Biz hâlâ yapay zekâyı konuşurken gelecek zaman kullanıyoruz.
“Yapay zekâ hayatımızı değiştirecek.”
“Meslekleri dönüştürecek.”
“Şirketleri yeniden şekillendirecek.”
Yanlış.
Değiştirecek değil.
Değiştiriyor.
Üstelik bizim toplumsal değişim dediğimiz şeylere hiç benzemeyen bir hızla.
Sanayi Devrimi’nin fabrikayı, otomobilin şehri, televizyonun aile hayatını değiştirmesi yıllar aldı.
Yapay zekânın böyle bir sabrı yok.
Kapıyı çalmıyor.
Kapıyı açıp içeri giriyor.
Peki önce ne değişecek?
İş hayatı.
Ama mesele, yıllardır anlatıldığı gibi “robotlar gelecek, hepimizi işsiz bırakacak” basitliğinde değil.
Daha tuhaf bir şey olacak.
Aynı işi yapan iki insandan biri diğerinden birkaç kat daha hızlı çalışmaya başlayacak.
Neden?
Çünkü biri yapay zekâyı kullanacak, diğeri kullanmayacak.
Muhasebeci yine muhasebeci olacak.
Avukat yine avukat.
Doktor yine doktor.
Mimar yine mimar.
Gazeteci yine gazeteci.
Ama mesleklerin içindeki insan tipi değişecek.
Asıl kırılma burada.
Diploma önemini kaybeder mi?
Tamamen değil.
Ama diplomanın yanına başka bir soru gelecek:
“Ne biliyorsun?” sorusu kadar…
“Bildiğini ne kadar hızlı işe dönüştürebiliyorsun?” sorusu da önemli olacak.
Bu, eğitim sistemini bile sarsacak.
Çünkü yıllardır çocuklara cevap öğretiyoruz.
Oysa yeni dönemin kıymetli insanı, cevabı ezberleyen değil, doğru soruyu sorabilen insan olabilir.
Acayip değil mi?
Bir zamanlar öğretmen “Soru sorma, dersi dinle” derdi.
Yakında şirketler “Bize iyi soru sorabilen insan lazım” diyecek.
Ekonomide de yeni bir sınıf farkı oluşacak.
Eskiden sermayesi olanla olmayan ayrılıyordu.
Sonra teknolojiye erişenle erişemeyen ayrıldı.
Şimdi bir başka eşik geliyor:
Yapay zekâyla birlikte düşünebilenler ve düşünemeyenler.
Bu yalnızca şirketler arasında olmayacak.
Şehirler arasında olacak.
Ülkeler arasında olacak.
Hatta aynı evin içindeki iki kardeş arasında bile olacak.
Biri teknolojiyi oyuncak gibi kullanacak.
Diğeri kaldıraç gibi.
Aradaki fark birkaç yıl sonra gelir farkına, statü farkına, hatta özgüven farkına dönüşebilir.
Kültür ne olacak?
Belki en büyük kavga orada çıkacak.
Çünkü insan yalnızca işini kaybetmekten korkmaz.
“Beni özel yapan şey ne?” sorusunun cevabını kaybetmekten de korkar.
Bir makine şiir yazarsa…
Beste yaparsa…
Resim çizerse…
Film senaryosu çıkarırsa…
İnsan dönüp kendine şunu soracak:
“Ben ne yapacağım?”
Cevap belki sandığımızdan basit.
İnsan yine insanlık yapacak.
Çünkü bilgi ucuzladıkça…
zevk pahalılaşacak.
Üretim kolaylaştıkça…
seçim değer kazanacak.
Herkes bir şey yazabildiğinde iyi editör kıymetlenecek.
Herkes görüntü üretebildiğinde iyi yönetmen fark yaratacak.
Herkes konuşabildiğinde gerçekten sözü olan insan aranacak.
Bir de toplumsal tarafı var.
İnsanların yalnızlığı.
Arkadaşlıkları.
Aşkları.
Otoriteyle ilişkileri.
“Bilene danışmak” dediğimiz eski alışkanlık bile değişebilir.
Eskiden babaya sorardık.
Öğretmene sorardık.
Ustaya sorardık.
Google’a sorduk.
Şimdi sohbet eden, cevap veren, bizi tanıyan sistemlere soracağız.
Bu küçük bir değişiklik değil.
Bu, toplumun bilgiye kime güveneceğini yeniden seçmesi demek.
Bence önümüzdeki dönemin asıl sorusu şu olmayacak:
“Yapay zekâ insanın yerini alacak mı?”
Asıl soru şu olacak:
Yapay zekâyı kullanan insan, kullanmayan insanın yerini alacak mı?
İşte o soru…
Şirketleri de sarsacak.
Okulları da.
Aileleri de.
Devletleri de.
Ve galiba en çok da bizim kendimiz hakkında yıllardır anlattığımız hikâyeyi.