Şehir dediğimiz şey, ilk bakışta insanı etkileyen binalar, ihtişamlı cepheler ve geniş meydanlarla anlatılmaya çalışılır. Oysa bunlar, bir şehrin sadece görünen yüzüdür. Ancak şehri hakikaten anlamak isteyen kişi, başını kaldırıp binalara bakmak yerine, bakışını yere indirmelidir. Çünkü şehrin ruhu, en çok ayağının altındaki detaylarda saklıdır. İşte bu noktada karşımıza çıkan en mühim unsur: kaldırımlar.
Kaldırım, basit bir altyapı unsuru gibi görünse de aslında şehir sosyolojisinin en görünür kısmıdır. Zira kaldırımın bir kamusal niteliği vardır. Bir şehirde kaldırımın kalitesi, o şehirde yaşayan bireyin ne kadar dikkate alındığının açık bir göstergesidir. Bu durum, aynı zamanda yöneticilerin zihniyet dünyasını ve şehre bakışını da ifşa eder.
Şimdi bu çerçevede, Malatya’ya ve bilhassa Kışla Caddesi’ne bakalım. Bu cadde, teorik olarak şehrin kalbi gibidir. İnsanların yürürken huzur bulduğu, esnafın nefes aldığı, sosyal etkileşimin yoğunlaştığı bir mekân olması beklenir. Fakat bugün geldiğimiz noktada, bu cadde farklı bir meseleyle gündeme gelmektedir: yapılan yeni kaldırımlar.
Yeni yapılmış olmasına rağmen bu kaldırımlar ne estetik açıdan ne de işçilik bakımından tatmin edici görünmektedir. Taşların döşenme biçimi yanlış, hizalama noksan, bütünlük zayıf, intizam ise neredeyse yok hükmündedir. Bu durum, kent estetiği ve mekânsallık açısından ciddi bir problem teşkil eder.
Oysa çağdaş şehircilik anlayışı, “yaya dostu kent” paradigması üzerine inşa edilmektedir. Kaldırımlar sadece fiziksel bir zemin değil; aynı zamanda sosyal ilişkilerin üretildiği bir sahadır. İnsanlar burada yürür, durur, karşılaşır, sosyalleşir. Yani kaldırım, toplumsal hayatın mikro düzeydeki en canlı mekânlarından biridir.
Şehir planlamasında insan odaklılıktan ziyade araç odaklı bir zihniyet hâkim olursa o şehirde yaşam kalitesi düşer. Bu, sosyolojik olarak da kentteki aidiyet duygusunu zayıflatır.
Malatya gibi deprem sonrası yeniden inşa sürecinde olan bir şehirde ise bu mesele daha da ehemmiyet arz eder. Çünkü her yapılan müdahale, şehrin geleceğini şekillendiren bir yapı taşıdır.
Kışla Caddesi’ndeki durum bize şunu açıkça söylüyor: Plan mevcut olabilir, ama vizyon eksik. Vatandaşın tepkisi, yalnızca estetik bir beğenmezlik değildir. Bu, aynı zamanda bir saygı talebidir. İnsanlar, yaşadıkları şehrin kendilerine yakışır bir biçimde düzenlenmesini istemektedir. Bu talep ne abartılıdır ne de imkânsızdır.
İyi bir kaldırım; yalnızca düzgün döşenmiş taşlardan ibaret değildir. Engelli bireylerin erişimine uygun olmalı, yağmur suyunu tahliye edebilmeli, yürüyen kişiyi yormamalı ve estetik açıdan göze hitap etmelidir. Yani hem fonksiyonel hem de estetik olmalıdır. Bu bir lüks değil, bilakis zaruriyettir.
Bu noktada yapılması gereken şey gayet net: “Yaptık, oldu” anlayışını terk edip, “Hakikaten olmuş mu?” sualini sormak. Eğer cevap menfi ise, tereddüt etmeden yeniden yapmak. Zira hatalı bir işi müdafaa etmek, o hatayı derinleştirmekten başka bir netice vermez.
Malatya buna layıktır. Kışla Caddesi buna layıktır. Ve en mühimi, bu şehirde yaşayan insanlar buna layıktır.
Unutulmamalıdır ki şehirler, büyük projelerle değil; küçük detaylarla kazanır ya da kaybeder. Bazen bir kaldırım, bir şehrin bütün vizyonunun özeti olur. Malatya’da bugün görülen bu manzara ise henüz arzu edilen seviyede olmadığını göstermektedir.