Malatya’da otobüs bileti 25 liraydı.
35 lira oldu.
Yani bir gecede yüzde 40 zam.
Şimdi diyecekler ki; mazot pahalı, lastik pahalı, parça pahalı, işçilik pahalı…
Eyvallah.
Bunların hepsi doğru.
Ama bir şeyi unutuyoruz:
Vatandaşın da hayatı pahalı.
Hem de öyle böyle değil.
Markete gidiyorsun, elin yanıyor.
Kasaba gidiyorsun, iki kere düşünüyorsun.
Kirayı zaten söylemeye gerek yok.
Elektrik, su, doğalgaz derken maaş daha ayın ortasını görmeden buhar oluyor.
Şimdi bir de otobüs.
Bir kişi evinden çıkacak, çarşıya gidecek, dönecek…
70 lira.
Arada başka bir yere uğradı mı, bir otobüs daha değiştirdi mi, oldu sana 100 liraya yakın para.
Eskiden insan “Çarşıya bir ineyim” derdi.
Şimdi “Çarşıya insem kaça mal olur?” diye düşünüyor.
İşin can sıkıcı tarafı da bu zaten.
Toplu taşıma dediğin şey lüks değildir.
Adı üstünde: toplu taşıma.
Arabası olmayana lazım.
Öğrenciye lazım.
Emekliye lazım.
Asgari ücretliye lazım.
Hastaneye gidene lazım.
İşe gidene lazım.
Çocuğunu okula götürene lazım.
Yani bu hizmetten en fazla yararlanan kesim, zaten cebinde parası en sınırlı olan kesim.
Sonra kalkıp yüzde 40 zam yapıyorsun.
İnsan ister istemez soruyor:
Peki vatandaş kendi gelirine yüzde 40 zammı nereden yapacak?
Emekli maaşına kendisi mi zam yapacak?
Asgari ücretli patronun karşısına geçip “Otobüse zam geldi, benim maaşı da artır” mı diyecek?
Esnaf her sabah kepengi açınca yüzde 40 fazla mı kazanacak?
Kazın ayağı öyle değil.
Ekonomide rakam başka şeydir, mutfak başka şey.
Kâğıt üzerinde 10 lira zam dersiniz.
Ama o 10 lira, her gün işe gidip gelen adam için ay sonunda ciddi para eder.
Evde iki kişi toplu taşıma kullanıyorsa daha da beter.
Bir de öğrenci varsa…
Al sana yeni bir gider kalemi.
Paran olmadığı için bazı şeylerden uzak kalmaya başlıyorsun.
Akrabana daha az gidiyorsun.
Çarşıya daha az çıkıyorsun.
Çocuğu kursa göndermeyi düşünüyorsun.
Hastane işini bile “yarına bıraksam mı” diyorsun.
İşte mesele tam burada başlıyor.
Ulaşım pahalılaştığında sadece otobüse binmek pahalılaşmıyor.
Şehirde yaşamak pahalılaşıyor.
İnsanın şehirle bağı zayıflıyor.
Hele Malatya gibi depremden çıkmış bir şehirde bu meseleye biraz daha başka bakmak lazım.
İnsan hâlâ ev derdinde.
Kiracı kira derdinde.
Esnaf iş derdinde.
Genç iş derdinde.
Emekli geçim derdinde.
Şehrin yarası daha tam kapanmamış.
Böyle bir yerde belediyecilik sadece “maliyet arttı, biz de zam yaptık” demek olmamalı.
Biraz da vatandaşın hâline bakmak lazım.
Elbette MOTAŞ zarar etmesin.
Elbette otobüsler yürüsün.
Elbette hizmet devam etsin.
Kimse bedava ulaşım istemiyor.
Ama ölçü diye de bir şey var.
Muvazene diye bir şey var.
Vicdan diye bir şey var.
Yüzde 40 zam az buz değil.
Üstelik bu şehirde insanların alım gücü ortada.
Bugün mesele 35 liralık bilet değil aslında.
Mesele şu:
İnsanların hayatındaki en sıradan şeyler bile yavaş yavaş lükse dönüşüyor.
Bir kahve içmek lüks.
Dışarıda yemek lüks.
Çocuğu gezmeye götürmek lüks.
Şimdi otobüse binmek de lüks oldu.
Vatandaşın serzenişi de tam burada:
“Biz bu şehirde bir yerden bir yere gitmeyecek miyiz?”
Gideceğiz elbet.
Ama galiba bundan sonra evden çıkarken cüzdanı bir kere daha kontrol edeceğiz.
Çünkü Malatya’da artık yolun kendisinden çok, yol parası yoruyor.