iradesini çiğnemiş veya dengenin bozulmasına neden olmuş olabilir. Bu durumda sonuç bir ceza değil, dengenin yeniden kurulması için bir öğrenim dersi olarak tezahür eder.

Ruh, kendisi için seçtiği zorlu olgunlaşma yolunda, en çok gelişim göstereceği engebeyle karşılaşmıştır. Yaşanan her ne ise, bireyi en savunmasız, en narin yerinden  yani “iyi niyeti” üzerinden test eder.

Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, en güçlü inancımızın sınanması, o inancın gerçek derinliğini ve sağlamlığını ortaya çıkarmak içindir. Hassas nokta, kişinin en büyük erdemi olabileceği gibi, aynı zamanda en kolay kırılacak cam kalkanıdır. Kader, o kalkanı kırarak bireyi tamamen çıplak bir ruh haliyle yüzleşmeye zorlar.

Bu trajik deneyim, nihayetinde bir yıkım değil; bir dönüşüm potansiyeli taşır.

Psikolojik olarak kişi, “olmadığı kişi” imajını kabullenip onunla bütünleşmek yerine, bilinçli bir anlamlandırma sürecine girmelidir. Yapılan hatanın sonuçlarını kabul etmek, ancak o eylemi gerçekleştiren kişinin o anki şartlar altında elinden geleni yapan, kısıtlı bir versiyonu olduğunu anlamakla mümkündür.

Adım Adım İyileşmek

1. Acıyı Kabul Etmek:

İlk adım, yaşanan acıyı, pişmanlığı ve suçluluk duygusunu bastırmak yerine onlara alan açmaktır.

“Evet, bu çok acı verici ve yıkıcı oldu.” diyerek durumu olduğu gibi kabul edin.

2. Niyeti Onaylamak:

Eylemlerinizin altında yatan iyi niyetin geçerli olduğunu kendinize hatırlatın. Sonuçlar ne olursa olsun, ilk motivasyonunuzun değerli ve saf olduğunu onaylayın.

3. Sorumluluk ve Suçluluğu Ayrıştırmak:

  • Eylemlerin Sorumluluğu: Felakete yol açan somut eylemlerin sorumluluğunu kabul edin. (“Bu hatayı ben yaptım.”)
  • Kişiliğin Suçluluğu: Ancak eylemlerinizin sizi tamamen “kötü” veya “değersiz” yapmadığını fark edin. Suçluluk, bir eyleme yöneliktir; utanç ise tüm benliğe yöneliktir. Kendinizi bu sonuçtan ibaret görmekten vazgeçin.
  • Kontrol Alanını Belirlemek: Hangi faktörlerin sizin kontrolünüzde, hangilerinin dışınızda olduğunu fark edin.

Travma Sonrası Büyüme

  • “Olmadığın O Kişi” Kimdi?

O anki yabancıyı analiz edin. O kişi, hangi korkuların, baskıların veya öngörüsüzlüğün ürünüydü? Hesaba katmadığınız argümanlar nelerdi? Onu bir düşman değil, bir ders kaynağı olarak görün.

  • Yeni Özellikleri Keşfetmek:

Bu deneyimin size kazandırdığı bilgeliği, empatiyi, sınır bilincini veya direnci tanımlayın. Travma sonrası büyüme, acının getirdiği bu yeni kimlik özelliklerini kabul etmekle başlar.

  • Dersin Özü:

Yaşanan felaketin size tam olarak neyi öğretmeyi amaçladığını sorgulayın.

“Bana hangi kör noktamı gösterdi?” (Örneğin: Aşırı fedakârlık, kibir, kontrol ihtiyacı, sınır koyamama…)

  • İrade ve Kader Dengesi:

Bu deneyimin, sizin özgür iradeniz ile kaderin (ilahi planın) kesişim noktasında nasıl bir denge oluşturduğunu düşünün. Belki de plan, sizin o hatayı yaparak bir başkasının dersini tamamlamanız veya evrensel bir dengeyi kurmanızdı.

  • Yüksek Benlikten Bakış:

Olaylara, günlük kaygılarınızdan ve egonuzdan soyutlanmış, yargılamayan bir “yüksek benlik” ya da “ruh” seviyesinden bakmaya çalışın. Ruhsal düzeyde bu deneyim, olgunlaşmanız için gerekli bir aşama olarak görülür.

  • Bağışlama Çalışması:

En zor ama en önemli adım… Kendinizi bağışlayın. Bu, eylemi onaylamak değil; insan olmanın getirdiği kusurluluğu ve hatayı kabul edip, enerjinizi pişmanlık döngüsünden kurtarmaktır.

