TÜRKİYE’DE MODERNLEŞME SERÜVENİ
GECEKONDULAŞMADAN TOKİLEŞMEYE (1)
1950’li yıllar…
Adnan Menderes Başbakan,
Türkiye’nin kabuğundan çıkmaya başladığı yıllar.
Köylü milletin efendisidir söylemlerinin yavaş yavaş önemini kaybettiği, sanayileşmenin (makinalaşma da diyebiliriz) başladığı ilk yıllar …
Köylünün Ulus’a giremediği yıllardan(!), ucuz emek için artık köylüye ihtiyacın olduğu yıllar. Kentli desen çoktan patron olma hayalleri kurmuştu bile.
Büyük bir göç dalgası başlamıştı artık, köylü toprağını ekip biçmektense fabrikalarda işçi olmayı ve kentte yaşama tercihine zorlanmıştı.
Göç evvela barınma demekti. Kent’e gelen köylüler, şehrin çeperlerine, beraberinde getirdikleri kültürle birlikte gecekondularını da inşa etmeye başladılar. Gecekondular bu insanların hayata tutunmalarını sağlayan tampon bölgelerdi.
Burada yaşayanlar genellikle benzer sosyoekonomik koşullardan gelen insanlardı, komşuluk ilişkileri güçlüydü, yardımlaşma ve dayanışma ön plandaydı. Düğün, cenaze, bayram gibi olaylar mahallece yaşanırdı. Tarla ekip biçmek mümkün olmasa da, küçük bahçeler, hayvan beslemek gibi alışkanlıklar sürdürülmeye çalışılırdı.
Köylü artık endüstri işçisi olmuştu. Sabahın ilk ışıklarından akşam mesaisine kadar fabrikalarda çalışılır akşam olunca da gecekondularına dönerlerdi. Onlar için akşam memleket havası gibiydi.
Zaman geçtikçe köylü kente alışmaya ve para kazanmaya başladı, artık gecekondularından çıkıp kentin merkezinde koca koca apartkonduları inşa etmeye başlamışlardı. Köylü artık şehrin yeni gettosu haline gelmişti, bu gettolar şehrin merkezine yerleştikçe kentlinin kültürüne de temas etmeye başladılar. Bu durumdan kentli oldukça rahatsızdı. Kendilerini aristokrat gören bu kentliler köylüyü de(yeni gettoları) hizmetkar olarak görüyorlardı, onlarla aynı mahallede yaşamayı, aynı havayı teneffüs etmeyi kendilerine yakıştıramıyorlardı. Kendilerini kentin asıl sahipleri(!) olarak gören bu sözde aristokratlar köylü istilasına fazla dayanamayarak merkezden uzaklaşıp şehrin banliyolarına doğru kaçtılar. Oralara konutlar, villalar inşa etmeye başladılar.
Böylece gecekondu kültürü, modern Türkiye’nin sosyal tarihinin ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bugün çoğu mahalle artık betonarme binalarla dolu olsa da, o mahallelerdeki dayanışma ruhu ve kültürel hafıza hâlâ canlıdır.
Kısacası Türkiye’de kentleşme, sadece bir mekansal değişim değil, aynı zamanda bir toplumsal dönüşüm hikayesidir. Bu serüvende köyden gelenlerin şehre tutunma çabası, şehirlerin değişen silueti, kültürel çatışmalar ve yeni yaşam biçimleri iç içe geçmiştir. Her şehir, kendi içinde bu büyük dönüşümün izlerini taşır. Kentleşme sürecini doğru anlamak, geleceğin daha yaşanabilir şehirlerini kurmak için elzemdir.