Din başka şeydir.
Siyaset başka şeydir.
Bunu söyleyince bazıları hemen kızıyor.
“Ne yani, din hayata karışmasın mı?” diyorlar.
Hayır efendim. Mesele o değil.
Din elbette hayata karışır. İnsanın ahlakına, vicdanına, merhametine, adalet duygusuna, kul hakkı hassasiyetine dokunur. Din, insanın iç nizamıdır. Din, kalbin terazisidir. Din, hayatın manasını arayan ruhun istinat noktasıdır.
Ama siyaset?
Siyaset iktidar ister.
Siyaset oy ister.
Siyaset alan ister.
Siyaset rakip ister.
Siyaset bazen keskinleşir, bazen kavga eder, bazen saflaştırır, bazen de maalesef her şeyi kendi menfaati için kullanmak ister.
İşte mesele tam burada başlıyor.
Din, siyasete ahlak vereceğine; siyaset, dini kendine göre bükmeye başlarsa orada büyük bir arıza çıkar. Hem de öyle küçük bir arıza değil. Toplumsal dokuyu bozan, cemiyetin ruhunu inciten, insanları birbirine düşüren esaslı bir arıza.
Bugün dünyanın birçok yerinde gördüğümüz şey budur.
Farklı din mensuplarının yaşadığı toplumlarda din, bir kimlik kartına indirgeniyor. Hristiyanlık bir siyasi kampın rozeti oluyor. İslam bir parti sloganına sıkıştırılıyor. Yahudilik ve hakeza… Hinduizm, Budizm, mezhepler, tarikatlar, cemaatler… Hepsi bir yerlerde siyasal meşruiyet üretmenin aparatı hâline getiriliyor.
Bunun adına “kimlik siyaseti” deniyor.
Yani insanın inancı, mezhebi, etnik kökeni, aidiyeti; bir anda politik saflaşmanın yakıtı oluyor.
Sonra ne oluyor?
Mahalleler ayrılıyor.
Diller sertleşiyor.
Komşuluk zayıflıyor.
Ortak hayat duygusu aşınıyor.
Bir ülkede insanlar birbirine önce “insan” diye değil de “bizden mi, onlardan mı?” diye bakmaya başlıyorsa orada din de zarar görür, siyaset de zarar görür, ahali de zarar görür.
Bizim ülkemizde de mesele yeni değil.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, Cumhuriyet’ten bugüne din ile siyaset arasındaki münasebet daima hassas olmuştur. Bu topraklarda din sadece ibadet alanı değildir. Aynı zamanda kültürdür, örftür, merasimdir, mahalledir, cenazedir, bayramdır, kandildir, vakıftır, tekke musikisidir, cami avlusudur, komşuya gönderilen sıcak çorbadır.
Yani din, cemiyetin mayasında vardır.
İşte tam da bu yüzden siyasetin dini hoyratça kullanması daha tehlikelidir.
Mamafih din birleştirici bir mana iken, siyasal hesapların içine sokulduğunda ayrıştırıcı bir işarete dönüşüyor. Birinin imanı öbürünün propagandasına, birinin ibadeti öbürünün seçim meydanı cümlesine, birinin kutsalı öbürünün polemik malzemesine çevriliyor.
Sonra da dönüp “Toplum niye kutuplaştı?” diye soruyoruz.
E kardeşim, sen zaten kutuplaşmanın bütün taşlarını döşemişsin.
Dinin dili merhamet dilidir.
Siyasetin dili çoğu zaman galibiyet dilidir.
Dinin dili “kul hakkı” der.
Siyasetin dili bazen “benden olsun da ne olursa olsun” der.
Dinin dili “adalet” der.
Siyasetin dili bazen “bizimkiler” der.
Dinin dili “emanet” der.
Siyasetin dili bazen “ganimet” der.
İşte bu iki dil birbirine karıştığında ortaya ne sahici dindarlık çıkar ne de temiz siyaset.
Ortaya çıkan şey şudur:
Hamaset.
İstismar.
Riya.
Tefrika.
Ve bol miktarda nümayiş.
Oysa din, insanı daha mütevazı yapmalıydı. Daha adil yapmalıydı. Daha insaflı yapmalıydı. Daha hesap verebilir yapmalıydı. Siyasete bulaştığında bile ona bir ahlak zemini kazandırmalıydı.
Din, modern toplumlarda hâlâ güçlü bir meşruiyet kaynağıdır.
Siyaset de bunu bilir.
Bildiği için de kullanmak ister.
Fakat her kullanım, bir yıpratma getirir.
Kutsal olan, fazla sloganlaştırıldığında kutsallığından bir şey kaybeder. Dua, miting cümlesine dönüşürse inceliğini kaybeder. Cami, parti bürosu gibi algılanırsa caminin kuşatıcılığı zedelenir.
Bunun sonunda,
Toplum bir süre sonra dine değil, din adına konuşanlara kızmaya başlar.
Ve bu çok tehlikeli bir kırılmadır.
Bizim ihtiyacımız olan şey, dinin siyasete alet edilmediği bir kamusal ahlaktır.
Siyaset elbette dinî hassasiyetleri dikkate alabilir.
Toplumun inancını yok sayamaz.
Milletin değerleriyle kavga edemez.
Ama bunu yaparken dini kendi menfaatine göre eğip bükemez.
Çünkü din, hiçbir partinin tapulu malı değildir.
Hiçbir liderin şahsi mülkü değildir.
Hiçbir grubun tekelinde değildir.
Din, insanın Rabbiyle kurduğu bağdır. Cemiyetin vicdanıdır. Ahlakın menbaıdır. Mazlumun sığınağıdır. Zenginin de fakirin de, iktidardakinin de muhalifin de üzerinde duran büyük bir emanet fikridir.
O emaneti siyasetin günlük kavgasına sürmek, sadece dine haksızlık değildir.
Topluma da haksızlıktır.
Devlete de haksızlıktır.
Gelecek nesillere de haksızlıktır.
Velhasıl…
Dini siyasete göre düzenlemeye kalkarsanız, sonunda ne dini koruyabilirsiniz ne siyaseti temiz tutabilirsiniz.
Kalın sağlıcakla.