Savaş, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Güç, toprak, ideoloji, din ya da egemenlik uğruna başlatılan savaşlar, görünürde zafer ya da bağımsızlık getirse bile aslında geride bıraktığı izler hep yıkım olmuştur. Savaşın anlamsızlığı ve yıkıcılığı üzerine düşünmek, barışın ve insan hayatının kıymetini daha iyi anlamamıza yardımcı olur.
Anlamsızlık açısından bakıldığında, savaşlar çoğu zaman çözüm getirmez, aksine daha büyük sorunlara kapı aralar. Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, milyonlarcasının yerinden edildiği savaşlar, insanlık adına kazanılmış bir başarı değil, büyük bir kayıptır. Bireylerin değil, ideolojilerin ya da yöneticilerin hırsları uğruna savaşlara sürüklenmeleri, savaşın ne kadar anlamsız olduğunu açıkça gösterir.
Ayrıca cephede hayatını kaybeden askerler, evini, ailesini kaybeden siviller ve yerle bir edilen şehirler düşünüldüğünde, savaşların ardındaki amaç giderek anlamsızlaşır. İki taraf da ağır bedeller öderken, geriye yalnızca acı, yas ve yıkım kalır. İnsan hayatının bu kadar kolay harcanması, savaşın ne kadar insani değerlerden uzak bir olgu olduğunu gözler önüne serer.
Yıkıcılık ise savaşın en somut yüzüdür. Fiziksel yıkım kadar, psikolojik ve sosyolojik yıkımlar da savaşın kaçınılmaz sonuçlarıdır. Şehirlerin bombalanması, kültürel mirasların yok edilmesi, ailelerin parçalanması, çocukların savaş travmalarıyla büyümesi savaşın sadece bugünü değil, geleceği de yok ettiğini kanıtlar. Ayrıca ekonomik olarak da ülkeleri yıllarca sürecek bir çöküşe sürükleyebilir.
Savaş, insani değerlerin ayaklar altına alındığı, vicdanın sustuğu bir düzendir. Oysa ki insan, doğası gereği barış ve dayanışma içinde yaşamak isteyen bir varlıktır. Bu yüzden savaşın yerine uzlaşı, empati ve diyalog konulmalı anlaşmazlıklar konuşarak çözülmelidir.
Sonuç olarak savaşlar ne kadar güçlü ordularla yapılırsa yapılsın savaşın ne kazananı olacak ne de gerçek bir galibi. İnsanlık, her defasında savaşın anlamsızlığını ve yıkıcılığını tecrübe etmiş olmasına rağmen, ne yazık ki bu dersleri tam olarak çıkaramamıştır.
Barış, her zaman zor ve çaba isteyen bir süreçtir ama savaş kadar yıkıcı değildir. Savaşların yerini diyaloğun, anlayışın, adaletin yani barışın alacağı bir dünya ise hala mümkündür. Bunun için önce savaşların gerçek yüzünü görmemiz lazım. Unutulmamalıdır ki, gerçek zafer silahla değil, insanlıkla kazanılır.
Selam olsun barışı arzulayanlara…