Geçen gün burada birkaç soru sorduk.
Dedik ki belediyeler bu şehirde yazılanları okuyor mu?
Vatandaşın derdini yazanları takip ediyor mu?
Bir sorun yazılınca dönüp bakıyor mu?
Doğruysa “Evet kardeşim, burada sıkıntı var” diyor mu?
Yanlışsa “Sen yanlış biliyorsun, doğrusu bu” diyor mu?
Ne oldu?
Hiçbir şey.
Cevap yok.
Ses yok.
Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesinden de bir ses çıkmadı.
İnsan ister istemez düşünüyor.
Yahu biz ne sorduk?
Devlet sırrı mı sorduk?
Belediyenin kasasında ne kadar para var mı dedik?
Kim ne ihale aldı mı dedik?
Hayır.
Dedik ki bu şehirde vatandaşın derdini yazan insanları dinliyor musunuz?
Bu kadar.
Ama ona bile cevap yok.
Şimdi kusura bakmayın da insanın aklına başka şeyler geliyor.
Acaba sadece sizi övenleri mi okuyorsunuz?
Sizi güzel gösteren haber olunca hemen görüyor musunuz?
Birisi “Başkan çok başarılı” dedi mi telefon açılıyor mu?
Birisi belediyeyi övdü mü paylaşım yapılıyor mu?
Ama biri çıkıp “Burada yanlış var” deyince niye herkes ortadan kayboluyor?
Bunu vatandaş da soruyor.
Çarşıda soruyor.
Kahvede soruyor.
Esnaf soruyor.
“Bunlar bizi duyuyor mu?” diyor.
Vallahi mesele tam da bu.
Cemil Meriç’in bir sözü vardır, fildişi kule der.
İnsan kendini bir yere kapatır.
Dışarıda ne oluyor görmez.
Bana kalırsa bazı yöneticilerde durum biraz buna döndü.
İçeride her şey güzel.
Raporlar güzel.
Fotoğraflar güzel.
Paylaşımlar güzel.
Toplantılar güzel.
Ama çık bir sokağa.
Bir mahalleye git.
Bir esnafın yanına otur.
Bir taksiciyle iki dakika konuş.
Bir emekliye sor.
Bir gence sor.
Bak bakalım herkes aynı şeyi mi söylüyor?
Söylemiyor.
Demek ki bir yerde sıkıntı var.
Peki bu sıkıntıyı kim söyleyecek?
Gazeteci söylemeyecek mi?
Köşe yazarı yazmayacak mı?
Yazınca da düşman mı olacak?
Yahu belediyeyi eleştiren herkes belediye düşmanı değil ki.
Adam belki doğru söylüyor.
Belki gerçekten bir yerde sorun var.
Bir bakın.
Bir araştırın.
Doğruysa yapın.
Yanlışsa çıkın anlatın.
Bu kadar zor mu?
Biz kimseyle kavga etmiyoruz.
Kimseye hakaret de etmiyoruz.
Ama gördüğümüzü de yazacağız.
Vatandaş bize gelip anlatıyorsa yazacağız.
Çünkü milletin canı yanıyor.
Milletin işi düşüyor.
Millet kapı kapı geziyor.
Sonra bir de derdini yazdırıyor.
Oradan da ses çıkmayınca ne diyor?
“Boşuna uğraşıyoruz.”
İşte en kötü söz bu.
İnsan kızarsa yine umut vardır.
Bağırır.
Çağırır.
Şikâyet eder.
Ama “Boşuna” demeye başladı mı kötü.
Çünkü artık umudu kesmiştir.
Ben yine aynı şeyi soruyorum.
Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi neyi takip ediyor?
Halkın sesini mi?
Yoksa belediyenin hoşuna giden haberleri mi?
Eleştiri görünce niye susuluyor?
Bir cevap vermek bu kadar mı zor?
Bizi sevmek zorunda değilsiniz.
Yazdıklarımız hoşunuza da gitmeyebilir.
Ama Malatya’nın derdini yazıyorsak bir dönüp bakın.
Haklıysak çözün.
Haksızsak söyleyin.
Ama yok saymayın.
Çünkü yok saydığınız şey biz değiliz.
Vatandaşın derdi.
Malatya’nın derdi.
Biz yine yazacağız.
Cevap verirseniz onu da yazarız.
Vermezseniz onu da yazarız.
Ama kimse kusura bakmasın.
Bu şehir birkaç kişinin anlattığı kadar güllük gülistanlık değil.
Sokağa inince gerçek başka.