Türkiye’de bazı koltuklar vardır; Oturana rahat vermez. Kalkana da. Bir süre sonra o koltukta kimin oturduğu değil, o koltuğun neye temas ettiği konuşulmaya başlanır. Son günlerde kamuoyuna yansıyan iddialar da tam olarak böyle bir bağlamda okunmalı.
Ortaya atılan söylentiler birbirinden bağımsız değil. Özel hayata dair iddialar, sert tepkiler ve buna eşlik eden siyasi ilişki söylemleri aynı anda dolaşıma giriyorsa, burada bireysel bir meraktan çok daha fazlası vardır. Toplum, kişiyi değil; o kişinin bulunduğu konumu ve geldiği mahalleyi tartışıyordur.
Üst düzey medya yöneticiliği, bu ülkede sadece haber üretmek anlamına gelmez. O görev; siyasetle temas, bürokrasiyle temas, güç merkezleriyle temas demektir. Bu temasların varlığı çoğu zaman olağan kabul edilir. Ancak sınırları net çizilmediğinde, her temas bir süre sonra “ilişki” olarak anılmaya başlar. Şeffaflığın zayıf olduğu yerde, söylenti kendine geniş bir alan bulur.
Özel hayata dair iddialara verilen tepkiler de bu çerçevede anlam kazanır. Tartışma, bir davranışın doğru ya da yanlış olmasından ziyade, kamusal bir figürün kontrolünü kaybettiği algısı etrafında döner. Türkiye’de güçle anılan kişilerden beklenen şey kusursuzluk değil belki ama sürekli bir denge hâlidir. Bu denge sarsıldığında, konu hızla başka başlıklarla birleşir.
İşte tam bu noktada, farklı iddialar birbirini besler. Önce “özel hayat” konuşulur, ardından “zaten siyasi bağlantıları vardı” cümlesi gelir. Kişi, bir anda mesleki kimliğinden koparılır ve temsil ettiği mahalle, geçmişindeki ideolojisi her neyse o hedef alınmaya başlar. Bu, birey hakkında hüküm vermekten çok, sisteme dair bir güvensizliğin dışavurumudur.
Türkiye’de güven ya da güvensizlik, çoğu zaman insanlara değil pozisyonlara yöneliktir. Bir koltuk ne kadar güçlüyse, o koltukta oturanın “sadece işini yapan biri” olarak görülme ihtimali o kadar azalır. Her adım, her temas, her sessizlik daha fazla anlam yüklenerek okunur.
Sonuçta yaşanan tartışma, tek bir kişinin hayatına dair değildir. Bu, medya ile siyaset arasındaki mesafenin belirsizliğine, gücün şeffaf olmayan dolaşımına ve kamusal figürlerin taşıdığı görünmez yüke dair tanıdık bir hikâyedir.
Bugün konuşulan olaylar geçer.
Yarın başka bir koltuk, başka bir isim benzer sorularla karşılaşır.
Çünkü mesele kişiler değil, o koltukların etrafında kurulan düzendir.