Asgari ücret devletin, emeği(çalışanı) koruma araçlarından biridir. Çalışanların en düşük geçim düzeyini güvence altına almayı amaçlasa da, aynı zamanda iş gücü maliyetini belirleyerek sermaye kesimini de doğrudan etkiler.
Türkiye’de asgari ücretin belirlenmesi, Asgari Ücret Tespit Komisyonu aracılığıyla yapılır. Bu komisyon, işçi, işveren ve hükümet temsilcilerinden oluşan üçlü bir yapıya sahiptir.
Ancak uygulamada, özellikle sendikaların bu süreçteki etkisinin sınırlı kaldığı, kararların çoğunlukla hükümet ve sermaye kesimi tarafından şekillendirildiği görülmektedir.
Bu durum, Türkiye’deki emek-sermaye ilişkilerinde kurumsal eşitsizliği ve sendikal güçsüzlüğü açıkça yansıtmaktadır.
Komisyonda işçi tarafını temsilen yalnızca Türk-İş yer almaktadır. DİSK ve Hak-İş gibi diğer konfederasyonlar doğrudan temsil edilmez.
Bu durum, hem temsil adaletini hem de işçi kesiminin müzakere gücünü sınırlandırır.
Türkiye’de asgari ücret yalnızca ekonomik bir gösterge değil, aynı zamanda siyasal bir araçtır.
İktidarlar, asgari ücreti sosyal politika başarısının simgesi olarak kullanır; seçim dönemlerinde yapılan artışlar, “refah dağıtımı” söylemiyle meşrulaştırılır.
Böylece, asgari ücret belirleme süreci teknik bir ekonomik karar olmaktan çıkar, siyasal meşruiyet alanına dönüşür.
Özellikle işçi sendikalarının bu süreçteki rolü, çoğu zaman etkili düzeyde kalmamaktadır.
Komisyon kararlarının hükümetin genel ekonomik yönelimiyle uyumlu olması, emek tarafının da özerkliğini fiilen ortadan kaldırır.
Komisyonun yapısı gereği, son kararın belirlenmesinde hükümetin ekonomik ve siyasi tercihleri genellikle en belirleyici faktör olmaktadır. Bu mekanizmasının işçiler aleyhine çarpıtılması olarak eleştirmektedir.
Son yıllarda Türkiye’de asgari ücrette artışlar yaşansa da, yüksek enflasyon nedeniyle reel gelir artışı sağlanamamıştır.
Türkiye’de emek, kendi sesini duyurabildiği ölçüde, asgari ücret de gerçekten “insana yaraşır bir yaşamın” ölçüsü olabilir.
2026 yılı asgari ücretin belirlenmesi için yapılacak toplantı öncesinde işçi tarafı, komisyonun mevcut yapısının ve görüşlerinin yeterince kabul görmediklerinden dolayı tepkililer.
TÜRK-İŞ ve HAK-İŞ genel başkanları, komisyonun yapısının adil olmadığını, ücretlerin çoğunlukla devlet ve işveren arasında uzlaşmaya dayandığını belirterek, bu yıl asgari ücret görüşmelerine katılmayacaklarını açıkça ifade etmişlerdir.
Sendikaların Asgari Ücret Komisyonu toplantılarına katılmama kararı, aslında bir boykot değil, adaletsizliğe karşı sessiz bir tepkidir.
Bu eylem, Türkiye’de meşruiyet ve katılım sorunlarını görünür kılar. Bu durum tarafların aynı masada bulunmasıyla değil, eşit söz hakkına sahip olmasıyla mümkündür. Aksi halde, toplantılar bir müzakere alanı değil, sembolik bir ritüel olarak kalmaya devam edecektir.