Malatya’da TOKİ konutlarına gidince insanın aklına iki ayrı cümle geliyor.
Birincisi şu: Allah var, bu kadar konutu yapmak kolay iş değil.
İkincisi de şu: Madem bu kadar emek verdik, bari sonrasını da heba etmeyelim. Eyvallah.
Ama mesele anahtarı verip kapıyı kapatınca bitiyor mu? Bitmiyor. Asıl hayat ondan sonra başlıyor.
Bugün bazı TOKİ sitelerinde vatandaşın önüne aylık 1.500 liralık aidat geliyor. İnsanlar da doğal olarak şunu soruyor:
“Bu parayı veriyoruz, karşılığında ne alıyoruz?” Sorunun cevabı bazı yerlerde pek iç açıcı değil. Daha yeni dikilmiş ağaçlar kuruyor. Temizlik görevlilerinden şikâyet var. Ortak alanların bakımı aksıyor. Güvenlik konusunda soru işaretleri var. İdari amir deseniz, bazı vatandaşın anlattığına göre ortada pek görünmüyor. İyi de arkadaş… Aidat tahsil edilirken sistem gayet güzel çalışıyor da hizmet tarafına gelince sistem niye birden yoruluyor? Asıl konuşmamız gereken mesele bu.
Çünkü 1.500 lira bugün dar gelirli bir aile için küçümsenecek para değil. Hele emeklinin, asgari ücretlinin, depremden çıkmış ve hâlâ ekonomik olarak toparlanmaya çalışan insanların yaşadığı yerlerde hiç değil.
Bir haneden 1.500 lira… Yan daireden 1.500… Üst kattan 1.500… Yüzlerce konut olduğunda ortaya ciddi bir meblağ çıkıyor. O hâlde vatandaşın sorması kadar tabiî bir şey yok: Bu para nerede? Kaç personel çalışıyor? Bahçe bakımına ne kadar harcanıyor? Temizlik hangi sıklıkta yapılıyor? Yönetim kimi denetliyor? Peki yönetimi kim denetliyor? Biz hep vatandaşa “ortak alanı koru, çevrene sahip çık, aidatını zamanında öde” diyoruz. Doğru.
Peki hizmeti vermeyen görevliye kim “Sen de işini doğru yap” diyecek? Vatandaşın mesuliyeti varsa idarenin de mesuliyeti var. Devlet dediğimiz şey sadece bina yapan kudret değildir. Yaptığı binadaki düzenin bozulmasına göz yummayan iradedir aynı zamanda.
Bir ağaç kuruyorsa “yenisini dikeriz” kolaycılığına kaçılmamalı. Niye kuruduğu sorulmalı. Sulama mı yapılmadı? Bakım mı yapılmadı? Personel mi görevini ihmal etti? Kim sorumluysa ortaya çıkarılmalı. Çünkü mesele aslında üç beş ağaç değil. Mesele kamu malına nasıl baktığımız. Mesele emanet duygusu. Mesele “nasıl olsa devlet yaptı” deyip devletin yaptığını sahipsiz bırakmamak. Temizlikte ihmal varsa denetim yapılmalı. Güvenlikte zafiyet varsa gereken tedbir alınmalı. Görevini yapmayan personel varsa tutanak tutulmalı. İdari amir vatandaşı dinlemiyor, sahaya çıkmıyor, sorunların üzerine gitmiyorsa onun da sırtı sıvazlanmamalı. Devlet şefkatlidir. Ama devlet aynı zamanda ciddiyettir. Garibana karşı şefkatini, vazifesini savsaklayana karşı da otoritesini göstermelidir.
Tabiri biraz sert olacak ama bazen devletin şamarı tam da burada lazım. Vatandaşa değil. Görevini yapmayana. Ağacı sulamayana. Temizliği savsaklayana. Makamında oturup vatandaşın derdini görmezden gelene. Yetkililerin masa başında hazırlanmış raporlarla yetinmemesi lazım. Habersiz saha denetimleri yapılsın. Sabah gidilsin. Akşam gidilsin.
Apartmanın merdivenine bakılsın. Bahçeye bakılsın. Vatandaş çağrılmadan vatandaşla konuşulsun. Çünkü idarecinin önceden geleceği bilinen denetimde her yer zaten pırıl pırıl olur. Asıl marifet, normal bir günde orayı görmek. Bir de şu gariban insanların sesini duymak lazım. Depremde evini kaybetmiş. Yıllarca konteynerde beklemiş. Sonra yeni evine geçmiş. Şimdi de “Ağaç kurudu, merdiven temizlenmiyor” diye kapı kapı dolaşmasın. Bu insanların devletle kavga etmeye niyeti yok. Dertleri hizmet. Zaten çoğu devlete güvenmiş, beklemiş ve evine kavuşmuş. Şimdi bekledikleri şey çok basit: Yapılan güzel işin güzel idare edilmesi. Biz de buradan yazmış olalım. Sonra yazdığımız yazıyla kalmayalım. İlgili kurumlar çıksın, bu sitelere bir baksın. Kuruyan ağaca can versin. Vatandaşın ödediği her kuruşun hesabını sorsun. İşini yapan görevlinin hakkını teslim etsin. İşini yapmayana da gerekeni yapsın. Çünkü Malatya’nın yeni konutlara ihtiyacı vardı. Yapıldı.
Şimdi yeni konutlardan daha az önemli olmayan bir şeye ihtiyaç var: İyi yönetime. Ve bunun yolu da tabeladan değil, sahadan geçiyor.