Turgut Özal’lı yıllar…
Türkiye'nin kalkınma, kentleşme ve konut politikalarının çarpıcı ve çarpık bir şekilde geliştiği yıllar.
Yüksek katlı binaların ve güvenlikli site yaşantılarının arttığı, mekanların standartlaştığı, sosyal hayatın azaldığı, komşuluk ilişkilerinin zayıflamaya başladığı yıllar. Kısacası mahalle kültürünün çözülmeye başlandığı yıllar.
Bilgisayar ve özel televizyonların yaygınlaştığı, özel sektörün güçlendiği, yeni bir orta sınıfın doğduğu, tüketim kültürünün arttığı yıllar.
Bu toplumsal değişme insan yaşamı üzerinde geri dönüşü olmayan birtakım etkiler bıraktı.
Bu etkiler;
Mahalle dayanışmasının yok olmasına, Mahalle kültüründen apartman kültürüne geçiş ile yaşam tarzında köklü değişiklikler yaşanmasına, Bireylerin birbirlerine karşı yabancılaşmasına, yalnızlaşmasına, kentte yaşayan bireyler üzerinde psikolojik baskı oluşturmasına, Mahallede oynanan sokak oyunları ve toplu etkinliklerin azalmasına, Her kentin kendine özgün yapısının ve dokusunun betonlaşma ile silinmesine, Ruhsuz ve tek tip yapıların inşasıyla, insanların mekânsal aidiyet duygusunun azalmasına, Yerel mimari kimliğin kaybolması gibi olumsuzlukların yanında buraya sığdıramadığımız birçok olumsuzluğu da beraberinde getirmiştir.Maalesef modern kent yaşamı yukarıda sıraladığımız/sıralayamadığımız birçok sebepten dolayı insanların daha izole hale gelmesi, mahalleler arasındaki bağların zayıflaması ve çocukların sokakta oynayamamasına kadar birçok ilişkinin zayıflamasına sebep olmuştur.
Oysa eski mahalle kültüründe, çocuklar hem akranlarıyla hem de farklı yaş gruplarından insanlarla etkileşime girerlerdi, dayanışma ve yardımlaşma ruhu oldukça fazlaydı, aidiyet duygusu gelişmişti. Ancak apartman hayatı ve yoğunlaşan şehirleşme, bu tür sosyal etkileşimleri giderek sınırlandırdı.
Bu çarpık kentleşme, ne modern Batı şehircilik anlayışının getirdiği rasyonel ve fonksiyonel düzenlemelere, ne de geleneksel İslami şehir yapısının insani, manevi ve kültürel değerlerine uygun yapıldı.
Peki mahalle kültürünü koruyarak modern yaşam alanları üretmek neden mümkün olmadı? Bu soru, kent planlaması, mimarlık ve sosyoloji gibi birçok disiplinin tartıştığı bir konudur. Yeni projelerde (özellikle TOKİ projelerinde) insan odaklı, etkileşime açık ve yerel kültürü yaşatacak tasarımlar ön plana çıkarılmalıydı.
Ez cümle kentleşme ve kentleşmenin sebep olduğu konutlaşma toplumsal izolasyonun artışına, bireylerin birbirleriyle daha az iletişim kurmasına neden olmakta ve bu durum, yalnızlık duygusunun yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Özellikle büyükşehirlerde yaşayan bireyler, kalabalıklar içinde yalnızlaşmaktadır. Bu süreç, hem bireysel düzeyde psikolojik sorunlara hem de toplumsal düzeyde sosyal çözülmelere yol açmıştır. Bu nedenle, kentleşme ve şehirleşme politikalarının insan ilişkilerini merkeze alan, kamusal alanları teşvik eden ve sosyal etkileşimi kolaylaştıran bir yaklaşımla planlanması büyük önem taşımaktadır.