Uygulamalı Adımlar

1. Günlük Tutma ve Anlatı Oluşturma:

Olayı, duygularınızı ve keşfettiğiniz yeni dersleri detaylıca yazın. Bu, dağınık deneyimi somut bir anlatıya dönüştürür.

Anlatı oluşturmak, beynin anlamlandırma mekanizmasını harekete geçirir.

2. Yeni Bir Misyon Tanımlayın:                                                                      

O yıkıcı sonuçtan öğrendiklerinizi, gelecekteki iyi niyetli eylemleriniz için bir “kural seti” haline getirin.

Bu deneyimin başkalarına da faydalı olabileceği bir yol bulun. (Örneğin: Hikâyenizi paylaşmak, bir davaya destek olmak…)

Bu, acıyı amaca dönüştürür.

Bilinçli anlamlandırma, bir anda biten sihirli bir süreç değildir; sabır, iç gözlem ve merhamet gerektiren uzun bir yolculuktur.

İyi niyetin getirdiği felaket, bir çöküş değil; en büyük dersin kapısıdır.

O acımasız sınav, bizi daha bilge, daha sınırlı ama daha gerçek bir “ben” inşa etmeye davet eder. Çünkü gerçek güç, düşüşten sonra bile ruhun özünden vazgeçmemekte yatar.

Bazen, “o olmadığın kişi” olmak, aslında kim olduğunu en iyi anladığın andır.

Umarım siz, olmadığınız kişi gibi görüneceğiniz durumların içine düşmezsiniz.

Ya da eğer şu anda o durumdaysanız, almanız gereken dersi alarak yeniden başlayacak gücü kendinizde bulursunuz.

Sevgilerimle…

 

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI HAYATIN KAÇ SİGMA? MANTIĞIN DA BİR SINIRI VAR MI? MÜKEMMEL OLMAMA HAKKIMIZI KİM ÇALDI? DUYARSIZLAŞMADAN GÜÇLENMEK SÜREKLİ EKSİK OLAN, BİR SÜRE SONRA GEREKLİ DE OLMUYOR KIRMIZI BRİ YAS AYNANIN ÖTEKİ YÜZÜ YOLCULUĞUN SONU: ONUR MU, SADECE YAŞAMAK MI? ÖZGÜRÜZ AMA NE KADAR? ÖZGÜRLÜĞÜN GERÇEK SINIRI: VİCDAN VE TAHAMMÜL ZİNCİRLER KIRILDI, YA DUVARLAR? Beklentinin Yorgunluğu Hayal Satanlar ve Gerçekler VİTRİNİN ARKASINDA ÇÜRÜYEN MAHREMİYET ÇAĞIN EŞİĞİNDE KADİM BİR BAHAR RUHUN GURULTUSU EGOSU ŞİŞMİŞ, VİCDANI SÖNMÜŞ BİR NESİL Bir Veda, Bir Yeniden Doğuş HAYAL KIRIKLIĞININ GÜNLÜK KARNESİ ZARAFETİN SESSİZ GÜCÜ Yalnızlığın Evrimsel Biyoalarmı: Ruhun Değil, Hücrenin Çığlığı Eti Senin, Kemiği Benim: Çelikleşen Ruhlardan Kırılgan Nesillere Onurla Kalabilmek Karanlığın Senfonisi: Neden Hep “Yanlış” Kişiye Çekiliyoruz? HAYATI KAİZEN İLE HAFİFLETMEK Geleceğin Cenaze Töreninde Bir Bardak Latte KIRMIZI BİR SAHTE VE BİR DİLİM TOST Bilgi Obezitesi Çağında Hakikat Nerede? Bir Penguen Gitti, Kalabalıklar Kendini Sorguladı. ÇÜRÜYEN RUHLAR VE ÇÜRÜYEN YARINLAR Kendini Tanımanın Stratejisi GÖRÜNMEYENİN PEŞİNDE BİR YAŞAM CEBİN DEĞİL, RUHUN DARLIĞI Zihnin Tarlası: Neden Başarıdan Çok Felakete Tıklıyoruz? Bedel Ödemeden Sahip Olduğumuz En Büyük Zenginlik Gardıroplarımız Neden Dolu, Ruhumuz Neden Boş? EBEVEYNLİK EHLİYETİ Kadınlar, Erkeğin Yok Oluşunda Kendi Rolünüzü Görüyor musunuz? Büyüdük Ama Zorbalık Bitmedi: Yetişkinlerin Acımasızlığı Akran Zorbalığı ZEHİRLİ MERAK VE KAYBOLAN ÇOCUKLUKLAR Oyuncakların Tasarladığı Gelecek...Oyun Kutusu mu,Hayaller mi?