Bugün Türkiye’de insanların elinde biraz para varsa ne yapıyor?
İş kurmuyor. Dükkân açmıyor. Bir başkasına ortak olmuyor. Çoğu ya bankaya götürüyor ya da altın alıyor.
Çünkü bugün birçok insan üretmekten çok, risk almadan ve yorulmadan para kazanmanın peşinde.
Bir memlekette insanlar geleceğe güvenmiyorsa, ellerindeki parayı üretime sokmaz; kendilerini güvenceye almaya çalışır. Kimi faize yönelir, kimi altın alır, kimi döviz tutar. Zamanla üretmenin zahmetine katlanmak yerine, risk almadan ve kolay yoldan para kazanma düşüncesi yaygınlaşır. Bu durum sadece ekonomik değildir. Bu, düpedüz toplumsal bir meseledir.
Çünkü bizim toplumumuz çok kriz gördü. Bir gecede parasının yarıya düştüğünü gören oldu. Borçla dükkân açıp kepenk indiren oldu. Çocuğunu okutmak için yıllarca biriktirdiği paranın eridiğine şahit olan oldu. Bu yaşananlar unutulmuyor. Milletin hafızasında yer ediyor.
Sonra ne oluyor?
İnsanlar risk almaktan korkuyor. Genç bir adam iş kuracağına memuriyet arıyor. Küçük esnaf dükkânı büyütmek yerine günü kurtarmaya çalışıyor. Aileler çocuklarına “Bir işe gir, maaşın belli olsun” diyor. Çünkü toplumda artık çalışarak yükselme ümidi değil, düşmeden ayakta kalma telaşı var.
Eskiden insanlar “Bir iş kurayım, çocuğuma da bırakayım” derdi. Şimdi “Paramı koruyayım da başıma bir şey gelmesin” diyor.
Aradaki fark çok büyük.
Birincisinde gelecek duygusu vardır. İkincisinde korku vardır.
Bugün toplumdaki asıl daralma da budur. Sadece piyasa daralmıyor; insanların hayalleri de daralıyor. Gençler büyük düşünemiyor. Esnaf önünü göremiyor. İşçi yarın işten çıkarılır mıyım diye korkuyor. Emekli parasını nasıl yetiştireceğini düşünüyor. Orta sınıf ise yavaş yavaş aşağıya doğru kayıyor.
Bu hâl uzadıkça toplumda bir bezginlik başlar.
Sayın Mehmet Şimşek’e söylenmesi gereken budur.
Sadece fiyatlara, faize ve bütçeye bakarak toplumun hâli anlaşılmaz. Çarşıya bakmak gerekir. Pazara bakmak gerekir. Sanayi sitesinde çay içen ustaya kulak vermek gerekir. Eve ekmek götürmeye çalışan babanın yüzüne, çocuğunun geleceğini düşünen annenin kaygısına bakmak gerekir.
Çünkü ekonomi dediğimiz şey en sonunda insandır.
İnsan güven duyarsa yatırım yapar. Yarınından emin olursa çocuk sahibi olur. Kazanacağına inanırsa dükkân açar. Emeğinin karşılığını göreceğine inanırsa memleketine bağlanır.
Ama güven kalmazsa herkes kendi kabuğuna çekilir.
Birinin parasını faize yatırması kendi açısından doğru olabilir. Bir başkasının altın alması da anlaşılır bir davranıştır. Fakat bütün toplum aynı şeyi yapmaya başlarsa memlekette üretim azalır, iş sahası daralır, insanlar birbirinden kopar.
O zaman yalnızca fabrikaların çarkı yavaşlamaz; toplumun çarkı da yavaşlar.
En büyük tehlike budur.
Enflasyon elbette düşürülmelidir. Fakat milletin ümidi de düşürülmemelidir. Devlet yalnızca parayı değil, güveni de yönetmek zorundadır.
Çünkü güven yoksa para bankada bekler, altın yastık altında durur, gençler de fırsatını bulunca bu memleketten gider.
Geriye ise çalışan ama karşılığını alamayan, üreten ama büyüyemeyen, yaşayan ama yarına inanmayan bir toplum kalır.



















