Malatya Lider Gazetesi
HV
23 HAZİRAN Salı 14:29

MÜHENDİSLİK ÇAĞINDA KAYBOLAN CEMİYET

MUAMMER TETİK
MUAMMER TETİK

Türkiye son yıllarda fen bilimlerine, mühendisliğe, teknolojiye, yazılıma, savunma sanayiine, yapay zekâya, roketlere, dronlara, laboratuvarlara büyük bir iştiyakla yöneldi.

Niye?

Çünkü bunlar görünür şeylerdir.

Bir köprü yaparsınız, kurdelesini kesersiniz. Bir SİHA uçurursunuz, kamerasını gösterirsiniz. Bir yerli otomobil çıkarırsınız, meydanda dolaştırırsınız. Bir teknopark açarsınız, tabelasını asarsınız. Fen ve mühendislik, iktidarlar için müşahhas netice üretir. Elle tutulur, gözle görülür, kameraya gelir, alkışa müsaittir.

Sosyal bilimler öyle mi?

Değildir.

Sosyoloji size “toplum niye böyle geriliyor?” diye sorar. Siyaset bilimi “iktidar nasıl temerküz ediyor?” diye bakar. Tarih “bugün sandığınız şeyin dünden gelen hangi bakiyeye yaslandığını” anlatır. Felsefe “hakikat mi, menfaat mi?” diye insanın yakasına yapışır. Antropoloji, taşradaki sessizliği bile konuşturur.

Yani sosyal bilimler alkış makinesi değildir.

Biraz aynadır.

Biraz iğnedir.

Biraz da huzursuzluk çıkaran o meşum sorudur: “Peki ama niçin?”

İşte mesele burada düğümlenir. Modern Türkiye’nin devlet aklı, Tanzimat’tan beri, hatta daha gerilere gidersek Nizam-ı Cedid’den beri, “devleti nasıl kurtarırız?” sualinin peşindedir. Bu sualin cevabı çoğu zaman “fen”de aranmıştır. Top döken mühendis, harita çizen subay, köprü kuran mimar, telgraf çeken teknisyen, Cumhuriyet’te fabrikayı işleten mühendis… Hepsi makbul evlattır.

Çünkü devletin bekâ endişesi, ekseriyetle teknik aklı sever.

Teknik akıl itiraz etmez; hesap yapar.

Sosyal akıl ise hesapla yetinmez; hesabı sorar.

İktidarların sosyal bilimlere mesafeli durmasının altında biraz da bu vardır. Sosyal bilimler, yalnızca bilgi üretmez; kavram üretir. “Hegemonya” der, “rıza üretimi” der, “sınıf” der, “merkez-çevre” der, “kültürel sermaye” der, “meşruiyet krizi” der. Bunlar sıradan kelimeler değildir. Bunlar iktidarın etrafında dolaşan görünmez sisleri dağıtan fenerlerdir.

Peki madem böyle, neden sosyal bilim bölümleri kapatılmıyor?

Çünkü mesele o kadar basit değildir.

Birincisi, devletin de sosyal bilimciye ihtiyacı vardır. Diplomat yetiştirecektir. Kaymakam yetiştirecektir. Öğretmen yetiştirecektir. Bürokrat, iletişimci, psikolog, hukukçu, iktisatçı, tarihçi lazımdır. Devlet, kendi lisanını kurmak için bile sosyal bilimlerin müştemilatına muhtaçtır.

İkincisi, üniversite denen müessese yalnızca fabrika değildir. Tamam, son yıllarda üniversiteye “istihdam bürosu” muamelesi yapılmaktadır. Ama üniversitenin kadim manası bundan ibaret değildir. Üniversite biraz medrese, biraz akademi, biraz münazara meclisi, biraz da cemiyetin hafıza odasıdır. O hafıza odasını tümden kapatırsanız, geriye yalnızca teknik eleman üreten bir kurslar imparatorluğu kalır.

Üçüncüsü, sosyal bilimler kapatılmaz; çoğu zaman ehlileştirilir. Bazen bütçesi kısılır. Bazen itibarı azaltılır. Bazen kadrosu daraltılır. Bazen müfredatı yumuşatılır. Bazen de “fazla soru sorma, proje yaz” denilerek terbiye edilir. Yani mesele kapatma meselesi değil, istikamet verme meselesidir.

