Malatya Lider Gazetesi
HV
17 TEMMUZ Cuma 02:27

KAHKAHA UĞRUNA HARCANAN ORTAK DEĞERLER MESELESİ

MUAMMER TETİK
MUAMMER TETİK

Deniz Göktaş’ın stand-up gösterisiyle başlayan tartışma, aslında bir komedyenin sahnede söylediği birkaç cümleden ibaret değil. Mesele çok daha derinde. Mesele, bu toplumun kutsallarıyla, sınırlarıyla, hürmet duygusuyla ve en önemlisi de “özgürlük” kelimesine yüklediği keyfî manalarla ilgilidir.

Şunu en baştan söyleyelim: İnsanların mukaddesatı, dini değerleri, Kur’an-ı Kerim’i, inancı, ibadeti, mezhebi, kimliği; hiç kimsenin sahne malzemesi, kahkaha aparatı, alay konusu olamayacak kadar mühimdir. Buna “cesur mizah” denmez. Buna “tabu yıkmak” denmez. Buna “özgürlük” hiç denmez. Çünkü özgürlük, başkasının kalbine basarak kendine alkış devşirmek değildir.

Sosyoloji bize şunu öğretti: Her toplumun sembolik sınırları vardır. Bu sınırlar bazen kanunla çizilmez; örfle, vicdanla, edep duygusuyla, müşterek hafızayla çizilir. Durkheim’ın “kolektif bilinç” dediği şey biraz da budur. Toplumu toplum yapan yalnızca kurumlar, yollar, binalar, seçimler değildir. Toplumu toplum yapan, insanların ortak değerleridir. O değerler hoyratça çiğnendiğinde, yalnızca bir fikir tartışması çıkmaz; cemiyetin sinir uçlarına dokunulur.

Bugün bazıları çıkıp “Mizahın görevi dokunulmazlara dokunmaktır” diyor. Güzel cümle. Kulağa entelektüel de geliyor. Fakat mesele şu: Bu cümle herkes için aynı cesaretle kuruluyor mu? Atatürk söz konusu olduğunda da mı böyle? Başka kimlikler, inançlar söz konusu olduğunda da mı “mizah dokunulmaza dokunur” deniliyor? Yoksa iş müslümanların mukaddesatına gelince mi birdenbire özgürlük havariliği başlıyor?

Ahmet Hakan bu haftaki yazısında işaret ettiği esas mesele de tam burada duruyor: Bizde özgürlük çoğu zaman ilke değil, mahalle refleksidir. Kendi kutsalına gelince kıyameti koparanlar, başkasının kutsalına gelince “canım mizah bu” rahatlığına sığınıyor. Kendi mahrem alanına dokunulunca “nefret söylemi” diyenler, başkasının inancı incitilince “ifade hürriyeti” nutku atıyor. İşte bunun adı özgürlük değil, çifte standarttır. Daha eski tabirle riyakârlıktır.

Burada şu ayrımı da unutmamak gerekir: Mizah elbette toplumu eleştirebilir. İktidarı, kibri, yozlaşmayı, sahtekârlığı, istismarı hedef alabilir. Hatta almalıdır. Fakat bir dinin kutsal kitabını, insanların ibadetini, inançla kurduğu mahrem bağı alay konusu yapmak başka bir şeydir. Bu, mizahın zekâsı değil; edebin iflasıdır.

Modern toplumlarda buna “sembolik şiddet” denir. Yani bir grubun en derin değerlerini aşağılayarak, onun kamusal alandaki haysiyetini zedelemek. İnsanlar yalnızca ekmekle yaşamaz. İnsanlar haysiyetle, aidiyetle, inançla, hafızayla da yaşar. Siz o hafızayı sahnede kahkaha uğruna örselerseniz, sonra da “ama ben özgürüm” diyerek işin içinden çıkamazsınız.

Evet, bir toplumda mizah olmalı, eleştiri olmalı, söz de olmalı, itiraz da olmalı. Ama her şeyden önce bir ölçü olmalı. O ölçünün adı bazen edep, bazen izan, bazen saygıdır. Bu kelimeler eski görünebilir; fakat cemiyet hayatını ayakta tutan asıl sütunlar biraz da bunlardır.