Türkiye’nin fen bilimlerine yönelmesi anlaşılırdır. Kalkınmak ister. Rekabet etmek ister. Savunmasını güçlendirmek ister. Dünya pazarında yer almak ister. Bunlar hafife alınacak şeyler değildir.

Lakin yalnızca mühendislikle memleket kurulmaz.

Çünkü yol yaparsınız; ama o yoldan kim geçecek, niçin geçecek, nereye varacak, bunu sosyal bilim sorar.

Makine üretirsiniz; ama insanın makineleşmesini kim dert edecek?

Şehir kurarsınız; ama o şehirde yalnızlaşan insanın iç yangınını kim okuyacak?

İşte sosyal bilimler bunun için vardır.

Fen memlekete kudret verir.

Sosyal bilimler ise idrak.

Kudret idraksiz olursa, gürültü çıkarır.

İdrak kudretsiz olursa, ağıt yakar.

Asıl marifet, ikisini aynı medeniyet tasavvurunda buluşturabilmektir.

 

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI TOPLUMSAL MESAFELERİ GÖRÜNÜR KILAN KELİMELER Dur Bir Dakika İnsan! Siyasetin Mukaddesatı Kendine Benzetme Çabası Modern Şehirlerin Gölgesinde Unutulan İnsanlık Borcu Çayı Soğutmakta Usta Bir Nesil Malatya’nın Sessiz Çığlığı: İnsaf İNSAN SADECE YAŞADIĞI KADAR MI VARDIR, YOKSA HİSSETTİĞİ KADAR MI? Alıştık…Demek ki Her Şey Yolunda (!) Bir kopuş yaşıyoruz. Ama adını bir türlü koyamıyoruz Bir Kaldırımın Anlattığı Şehrin Hikâyesi Değişim Kazandı; Anlam Sessizce Kayboldu Sözün Gücü Vebaldir, Delilsiz Yazma! Hürmüz Boğazı: Ekonomi ve Psikolojinin Kavşağı Manşetler Yargı Dağıtamaz Trumpizm ve Dünya Düzeni Krizi Kâbe’de hacılar hu der Allah: Bir Viral İlahinin Sosyolojisi Ramazan’da İrade, Modern İnsan ve Toplum Çay, TikTok ve Türkiye’nin Halleri Bir Cümle, İki Duygu Değişen Takvimler, Değişmeyen Şikâyetler SOKAK ÇAĞRISI VE EMEKLİNİN SINAVI Doğurganlık Neden Düştü? İnsanlığın En Büyük Yoksulluğu: Benzerlik  Halk Mutfağında Sıkıştı, Raporlarda Her şey Yolunda! Koltuk Büyüdükçe... Asgari Ücret Tartışmaları: Sonuçları Önceden Bilinen Bir Süreç 30 Bin Liralık Seyyanen “Hayal” ŞEHRİN GÖLGELERİ: İBN HALDUN BUGÜN ARAMIZDA OLSA… Türk Toplumu ve Ruh Sağlığı: Sessiz Çığlık  Yüzyılın Konut Projesine Neden Bu Kadar Başvuru Var? Emekli olmak ya da olmamak! Türkiye’de Asgari Ücret Komisyonu ve Sendikaların Rolü  Tüketim Kültürünün, Sürekli Olarak Bir şeyler Biriktirmesi Enflasyonu tek haneye indireceğiz söylemi ve toplumsal refleks Free Free Palestine KALABALIKTA BİREYLERİN KONTROLÜNÜ KAYBETMESİ VE SÜRÜ PSİKOLOJİSİ KAPİTALİZM, BOŞ ZAMANI BİLE TÜKETİM ODAKLI HALE GETİRİR YOKSULLUK VE YOKSUNLUK: KENTİN DEZAVANTAJLI VE AZINLIK GRUPLARI Popüler Kültürün Toplum ve Birey Yaşamına Etkileri Sanayileşme ve Toplumsal değişim SUÇ VE TOPLUM KAPİTALİZMİN MABETLERİ: AVM’LER Şehir ve İnsan Bir Paradigma Değişikliği ''Terörsüz Türkiye'' İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE TOPLUMSAL HASSASİYET SAVAŞ VE BARIŞ SAVAŞ SOSYOLOJİSİ VE TOPLUMSAL ETKİLERİ TÜRKİYE’DE MODERNLEŞME SERÜVENİ: GECEKONDULAŞMADAN TOKİLEŞMEYE 2 TÜRKİYE’DE MODERNLEŞME SERÜVENİ MODERNLEŞME VE AİLE