Bize bugün lazım olan şey, sınırsız mizah masalı değil; başkasının mukaddesatına da kendi mukaddesatımız kadar saygı gösterecek bir ahlâktır.

Çünkü kutsalına göre özgürlükçü olanın özgürlük dersi vermeye hakkı yoktur.

Ve hiç kimse kusura bakmasın: İnanca hakareti, Kur’an’la alayı, dini değerleri sahne şakasına çevirmeyi “mizah özgürlüğü” diye pazarlamak, bu toplumun vicdanında karşılık bulmaz.

 

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI TOPLUMSAL HAFIZA YENİLİĞE NEDEN SÜREKLİ DİRENİYOR? DUMAN, MEKÂNIN RUHUNU DA KİRLETİR MÜHENDİSLİK ÇAĞINDA KAYBOLAN CEMİYET TOPLUMSAL MESAFELERİ GÖRÜNÜR KILAN KELİMELER Dur Bir Dakika İnsan! Siyasetin Mukaddesatı Kendine Benzetme Çabası Modern Şehirlerin Gölgesinde Unutulan İnsanlık Borcu Çayı Soğutmakta Usta Bir Nesil Malatya’nın Sessiz Çığlığı: İnsaf İNSAN SADECE YAŞADIĞI KADAR MI VARDIR, YOKSA HİSSETTİĞİ KADAR MI? Alıştık…Demek ki Her Şey Yolunda (!) Bir kopuş yaşıyoruz. Ama adını bir türlü koyamıyoruz Bir Kaldırımın Anlattığı Şehrin Hikâyesi Değişim Kazandı; Anlam Sessizce Kayboldu Sözün Gücü Vebaldir, Delilsiz Yazma! Hürmüz Boğazı: Ekonomi ve Psikolojinin Kavşağı Manşetler Yargı Dağıtamaz Trumpizm ve Dünya Düzeni Krizi Kâbe’de hacılar hu der Allah: Bir Viral İlahinin Sosyolojisi Ramazan’da İrade, Modern İnsan ve Toplum Çay, TikTok ve Türkiye’nin Halleri Bir Cümle, İki Duygu Değişen Takvimler, Değişmeyen Şikâyetler SOKAK ÇAĞRISI VE EMEKLİNİN SINAVI Doğurganlık Neden Düştü? İnsanlığın En Büyük Yoksulluğu: Benzerlik  Halk Mutfağında Sıkıştı, Raporlarda Her şey Yolunda! Koltuk Büyüdükçe... Asgari Ücret Tartışmaları: Sonuçları Önceden Bilinen Bir Süreç 30 Bin Liralık Seyyanen “Hayal” ŞEHRİN GÖLGELERİ: İBN HALDUN BUGÜN ARAMIZDA OLSA… Türk Toplumu ve Ruh Sağlığı: Sessiz Çığlık  Yüzyılın Konut Projesine Neden Bu Kadar Başvuru Var? Emekli olmak ya da olmamak! Türkiye’de Asgari Ücret Komisyonu ve Sendikaların Rolü  Tüketim Kültürünün, Sürekli Olarak Bir şeyler Biriktirmesi Enflasyonu tek haneye indireceğiz söylemi ve toplumsal refleks Free Free Palestine KALABALIKTA BİREYLERİN KONTROLÜNÜ KAYBETMESİ VE SÜRÜ PSİKOLOJİSİ KAPİTALİZM, BOŞ ZAMANI BİLE TÜKETİM ODAKLI HALE GETİRİR YOKSULLUK VE YOKSUNLUK: KENTİN DEZAVANTAJLI VE AZINLIK GRUPLARI Popüler Kültürün Toplum ve Birey Yaşamına Etkileri Sanayileşme ve Toplumsal değişim SUÇ VE TOPLUM KAPİTALİZMİN MABETLERİ: AVM’LER Şehir ve İnsan Bir Paradigma Değişikliği ''Terörsüz Türkiye'' İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE TOPLUMSAL HASSASİYET SAVAŞ VE BARIŞ SAVAŞ SOSYOLOJİSİ VE TOPLUMSAL ETKİLERİ TÜRKİYE’DE MODERNLEŞME SERÜVENİ: GECEKONDULAŞMADAN TOKİLEŞMEYE 2 TÜRKİYE’DE MODERNLEŞME SERÜVENİ MODERNLEŞME VE AİLE